
Yeni bir güne fiilen olmasa da hukuken ya da daha mantıklı bir şey söylemek gerekirse, saaten merhaba dediğimiz şu saatlerde canım bir şeyler çekiyordu ki sormayın gitsin. Aslında 10 dakika öncesine kadar canımın ne çektiğini tam olarak kestirebilmiş bile değildim. Hattâ bırakın bunu, canımın tat anlamında mı yoksa uğraş anlamında mı bir şey çektiğini bile tam olarak ayırt edememiştim. Önce yatağımdan silkinerek kalktım ve benim her gün onlarca kez ziyaret ettiğim mutfağı ziyaret ettim. Buzdolabını açtığımda pek dişe dokunur bir şey göremedim. Canım yemek yemek istemiyordu ama bir dilim beyaz peynir ağzıma attım. I ıh, geçmedi canımın isteği. Bir bardak su, ı ıh, yine geçmedi. Mutfaktan gönlü hüzünlü bir şekilde odama dönerken aklıma günlüğüme bir şeyler karalamak geldi. İşte tam bu anda bu fikrin bile canımın isteğini geçirdiğini düşündüm. Ne de güzel düşündüm, pek de güzel düşündüm.
İşte böyle başladı benim bu yazıyı yazma maceram. Başkalaşmış bir anın can sıkıntısı ile buluştuğu anda, klavyenin eşliğinde bir temaşa idi bu. Ben de bir şey anlamadım bu yazıdan sizin gibi.
Son günlerde aslında sürekli şikayetçi olduğum bir durum var. Hoş, birden fazla durum var ama ben şu anda bir tanesini söyleyeceğim. O da çok yanık bir insan olmam.
Yaz geldiğinde güneşe çıkmaya göreyim, o narin, hassas tenim hemen kızarmaya başlıyor. Güneşin çok yakıcı olmasına gerek de yok, bir süre altında durayım hemen mangalda kızarmış et gibi oluyorum. İşin kötü yanı akşam eve geldiğimde cildim gerim gerim geriliyor. Yılan derisi gibi.
En son bir iki gün önce Ankara’da sıcak ayyuka çıkmıştı. Ben de artık benimle bir bütün oluşturan montumu bismillah diyerek askıya astım ve kendimi yeni aldığım kısakollu (tişört) ile sokağa attım. O bar senin bu bar benim olmasa da Kızılay’da biraz dolaştım. Evet döndüğümde ise kolumun kıpkırmızı olduğunu gördüm ve yüzümün de karardığını fark ettim.
Allah kimsenin başına vermesin.
Zaten bir süredir güneş kremi alma düşüncesi aklımda vardı ama o gün iyice yerleşti bu düşünce bende. Gerçi ben krem kullanmayı pek sevmiyorum. Sürekli abdest al, krem gitsin, tekrar krem sür, tekrar abdest derken uğraş dur işin yoksa.
Var mı başka önerileri olan? ( Tabii kremden ve güneşe çıkmamaktan başka, a bir de şapka takmayı da sevmiyorum.
)
Not: Görseli her zamanki gibi bir siteden arakladım. Yazıyı okurken bile yandığımı hissettim. Sanırım Pavlov beni görseydi itiyle falan uğraşmaz, klasik koşullanmasını direkt benim üzerimde denerdi. Baksanıza yanmak deyince bile hemen terlemeye başlıyorum.
İşte bu psikolojiye karşı etki yapması için o deniz seriniliği gelen hamak fotoğrafını koydum…

1 ahkâm kesilmiş, ilkin okuyayım, sonra ben de yazarım bir şeyler
9 Eylül 2009, 12:19