Daha evvel de Türkçe ile ilgili birkaç deneme yazmış olmama rağmen sürekli bir şeyler yazma ihtiyacı duyuyorum. Bu da sanırım sanırım sürekli karşılaştığım birkaç pürüz ya da bana sorulan birkaç sorudan olsa gerek. İşte o yazdığım yazılardan bir tanesi de “Türkçe Yasasına Evet Ama…” başlıklı yazım idi. O yazıyı okumak için şuraya gözatabilirsiniz. Ya da “Türkçenin Esas Zenginliği” adıyla yazdığım yazıya da şuradan ulaşabilirsiniz.
Efendim, önceki yazılarımı hatırlattıktan sonra bu yazıda ne yazacağımdan kısaca bahsedeyim size. Sizin de bildiğiniz gibi birkaç hafta önce “Türk Blog Yazarları” olarak 2. toplantımızı yapmıştık. Toplantıda birçok konuyu konuştuk ve bu konulardan en önemlisi “Bloglarda Türkçe” konusuydu. Neyse konunun sonunda Blog kelimesine Türkçe bir karşılık bulmak ve onu kullanmak ilk hedefimiz olacaktı. Akabinde hemen ben şu sayfayı oluşturarak yazarların görüşlerini almaya başladım. İşte gelen görüşler arasında çok uç noktalarda olanlar da, bu kelimenin değişmemesini savunanlar da, hattâ yaptığımız işe “saçmalık” diyenler de vardı. Bu kelam benim sabrımı taşıran son damla olmakla birlikte ben de bir şeyler yazma gereği duydum. Şimdi milletin kafasında bulunan bazı noktaları gidermek istiyorum…
Dilin Nedir ve Dilin Önemi
Dil nedir ve neden önemlidir konusu ile ilgili bir kitaptan bir bölüm yazıyı şurada yazmıştım. Lütfen üşenmeden orayı okuyun.
Türkçeleştirme Nasıl Yapılır
Yabancı bir dilden Türkçeye giren bir kelime il önce dil bilimciler tarafından saptanır ve ona karşılık aranmaya başlanır. Karşılık aranmadan evvel bu kelimenin kavramı üzerinde epeyce bir tartışma yapılır. Kavram tüm dil bilimciler tarafından anlaşıldığı zaman Türkçenin eski devir sözlüklerine (mesela bilinen ilk sözlüğümüz Kaşgarlı Mahmud tarafından yazılan Divân-ı Lügati’t-Türk) bakılır. Bu sözlükten tarama yapılarak bu kavram bizde daha evvelden kullanılmış mı diye bakılır. Eğer uygun bir kavram varsa bu kavram kullanılır. Mesela “Mortgage” kelimesi için “Tutulu Satış” karşılığı sanırım bu kitapki bir kelimeden hareketle bulunmuştu. Eğer bu sözlüklerde yoksa, Türkçenin diğer lehçelerindeki yani Türkmence, Azerice gibi lehçelerdeki sözcüklere bakılıyor. Bu sözlüklerden karşılık bulunmaya çalışılıyor. Eğer o da bulunamazsa ki genellikle yeni bir kavram ise bulunamıyor ve karşılık türetilmeye çalışılıyor. Türetilen karşılıklar Türkçe kök ve ekler vasıtası ile yapılıyor. Ayrıca karşılık bulunacak kelimeye ses olarak benzetilmeye çalışılıyor ki böylece değişim kolay yapılabilsin. Mesela “ekol” kelimesine karşılık olarak “okul” kelimeyi türetilmişti. Bu da kullanılan kelimelerden zaten.
Bugün Türkçeleştirilen birçok kelimenin Türkçesi kullanılmıyor. Çünkü siz de biliyorsunuz ki bunda geç kalındı. Mesela TDK, “internet” kelimesine karşılık olarak “genel ağ” kelimesini kullandı. Ancak internet kelimesi dilimize çok evvelden girdiği için ve her alanda kullanıldığı için buna karşılık olarak bulunan genel ağ kelimesi kullanılmadı. İnternet kafe, internet sitesi, internet tarayıcı, internet günlüğü, internet dünyası gibi birçok tamlamaya girdi ve artık Türkçeleşti. Ancak her kelime bu internet kelimesi gibi değildir. Mesela “blog” kelimesi henüz dilimize tam olarak yerleşmemiş, değiştirilmeye açık bir kelimedir. Çünkü birçok insan bu kelimenin ne olduğunu bile bilmiyor. Bu kelimeye bir karşılık üretilse ve çok değil 2 ay o karşılık kullanılsa o kelime Türkçeleşecektir.
Elbette Türkçeleştirilen kelime kullanılacak diye bir kural yoktur. Bu kelime halkın beğenisine sunulur. Birçok yazar, aydın tarafından bu kelime kullanılırsa ve halk da bu kelimeyi kullanmayı uygun görürse zaten bu kelime tutacak ve kullanılmaya devam edecektir.
Neden Türkçeleştirelim?
Her dilin kendine has bir yapısı vardır. Türkçenin de belli başlı kanunları vardır, melodisi vardır. Mesela Türkçede “lütf” gibi bir kelime kullanılmıyor ve araya bir “ü” sesi getiriliyor da, “Kürk, sirk” gibi kelimelere “i” getirilmiyor hiç düşündünüz mü? Çünkü Türkçede iki sessiz harf yanyana gelir ancak bir şartla gelir. Seslerden birisi sedalı olacak, diğeri ise sedasız olacak. “Türk, kürt, sirk” gibi kelimelerde yanyana gelen seslerden ilki sedalı, ikinci ses ise sedasızdır. Ancak “lütf” kelimesindeki “t” ve “f” sesleri sedasız olduğu için yanyana gelemezler. Mesela Türkçede “-l” ve “-n” diye iki tane edilgenlik eki vardır. Bir kelimede iki tane edilgenlik durumu olan kelime varsa bu eklerden önce bir tanesi, sonra da diğeri gelir. Çünkü aynı ek üst üste gelirse Türkçenin melodisine aykırılık yapacaktır.
Üstteki paragrafta bahsettiğim gibi, her dilin kendine özgü melodisi, kuralları vardır. Dillerin ağızlarında(Karadeniz, Doğu Anadolu, İç Anadolu, Ege vs.) bile diğer ağızlara ait kelimeyi insanlar söyleyemezken yabancı dillerden geçen kelimeleri söylemesi oldukça zor olacaktır. Türkçeye diğer dillerden geçen kelimeler de bugüne kadar hep Türkçenin kurallarına uydurulmuştur.
Her dilin bir anlam gücü vardır, anlam alanı vardır. Türkçe de şüphesiz yer yüzündeki dillerden anlam alanı en iyi diller arasına girecek kadar zengin bir dildir. “Blog” kavramının anlamını bilmeyen birisine, “Benim internette bloğum var.” ve “Benim internette günlüğüm var.” dediğiniz zaman ilk cümle insanda bir çağrışım yapmayacak ancak ikinci cümle bir çağrışım yapacakır. Okuyucu hemen “demek ki bu adam günlük bir şeyler yazıyor, yazılar falan yazıyor” diye zihninde çağrışım yaptıracaktır.
Elbette “günlük” kelimesi “blog” kelimesini tam karşılamıyor olabilir ancak Türkçede birçok kelime anlam daralmasına uğradığı gibi anlam genişlemesine de uğrayabilir ve yeni anlamlar kazanabilir.
Dil Canlıdır O Yüzden Küreselleşmeye Mahkûmdur
Evet, tüm diller canlıdır. Ancak küreselleşmeye mahkûm değildir. Yeryüzünde yaşayan her millet biribiri ile gerek kültürel, gerek siyasî ve gerekse de ekonomik ilişkiler içerisindedir. Bu ilişkiden kaynaklanan kelime alışverişi elbette olacaktır, kimse bunu inkâr edemez. Ancak bu durumun sebepleri iyice irdelenmelidir. Bugün dünyada evrensel dili konuşan İngilizler ile bizim ne gibi siyasî, ekonomik ve kültürel ilişkilerimiz vardır bunu hiç düşündünüz mü? Yani bu ilişkiler neticesinde mi biz İngilizce hayranı olmaya başladık?
İngiltere ve Amerika gibi batılı devletlerin bizim gibi geri kalmış ülkelere yaptığı bir dil sömürgeciliğidir bu. Kendi yaşayan dillerini, bizim ülkemizdeki insanlara özendirerek, öykündürerek kullandırma çabası içerisindedirler. Zira bugün bu aşağılık duygusu yüzünden birçok insan cümlelerinin arasına bilgisini(!) gösteren birçok İngilizce kelime serpmektedirler. Bu yanlış bir tutumdur.
Dünyada milletlerin doğuşundan bu yana her millet kendine has kültürü ile yeryüzünde var olmuştur. Kendi kültürünü kaybeden toplumların adı yeryüzünden silinir. Nitekim Macaristan civarında yaşayan birçok Türk, Hun Türk’ü asimile olmuş ve isimlerini yaşatamamışlardır. Kültürel soykırıma uğrayacak devletlerin başında da diline sahip çıkamayan devletler vardır.
Evet, biz birçok yönden küreselleşmeye karşı değiliz. Diğer dünya ülkeleri ile birçok ortak iş yapabiliriz ancak kendi kültürümüzü, geleneğimizi ve dilimizi müdafaa ettiğimiz sürece bunu başarırız. O zaman o devletler bizim üzerimizde hak iddia etmez ve bizim fikirlerimize itibar ederler. Unutmayalım ki, kendini yeryüzünde var edemeyen bir millete kimse var demez.
Arkadaşlar aslında yazacağım çok şey var ancak bu konu ile pek alâkalı olmadığı için yazamadım. Siz bana aklınıza takılan hangi soruyu sorarsanız onun cevabını bilahire yazacağım. Çünkü aslında yukarıda yazdığım her başlık ayrı ayrı irdelenmesi gereken bir konu. O yüzden böylesine özet gibi bir şeyler yazdım. Lütfen kusuruma bakmayın.

diyeceklerim var, ben de ahkâm kesmek istiyorum
Bağlantılar
saç ekimi, estetik , Kartuş Dolum Seti , vajinismus tedavisi , telefon dinleme, kısırlık tedavisi, moliva, Acı Meksika Biber Kapsülü Resmi Satış Sitesidir.