
Başlık biraz iddialı oldu zannımca. Ama elimden geldiğince, dilim döndüğünce izah etmeye çalışacağım, düşüncelerimi. Amacım öyle makalemsi bilgilerle sizi sıkmak değil, düşüncelerimden hareketle deneme-sitem tadında bir şeyler ortaya çıkarmaktır.
Son günlerde özellikle revaçta olan bir tartışma: Türklük-Kürtlük. Ben işin sadece “Türklük” kısmını ele almak istiyorum:
Türk nedir? Sizce böyle bir kelimenin tanımını yapmak bir hayli zor değil mi? İdeolojilerin kelimeleri de kendi parmaklıklarına kapattığı bir dönemde yaşıyoruz. Haliyle her kelimenin her ideoloji için bir tanımı olacaktır.Kimine göre “kan bağı“, kimine göre “Türk’üm diyen“, kimine göre ise “Gevurla çarpışmayı göze alan“ Türk‘tür. Nitekim onlarca tanım daha sıralayabiliriz. Ancak onlarca tanımın ortak noktalarını görmek de pek zor olmasa gerek. Hemen birkaç tanesini sıralayalım.
Aşağı yukarı saf diyebileceğimiz bir kan bağı ile birbirine bağlı; aynı kültürden, geçmişten, savaşlardan, barışlardan, eğitimden, öğretimden, mutluluktan, sevinçten… vs. gelen kişilere Türk diyebilir miyiz? Bence deriz. Hem de altını çize çize.
Peki ya insan geçmişini kaybederse Türklüğünü de kaybeder mi? Bence kaybeder dostlarım. Bence, kesinlikle kaybeder. Bugün biz Aprunçır Tigin‘in Mevlânâ‘nın, Yunus‘un, Baki‘nin, Fuzuli‘nin şiirlerine; sağcımız, solcumuz, ülkücümüz, komünistimiz, faşistimiz, kapitalistimiz sahip çıkmayacaksak, bu “öteki”ninki, bu “beriki”ninki diyeceksek, nerede kaldı ortaklığımız, Türklüğümüz?
Ufak bir şey daha. Çok ufak ama çok hazin:
Son dönemlerde açılım da açılım tutturduk gitti. Katılırız ya da katılmayız, destek veririz ya da vermeyiz, bu hiç önemli değil. Biz Kürtlere “anadil”de eğitim neymiş kardeşim? Ne demek Kürtçe eğitim? Tek bir eğitim dili var, o da Türkçe! demiyor muyuz? Diyoruz. Peki ya biz anadilimizde eğitim alabiliyor muyuz?
Bknz: Odtü, Boğaziçi, Hacettepe ya da her ne zıkkımsa. Buna itiraz edenimiz var mı ?
Pek sanmıyorum ya.
Buradan konuyu bir yere bağlayacağım falan yok. Sadece eski geleneklerimizden birisini günyüzüne çıkaran birisine teşekkür etmek ve kendisini bu yazımla desteklemek istiyorum.
Karşılaşmamız ne kadar tevafuk olsa da…
Geleneksel Türk Savunma ve Mücadele Sporu, Cenk Sanatı: Matrak
Ben “matrak” adını üç yerde duymuştum:
Bir, “Matrak” diye bir radyo programı vardı. İki, bir hocamız derste “Çorumlu Gurbet” şiirini okurken “Matrak” adında bir kafeden bahsetmişti. Üç, KPSS kitaplarından adına rastladığım Matrakçı Nasuh.
Matrakçı Nasuh’u biz minyatür ustası, nakkaş, matematikçi ve tarihçi olarak biliriz. Oysa bizim Nasuh’un adının başındaki “Matrakçı” ibaresi ne ola ki? Bize neden adına bile sinen “matrak”çılığı unutturulmuş da biz onu sadece minyatür ile anıyoruz ki? Değil mi ?
Arkadaşlar, “Matrak” bir tür savunma sporudur. Cenk sanatıdır yani. Tarihi Osmanlı’ya kadar dayanır.
Matrak, Osmanlı’da Yeniçeriler ve Sipahiler tarafından kılıç eğitimi amacıyla talim edilmiştir. Sultanlar spor amaçlı öğrenmiş ve uygulamışlardır. Tabiî bizde her kötü şeyi ortadan kaldırırken kötü şeyi de kaldırma adetiyle, Yeniçerilerle beraber Matrak’ı da kaldırmışız.
Matrak, bir nevî savunma sanatıdır. Dövüş oyunudur. Karate, Taekwando gibi yani. Nasıl elin oğlu kılıcı alıyor eline eskrim midir, nedir, ondan yapıyor ya. İşte bu da bizim geleneksel sporlarımızdan bir tanesi.
Bizim minyatürcü diye nam salan Nasuh, bu oyunun tam 160 tane temel tekniğini belirlemiştir.
Nitekim, bu spor günümüzde unutmaya yüz tutmuştur. Ben inanıyorum ki, bu spor gelecek zamanda tüm Türkiye’de yayılacak ve beğeniyle izlenilecektir.
Matrak konusunda detaylı bilgi almak istiyorsanız ben sizi bu sporu günyüzüne çıkaran Matrakçı Efkan Çalış ağabeye -Mevlanader’de karşılaşmıştık işte- yönlendiriyorum. Onların web sitesi aracılığıyla Matrak hakkında ve hattâ bir başka sporumuz Tomak hakkında detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz. Hattâ dilerseniz Matrak sporu ile ilgili videoları da izleyebilirsiniz.
Matrak hakkında detaylı bilgi için buraya tıklayınız…
*görsel censanati.com ‘dan alınmıştır.

3 ahkâm kesilmiş, ilkin okuyayım, sonra ben de yazarım bir şeyler
28 Aralık 2009, 16:47
Selamlar,
Yazınızı beğeniyle okudum,
Unutulmuş olan kültür, yabancı kültür gibi algılanıyor.
Biz yinede insanımızın kültürüyle tekrar buluşması için çalışıyoruz.
Sizlerin desteği ile bu çalışmanın başarıya ulaşma süresi kısalacaktır.
Cenk Sanatı Matrak camiası adına desteğiniz için teşekkür ederim.
Saygı ve Sevgilerimle,
Matrakçı Efkan ÇALIŞ
30 Ocak 2010, 01:49
Yazınızı okurken gercekten keyif aldım. Daha birkaç gün önce arkadaşlarımda türk nedir aslında? kimlere türk deriz?…bunlardan bahsediyorduk. Konuştuklarımıza paralel oldugunu gördum yazınızın.Sanırım bazı zamanlar sadece tanımlamak yetmiyor, ne olduğunu anlamak için hissetmek gerek. Öyle garip ki, insanlar türk olmaktan utanır haldeler. bir batıdır gidiyoruz hadi bakalım…sanki herşeyde onlar ileri.Hadi diyelim ki öyle.Peki taklit ederek mi sahip olacağız,barındıracağız aynı değerleri, görüşleri….bazen cok ciddiye alıp ne kadar zor oldugunu düşünuyorum.Beni bu hayatta en cok insanlar şaşırtıyor.yaptıkları değil yapmadıkları.
30 Ocak 2010, 02:04
Efendim, ilerilik kavramı izafi bir kavram zaten. İlerilik sanayiye paralel, teknoloji ile ya da bol ışıltılı dünya ile mi eşdeğerdir? Ya da bol para mıdır ilerilik, modernlik? Ben bunlara temelden karşıyım. Batı’ya da temelden karşıyım zaten. Modern dünyaya ise toptan karşıyım. Bunu inşallah ileride yazılı bir hale getireceğim.
Teşekkürler.