
Bir süreden beri Türkiye’nin gündemini zaman zaman meşgul eden meselelerden bir tanesi Tekel İşçilerinin durumu. Birkaç ay önce başladıkları direnişleri henüz devam ediyor. Ankara‘da yaşayan birisi olarak, Sakarya Caddesi‘nden her geçişinizde oradaki durumu rahatlıkla görebiliyorsunuz.
Bu yazımda onların haklılıklarını ya da haksızlıkları hakkında uzun uzun beyanat verecek değilim. Sadece bir iki hususta fikrimi söyleyip, yazımı noktalayacağım, o kadar.
Şimdi tam olarak olayın içyüzünü detayıyla bilmemekle birlikte, bildiğim sadece; geçen yıllarda özelleşen Tekel‘in işçilerini 4-C kapsamında, yani özel şirket elemanına yakın bir statüde çalıştırmaya devam ettirilmek istemesi. 4-C kapsamında çalışmak istemeyene de bir miktar tazminat verip (40 milyar civarında sanıyorum) esnaflığa yönlendirilmesi meselesi .
Öncelikle Türkiye’de refah içinde, mutlu mesut yaşayabilmek için bir aileye ortalama 2500-3000 TL maaş girmesi gerekir değil mi? Yani 700-900 arası bir maaşla geçinen ailenin geçinmesi mümkün mü? Üstelik bu adam yıllarca 2500-3000 lira civarında bir maaş alıp da hayatlarını bu yönde plânlıyorsa…
Neyse efendim, fazladan işin detayına girmeyeceğim. Ben birkaç arkadaşımla konuşmamda arkadaşların, “Ya çiftlik gibi bu adamlar 2,5 – 3 milyar lira maaş aldılar yıllarca, üstelik işe de gitmediler.” gibi cümleler sarf ettiğini duydum. Ben onların düşüncesinin tamamen siyasî, taraflı olduğunu düşünüyorum. Hangimize devlet 3 bin liralık maaş bağlasa hayır deriz ki? Ben demem şahsen. Bunun dışında bir de asgari ücretle geçinen aileler var diye bir savunmada bulunmayı da ihmal etmiyorlar. Efendim, problem onların 2.500 lira maaş alması değil. Problem milletin asgari ücretle geçinilmeye mecbur bırakılması. Ben isterim ki ülkemdeki çalışan her vatandaş en az 2 bin lira maaş alsın. Bu insanca yaşamanın ilk şartıdır zannımca.
Benim esas canımı sıkanlardan bir tanesi, insanların verdiği mücadelenin hep siyasal boyuta kaçması. Neden Ankara’nın göbeğindeki bu direniş çadırlarında bir tane sağ görüşlü partinin desteklediği çadır yok? Efendim, sağcılar hiç mi ezilmiyor? Hiç mi devlet tarafından haksızlığa maruz bırakılmıyor? Bence tam tersi. Orada çadırlarda mücadele veren adamların davasıyla, öte yanda atanamayan yüzbinlerce öğretmenin davası aynıdır bence.
Rahatsız olduğum husus, oradaki işçilerin sırtından siyaset yapan sol görüşlü partiler, terör yandaşı sendikalar ve partilerdir. Oradan geçerken, hep bıyıkları ağızlarının içine girmiş adamlar görmekten bıktım. Ya da çadırların içindeki “sarı, kırmızı, yeşil” renkli battaniyeleri izlemek beni tiksindiriyor.
Bu direniş belli bir kesimin direnişi olamaz. Ancak onları destekleyenlerin büyük bir çoğunluğu PKK sempatizanıdır. Bunu gidip, gözlerimle gördüm birkaç kez. Bunda işçilerin de kabahati yok zannımca. Her gördüğü fırsatı kaçırmak istemeyen devlet düşmanlarının uyanıklığı falan.
Neyse efendim, gökten üç elma düşürelim; birisi bana, birisi siz okuyucularıma, diğeri de tekel işçilerine. pkk sempatizanlarına mı? onlara, neyse.

6 ahkâm kesilmiş, ilkin okuyayım, sonra ben de yazarım bir şeyler
20 Şubat 2010, 23:42
Kaancım, Tekel(ciler)i epeydir haberlerden takip ediyorum ama nedense 60 küsur gündür çıakrttıkları gürültünün samimiyetine hâlâ inanamıyorum. İşin tuhaf tarafı, bu eyleme karşı çıkanlar da eylemi destekleyenler de tam olarak Tekelcilerin önceki maaşları ve özlük hakları konusunda tam bir açıklama yapmıyorlar. Televizyonların aksine etrafımdaki pek çok insan, Tekelcilerin dudak uçuklatan maaşlarından bahsediyorlar. Ortada bir mağduriyet, bir haksızlık varsa bence asıl haksızlık bu detaydadır. Atanamayan yüzbinlerce öğretmen adayı ve çok kötü şartlarda çalışan ücretli öğretmenlerindir asıl eylem hakkı
22 Şubat 2010, 23:24
evrene sonuna kadar katılıyorum.
26 Şubat 2010, 17:33
evren ve hanne bu tür konularda bilmeden konuşma yapmak ve o konuşmaya hak vermekten daha iyi şeyler yapmanız lazım. evren anladığım kadarıyla öğretmensin, senin yetiştireceğin insanlar nasıl olacak da aklı, vicdanı ve irfanı hür insanlar olarak kendilerini yetiştirecekler? tekelcilere verilen maaşlardan bahsediyorsun, peki neden verilmeyenleri, ellerinden alınanları görmek istemiyorsun? sana verilen bir hakkı elinden almaları durumunda koparacağın yaygarayı düşünebiliyorum. bu sadece senin için değil bütün herkes için böyle, verilen bir hakkın alınması hiçkimse için kabul edilebilecek bir durum değildir.
26 Şubat 2010, 17:42
kaan bir kaç söz de yazın için söylemek istiyorum ve sorduğun soruya cevap vermek istiyorum. birincisi çok güzel bir yazı yazmışsın ama sonunda biraz alakasız bir bağlantı ile “Neden Ankara’nın göbeğindeki bu direniş çadırlarında bir tane sağ görüşlü partinin desteklediği çadır yok? ” sorusunu sormuşsun. bu ülkede sağa itaat etmeyi öğretenlerin emellerinin gerçekleşmesi sonucu, sağ sadece itaat eden, sorgulamadan kabul eden. kafasına vurulup ekmeği elinden alınabilecek bir kitle olarak düşünüldü. o nedenle tüm işgencelerden, zulümlerden, baskılardan nasibini alan kitle solcu insanlar(pkk’lıları, pkk sempatizanlarını, bölücüleri kastetmiyorum) oldu. çoğu kesimin(sağcı) hoşuna gitmemekteler, bununla da yaptıklarının ne kadar doğru olduğu ortaya çıkıyor… ayrıca kaan son olarak yazında “Rahatsız olduğum husus, oradaki işçilerin sırtından siyaset yapan sol görüşlü partiler, terör yandaşı sendikalar ve partilerdir.” demişsin. sağcılıkla faşiszmi aynı kefede değerlendiremeyeceğimiz gibi, solculukla da bölücülüğü aynı kefeye koymamak lazım! bunu iyi düşünüp hayatının geri kalan kısmında bu ayrımı yapabilecek seviyeye ulaşmanı temenni ediyorum.
27 Şubat 2010, 19:56
emre, ben bir şeyleri aynı kefede değerlendirmediğimi nasıl izah edeyim sana bilmiyorum. orada aynı kefede değerlendirdiğimi işaret dahi etmiyorum. buna en ufak atıfta bulunmuyorum. dikkatli okursan eğer, “oradaki işçilerin sırtından siyaset yapan sol görüşlü partiler, terör yandaşı sendikalar ve partilerdir.” demişim ben. dikkat edersen burada hepsine ayrı ayrı değinmem neyin ne olduğunu anlamana yardımcı olabilirim.
bir diğer husus da insanları burada düşüncelerinden dolayı yargılarken, biraz daha dikkatli bir üslûpla yazman gerekiyor.
24 Mart 2010, 23:44
Kelamı dolandırmadan söze giriş yapmak isterim.
Öncelikle Tekel işçilerinin aldığı maaşın yüksek olması o maaşı devamlı alacağına bir delil olamaz. Ayrıca bu insanları orada gösterip de vah vah yazık bu adamlara ajisatyonunu yapanların bu paraların halkın tamamının cebinden çıktığını unutuyorlar. Ortada her ay ödenen bir meblağ var ve bu meblağ halkın cebinden çıkıyor. Sendikaların bu kadar işçiden aldığı aylık ücretler bile toplandığında muazzam bir miktar olarak karşımıza çıkıyor. Şimdi ortada görünen mazlum Tekel işçisinin dramını bütün haber kanalları gösterirken bu işçilerin ödenen maaşların kaynağı olan vergi mükellefi halkı kimse göstermiyor. Efendim bunlar şu kadar maaş alıyor bırakınız alsınlar denmesi bir zümreye imtiyaz demektir. O zaman diğer zümrelere haksızlık olacaktır. Nitekim devlet bu işçilere destek veren belediyelere gelin alın bu işçileri dedi ama kimse almadı, almaya yanaşmadı. Üstelik bunların tazminatları ödenip iş akdi feshi yapılması gerekirken devlet mağdurluğun artmaması için 4 C modeli çıkardı ona da itiraz ettiler. Çünkü aldıkları bir maaş var ve onu bırakmak istemiyorlar. Peki bu noktada benim bir sorum var “asgari ücret ile geçinen bir kişinin kaderi mi bu?” “neden asgari ücretlilerin maaşları bu seviyeye yükseltilmiyor?”" tekel işçileri insan da asgari ücretliler köle mi?” “aylık geliri 1000 tl bile olmayan özel sektör çalışanlarının maaşları neden bu kadar düşük?” sorular sorunlar hepsi ardı ardına gelecektir. Devlet imkanlarını bir zümre üzerinde toleranslı olarak seferber ederse diğer zümrelerin bundan günahı ne?
Kaan’ın yazısında da buna benzer temenniler var gerçi. Ben de bir kaç temenni eklemek istiyorum. Keşke daha yeşil bir dünya olsa, trafik kazalarında kimse ölmese, dolar 1 tlden daha düşük olsun, terör bitsin, Fenerbahçe Türkiye Kupasını 3 senede bir kazansın gibi gibi. Lakin bunlar temenni etmek ile vücud bulmuyor. (Özellikle fenerbahçe ile ilgili temenni) Bir de karşı karşıya kaldığımız bir gerçeklik var o da eldeki paranın bütün halkı ihya edecek güzellikte olmaması. Ben şunu söylüyorum bu ülkede her vatandaş birer bireydir ve her bireyin eşit mesafede hakkı olması gerekir. Bir kesime imtiyaz verilecekse bunun toplum olarak kabul edile bilir bir gerekçesi olması lazım. (Misalen gerçekten ihtiyacı olan insanlara sağlık haklarından yararlanması için yeşil kart verilmesi gibi) Yine de bu ortak kabul edilebilir mazereti bile suistimal eden insanların olduğu bir ülkede daha çok vahim olaylar var. Konuyu ve örneklendirmeleri daha da uzatabiliriz lakin şu örnek konuyu özetlemeye yeterli gibi görüyorum; Nedense Tekel işçileri ile hükümeti vurmaya çalışan muhalif fikirler ne yazık ki seslerini İzmirde işlerinden atılan belediye işçileri için yükseltmiyorlar.