Evliyâ Çelebi’yi hepimiz biliriz efendim. Kendisi ismi ile müsemma diyebileceğimiz ve asıl adı Mehmet olan Evliyâmızdır. 1600′lü yıllarda İstanbul’da yaşamıştır.
Efendim Evliyâ Çelebi’yi biz ünlü Seyahatnâme’siyle tanırız. Seyahatnâme’de gezdiği ve gördüğü yerleri kendine has üslûbu ile, nükteli bir şekilde anlatmıştır. Anlatırken yer yer abartmalara ve alaylara da başvurmuştur Çelebi. Ben merak edip Seyahatnâme’sini alayım dedim. Ama öyle oturup Eski Türkçe ile falan uğraşmak istemedim. Markette gezerken adını pek duymadığım Lacivert Yayıncılık tarafından basılmış seçme metinlerin olduğu kitabı aldım. Kitap epey hoşuma gitti doğrusu. Gerçekten de hakkında anlatılanlar gibi. İlgimi en çok çeken ise Çelebi’nin seyahate nasıl başladığıydı.
Çelebi, Muharrem ayında, Aşûre gecesi dualar ediyor ve derin bir uykuya dalıyor. Rüyasında Ahî Çelebi Camii’sinde buluyor kendisini. Camiide bir sürü kalabalık var. Kimler yok ki… Evliyâlar, peygamberler, peygamber efendimizin dostları, Mekkeliler, Medineliler, Kerbelâ Şehitleri… vs… Sonra namazda yanında duran adam ona öğüt veriyor. Peygamber efendimiz namazı kıldırınca yanına git ve “Şefaat ya Rasûlallah” de ve yardım dile diyor. İşte peygamber efendimizin yanına giden Çelebi o anı bakın nasıl aktarıyor:
Dokunsalar ağlayacak gibi idim. Her tarafım titriyordu. Aklım başımdan uçup gitmişti sanki. Hiç halime bakmadan, haddimi bilmeden Hz. Peygamber’in mübarek ellerini dudaklarıma götrüdüm. Dileğimi söyledim ama heyecandan “Şefaat Ya Rasûlallah” diyeceğime “Seyahat Ya Rasûlallah” demişim. Hz. Muhammed tebessüm buyurdular.
- “Seyahat ve ziyareti bu kuluna kolay eyle Yâ Râbbi” dediler.
İşte Evliya Çelebi o günden sonra seyahat etmeye başladı. Gezdiği gördüğü yerler ona kolay geldi, o da bu yerleri yazdı. Ortaya Seyahatnâme çıktı.

diyeceklerim var, ben de ahkâm kesmek istiyorum