
Ankara bu aylarda çok sıcak olur. Özellikle güneşin tepeye vardığı vakitlerden batmaya yakın vakitlere kadar güneşte duramazsınız. Durduğunuz an cayır cayır yanmaya başlarsınız tabiri caizse. İşte bugün de böylesine bir gündü Ankara ve benim için.
Bir arkadaşla buluşacaktım. Onu beklerken şöyle gölge bir yere geçeyim de sıcak çarpmasın dedim. Hemen bir ağaç buldum ve ağacın gölgesinde bir bahçe demiri belirdi gözlerime. Gittim yaslandım ve beklemeye başladım.
Evlerinin önünde top oynayan çocuklar dikkatimi çekti. Küçükken bu saatlerde annelerimiz bizleri sokağa çıkartmazdı. Ancak evin bahçesi gölge ise orada oynayabilirdik. Ya da camın kenarına oturur, sokaktan geçenleri izlerdik…
Bahçe demirinde mayıştığım sırada iki tane çocuk güle oynaya geliyorlardı. Ellerinde dondurma ile. Şöyle dikkatlice baktım v gördüğüm manzara karşısında çok şaşırmıştım.
Biz çocukluklarımızın, çocukken yaptıklarımızın ya da yaşadıklarımızın bize özel olduğunu düşünürdük. En azından ben öyle düşünürdüm. Meybuz yemeyi en çok ben severim zannederdim. Ya da misket oynamayı…
Çocuklar dondurmayı üstünden epey yemişler, dondurmanın bir kısmı külahın içine girince külahın dibini ısırmışlar ve dondurmayı dibinden aşağı doğru çekmeye çalışıyorlar, azimle. Böylelikle külahın dibi dar olduğu için dondurma az geliyor ve o dondurmadan alınan zevk süresi artıyor ve de külahın alt kısmı da dondurmaya bulandığı için külah iyice yumşuyor ve tadına tat geliyor.
Velhasılı kelâm, sadece ben dondurmanın dibini ısırır, dondurmayı oradan çekerdim diye düşünüyordum. Meğersem çocukluğun tipik özelliğiymiş bu…

3 ahkâm kesilmiş, ilkin okuyayım, sonra ben de yazarım bir şeyler
14 Temmuz 2009, 11:33
Hem yapmışlığım hem de çocuklarıma öğretmişliğim vardır hocam, yalnız değilsiniz
)
2 Ağustos 2009, 04:23
Evet yanlız değilsin! Bende yaptım! Pişman değilim! Şimdi olsa yine yaparım.
9 Eylül 2009, 12:12
ben de sizdenim:) yapmayan varmıdır acaba!