Yatağıma uzanmıştım. Odanın hafif serinliğini üzerime aldığım cankurtaran(Bir arkadaşla birlikte vermiştik bu hırkaya bu ismi. Zamanında çalıştığım bir işyerinde aniden gelen üşümelere merhem olsun diye askıda asılı dururdu. Ve üşüdükçe giyerdik onu.) sayesinde bertaraf ediyordum. Bir yandan akşam yemeğini hazmetmeye çalışırken bir yandan kitap okuyor ve bir yandan da sıcak sıcak gelecek çayı bekliyordum. Ne de olsa akşam yemeğinden sonra çay gibisi yok değil mi? Kimileri der ya: İster fakir ol, ister fukara. Her yemekten sonra yak bir cigara! Benim cigaram da çayım olsa gerek!
Daha yeni bitirdiğim kitabın etkisini üzerimden atamadan yeni bir kitaba başladım. Artık hız kesmek yok, romanların dünyasından düşmek yok, dedim kendi kendime. Ve birini bitirdiğim an diğerinden birkaç sayfa okumadan bırakmadım.
Nietzsche Ağladığında‘yı okudum. Bitti. Ve şimdi listemdeki kitaplardan Aşk romanına başladım. Elif Şafak‘ın o dillerden düşmeyen (bestseller) romanı, Aşk.
Kendimdeki bir özelliği çok severim: İki şey arasında bağ kurmak, iki şeyi mukayese etmek. Mukayese,…
Tamamını oku |
4 ahkâm kesilmiş »

Son günlerde yazma konusunda çok fazla sıkıntı duymuyorum. Kanımca bu aldığım bir kararın neticesinde oldu. Herhangi bir yerde oturmuş düşünürken aklıma onlarca fikir ve bundan daha güzeli de onlarca söz geliyor. Ve hepsi zihnimden zaman içerisinde silinip gidiyor. Ben de bunları yabana atmamak için her ne kadar teknolojiye karşı olsam da telefonu çıkarıyorum ve notlar bölümüne kaydediyorum. Böylece eve gelip bilgisayar başına oturduğumda yazacak konu sıkıntısı çekmiyorum.
Benim nasıl yazdığımı bilseniz bu tarz küçük olayların benim için çok önemli olduğunu siz de düşünürdünüz. Benim için ufak bir söz bile sayfalar tutacak bir yazının tetikleyicisi olabiliyor.
Herkes gibi oturup Ramazan Bayramı mı yoksa Şeker Bayramı mı münakaşasına girmeyeceğim. Bayram olsun da isterse resmî bayram olsun.
Her bayram öncesinde bayramların artık eski bayramlar olmadığını söyler dururuz. Peki neden bayramlar eski bayramlar değildir?
Hayatta her şey değişir. Değişmeyen tek şey değişimin olduğu gerçeğidir. A,…
Tamamını oku |
ahkâm kesilmemiş »

Son zamanlarda bendeki bu yazma isteğini anlamakta biraz güçlük çekiyorum. Nicedir sürekli güzel şeyler yazmak, yeni şeyler üretmek için içimde bir güç olmasını istiyordum. Gün içinde karşılaştığım herhangi bir şeyden bir çıkarım yapıp, bunu akşam bilgisayar başına oturunca günlüğüme dökeyim istiyordum. Öyle de oldu!
Bugün otobüste Ankara’ya gelirken yolculuk esnasında en sevdiğim işlerden birisini yapıyordum: Kitap okumak. Çok seviyorum yolculuk yaparken kitap okumayı. Yatağıma uzanıp, okuduğum zamankinden daha hızlı okuyorum ve daha iyi anlıyorum sanırım.
Şu sıralar Irvın Yalom‘un “Nietzsche Ağladığında” kitabını okuyorum. Aslında kitabın yarısını çoktan geçmiş olmama rağmen henüz bana tavsiye edildiği kadar değerli bulamadım kitabı. Ama Nietzsche‘yi öğrenmek adına epey yol kat ediyorsunuz. Hattâ ve hattâ kitapta geçen konuşmalarda kendinize pay biçtiğiniz de oluyor. Bence okuyun derim. Henüz kitabı bitirmediğim için daha fazla yorum yapamayacağım. Burada sadece Nietzsche’nin söylediği birkaç şeyi aktarmak istiyorum:
“… insanların tarzlarını iki temel bölüme ayırdığımı belirtmiştim: Ruhunda sükûnete kavuşmak ve mutlu…
Tamamını oku |
2 ahkâm kesilmiş »
Hemen aklınızdan geçen o hin soruyu daha siz dillere dökmeden ben cevaplandırayım. Neden böyle bir başlık Kaan? Aslında pek bir amacım yok. Bu yazıdaki maksatı hasılım “dua etmek, istemek” hususunda bir şeyler söylemek olsa da bu tarz bir başlığın güncelliğini kullanarak dikkat çekmek istedim. Her ne kadar kinayeli bir anlam taşısa da derinlere indiğinizde bu başlığın aslında tevriyeli, yani her anlamının da gerçek olduğunu göreceksiniz. Zira gerçekten de dua etmek insan hayatına can veren bir husustur.
Öncelikle bu adam son zamanlarda niye bu kadar dini içerikli yazılar yayınlıyor, ‘yoksa irticacı mı?!’ gibi asılsız sorularla kendinizi yememenizi istiyorum. Ben sadece içimden gelerek bir şeyler yazıyorum. Hepimiz her gün bir şeyleri düşünürüz, bir şeylerden dem vurur, bir şeylere sevinir ve bir şeylerin ihtiyacını hissederiz. Ama birçoğumuz,o sessiz çoğunluk, bunları anlatmayı pek sevmez. Ben ise o sesli azınlıkta yer alıyorum ve düşündüğüm, hissettiğim birçok şeyi yazma gereği duyuyorum.
“Vermek istemeseydi, istemek vermezdi.”
İlk…
Tamamını oku |
7 ahkâm kesilmiş »