gebermek kelimesinin kökeni
Mayıs 17th, 2008 • dil bilim • 1 yorum yazılmış
Dil bilimci olmak kelimelerle haşir neşir olmaktan geçer. Kelimelerin gösterdikleri şey değil, bizzat kelimenin kendisi önemlidir sizin için. Tarihî seyirde, hangi anlamlarda kullanılmış, hangi ses değişimlerine uğramış, kimlerden alınmış ya da kimlere verilmiş vs. gibi sorulara cevaplar arar durursunuz. Birkaç gün köken bilimle uğraşıverin artık rüyanızda kelimelerle dans eder ve kendinizi onların esrarlı dünyasında bulursunuz. Artık sizin için bir ilgi, zevk alma aracıdır kelimeler. Hele bir de ihtisasınızı bu konuda yapıyorsanız demeyin keyfinize.
Bugün ağzımızdan bir çırpıda çıkan kelimelerin yıllar içinde başlarından bir sürü hadise geçmiştir. Kimler kullanmamıştır ki o kelimeleri…
Dil bilimle uğraşan birisi olarak, sık sık etimoloji kitaplarını karıştırır, kafamı kurcalayan kelimelere bakarım. Bazen de bazı kelimelerin kökeni üzerine yazılmış makaleler okurum.
Bugün TDK‘nin çıkardığı Belleten‘in dvd olarak hazırlanmış halini kurcalarken güzel bir makale ile karşılaştım. Kırıkkale‘de Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yapmış olan ve şu an da Bozok Üniversitesi‘nde öğretim görevlisi olarak görev yapan Yard. Doç. Dr. Seyfullah Türkmen‘e ait bu makale. Makale “gebermek” kelimesinin kökeni üzerine yazılmış. İşte bu yazıda da “gebermek” kelimesini makalenin ışığında kendi yorumumla sizlere aktaracağım.
Bu kelimenin kökeni hakkında fikir yürütmeden evvel anlamı üzerine beyin jimnastiği yapalım. “Ölmek” ve “gebermek” kelimeleri hemen hemen aynı anlama gelir. Ancak “gebermek” kelimesini biz genelde olumsuz bir anlamda kullanırız. Halk ağızlarında da bu sözcük, hastanın öldükten sonraki anı, şişmeye ve kokmaya başladığı ifade etmek için kullanılıyor. Yani yine olumsuz anlamda.
Sanırım buradaki “gebermek” kelimesinin de “kabarmak” kelimesi ile ilişkili olduğunu hepimiz gördük değil mi?
Bakın halk kültürüne biraz indiğimiz zaman nasıl da kelimenin kökeni kendini bize gösteriveriyor. Geber- < kabar-. Yine anneannelerimizin, hattâ annelerimizin kızdıkları zaman bize söylediği “geberesice“ kelimesini de bir şekilde izah etmiş olduk değil mi?
Öldüğünde yanına kimsenin yanaşamayacağı kadar kok, kabar demek istiyorlar işte.
Yine bizim hamile kadınlar için kullandığımız “gebe” kelimesinin de buradan geldiğini söylesek ayıp etmiş olmayız değil mi?
Belki zorlama olacak ama “göbek” kelimesini de bu kelime ile ilişkilendirebiliriz kanımca.
sigara içmek ve insan hakları
Mayıs 16th, 2008 • sevgili günlük • 6 yorum yazılmış
Birkaç gündür üzerinde düşündüğüm ve şimdi bahsetmek istediğim bu konu aslında kimilerinin biraz sitem edeceği, hattâ kızacağı bir konu olacak. Ama uzun süredir zihnimi kurcalayan ve en son iki gün önce berberde traş olurken dönen muhabbette ayyuka çıkan bu düşüncemi sizlerle paylaşacağım. Girizgâhı uzatmak adetimdir değil mi? Bir üslûp belirtisi oldu bu bende.
Ama biraz daha kısa tutmak istiyorum. Bahsetmek istediğim konu, sigara içmek, hattâ sigara içmeyen birisinin yanında sigara içmek mevzuu.
Üstteki paragrafta da dediğim gibi geçen akşam, yanlış hatırlamıyorsam salı akşamıydı, berberde otururken mevzuu kahvehanelerde mi yoksa berberlerde mi daha çok sigara içildiğine geldi. Bir arkadaş berberlerde daha çok sigara içildiğinden bahsetti. Beni traş eden berber arkadaş da berberi kahvehanenin bir köşesine kurmak gerektiğini söyledi, sigara içmeyen birisi olarak.
Neyse muhabbet bu şekilde devam ederken sigara içmeyen kişilerin yanında sigara içmeye geldi konu. Tabiî ki bu konuda en çarpıcı örneği de yine beni traş eden arkadaş söyledi.
Örneği o kadar çok hoşuma gitti ki, ne kadar kızarsanız kızın yazmaktan kendimi alıkoyamıyorum.
“Şimdi afedersiniz ben burada sizin yanınızda osursam, beni ayıplarsınız. Neden? Çünkü bu osuruğun kokusu ile sizi rahatsız ediyorum değil mi? Peki sizin içtiğiniz sigara da beni rahatsız ediyor, rahatsız etmekle de kalmayıp direkt sağlığımı etkiliyor. Sizce sizin yaptığınız daha büyük bir ayıp değil mi?”
Bu çarpıcı örneğe bir yandan gülüyor bir yandan da ciddi ciddi üzerinde düşünüyordum. Sigara içmek gerçekten birilerine saygısızlık mıydı? Çok geçmeden öyle olduğuna karar verdim. Bu kararı vermemdeki objektif unsur sigara içmemem olsa gerek sanırım.
Gerçekten de öyleydi, ortamda bir kişi bile sigara içmiyorsa onun izin vermediği bir durumda sigara içilmesi ona saygısızlık oluyor. Onun haklarına tecavüz oluyor. Bir de şu var ki, sigara içmeyen kişi içenden iki kat daha fazla zarar görüyor.
son günlerde günlüğüm…
Mayıs 15th, 2008 • sevgili günlük • yorum yazayım
Son günlerde bir şey yazamadığım için yazı yazmaya nereden başlayacağımı unuttum sanırım. Bari bildiri özeti yazar gibi, bu yazımızda şundan bundan bahsedeceğiz diyeyim, ne dersiniz.
Neyse, bu yazımda son günlerde günlüğümün neden kapalı kaldığı ile ilgili birkaç kelam edeceğim.
Günlüğümün müdavimi olanlar birkaç gündür günlüğümün kapalı olduğunu biliyor, merak ediyor. Günlüğün durumunu merak edip soran her arkadaşa teşekkür ederim ilkin.
Birkaç gün evvel günlüğe ulaşamadığımı fark edince hemen benim barıdırma (hosting) sağlayıcım Ankabt ile görüşmeye başladım. Tabiî ki sahibi de bizim Şaho.
O da bana sunucuyu başka bir veri merkezine (datacenter) taşıdığını ve sitelerin bir iki gün içerisinde açılacağını söyledi. Ben de bu taşıma işi ani olduğu için siteyi geçici olarak başka sunucuya taşıyamadım ve maalesef bu süre içerisinde de sitem kapalı kaldı. Artık kusura bakmazsınız değil mi?
İnsanın alışkanlıklarından vazgeçmesi gerçekten zor oluyormuş. Alışkanlıkları onun bir adım ötesine gittiğinde onu özlüyormuş. Benim de öyle oldu sanırım. Günlüğüm açık olmayınca düşüncelerim, duygularım hep havada kaldı. Yazacak bir yerim olmadığı için kendimi boşlukta hissettim sanırım. Birkaç gündür o kadar çok şey geçirdim ki zihnimden, o kadar konuda kendimi yordum ki tahmin bile edemezsiniz.
2008 blog ödüllerinden tutun da sigaranın insan haklarına aykırlığına kadar her şeyi düşündüm durdum. İleriki zamanlarda inşallah bunları günlüğüme yazacağım. Şimdiden beni izlemeye devam edin diyeyim. Sözü fazla uzatmak istemiyorum sanırım.
Not: Bu yazının sonunda da yazmaya ara vermenin ne kadar köreltici bir şey olduğunu görmüş oldum.
puslu kıtalar atlası - ihsan oktay anar
Mayıs 5th, 2008 • kitap • 6 yorum yazılmış
Birkaç gündür günlüğüme bir şeyler yazamıyordum. Artık zaman bulamayışımdan mı, yoksa hımbıllığımdan mı bilemiyorum. Ancak şimdi güzel bir kitap tanıtımı ile kendimi sizlere affettireceğimi düşünüyorum.
Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar’ın ilk kitabıdır. Ben bu kitabı okuyalı yaklaşık 5-6 sene oldu ancak her fırsatta ve her yerde tanıtmamın boynumun borcu olduğunu düşünüyorum. Yaklaşık 250 sayfa olan bu kitabı bir gecede bitirdiğimi söylersem sanırım kitabın ne kadar güzel bir kitap olduğunu anlarsınız. Ömrümde okuduğum en iyi kitaptır diyebilirim. Bundan da hiç gocunmam hani.
Kitabın beni en çok etkileyen yönü kurgusuydu. Yazar kurguyu öylesine karıştırmış ve öylesine bilmecemsi bir şekilde vermiş ki çözebilene helâl olsun. İlk bölümde bahsettiği bir olayın nedenini kitabın sonunda söylemiş ya da kitabın sonunda olan bir şeyin nedenini bilmem kaçıncı sayfada vermiş falan… Bu yönü ile tam bir postmodernist kitap diyebilirim. Kurgu güzelliğinin yanında yazarın üslûbu beni etkileyen önemli şeylerden. Felsefeci olmasına rağmen edebiyatı hücre çeperlerine kadar hisseden birisi olmalı yazar.
Yazar, Ege Üniversitesinde, Felsefe bölümünde öğretim üyesi. Ancak kendisinden ne bir haber alan var ne de bir e-posta. O kadar e-posta attım ancak cevap vermedi… Belki kitaplarındaki gizemin, etkileyiciliğin kendisini ortaya çıkarınca söneceğini düşünüyordur ne dersiniz? Farklı bir insan. Bir röportajında çok ehl-i keyif birisiyim dediğini gördüm. Canım ister bugün roman yazarım, yarın canım isterse gider deniz kenarında keman çalarım demiş. Gerçekten de tam benim tarzım. Canının istediği şeyi yapmak… devamını okuyayım »
üç mayıs türkçüler günü
Mayıs 2nd, 2008 • mühim meseleler • 3 yorum yazılmış
Anlamı kişiden kişiye değişen kelimelerden bir tanesi de “Türkçülük” kelimesidir. Acaba biz Ziya Gökalp‘in “Türkçülüğün Esasları”(e-kitap) kitabında da tarif ettiği bir Türkçülüğü mü esas almalıyız yoksa bugünkü Türkçülerin Türkçülüğünü mü esas almalıyız bilemiyorum. Ancak bildiğim tek şey Türklüğüm ile iftihar etmemdir.
Türkçülük kavramına kendi yüklediğim anlam, Türk ırkını seven, onun ilerlemesi için çabalayan kişilere verilen bir isimdir. Bir ırkı bir ırktan üstün görmek benim dinî anlayışıma aykırı olacağı gibi ilmen de saçma gelir diyebilirim.
Nedir bu Türkçüler günü?
Türkçülerin “ata” olarak niteledikleri Nihal Atsız’a dayanır bu günün temeli. Hüseyin Nihal Atsız, büyük Türkçülerimizdendir. Kendisi Türkçülüğün önderi sayılabilir. Ancak hiçbir zaman unutmamak gerekir ki Atsız, bir Osmanlı araştırmacısıdır. Osmanlı’yı reddetmemiştir. Dini reddetmemiştir. Türkçülük dinsizlik demek değildir.
Konuyu pek dağıtmak istemiyorum. Onun için 3 Mayıs Türkçüler Gününün oluşumu hakkında bir şeyler yazmak istiyorum. devamını okuyayım »



son yorumlar