sanırım artık yazı dizisi oluşturmaya başlayacağım. “zaman harbiden geçiyor” yazısından sonra, aynı nedenlerle bu yazıyı yazma ihtiyacı hissediyorum. son zamanlarda pek sosyalleştim nedense?!
birkaç hafta evvel lise arkadaşlarımla buluştuğumu söylemiştim. onları çok özlediğimi ve uzunca bir ayrılıktan sonra (tahminim 6-7 yıl) onları tekrar görmenin hoşnutluğunu üzerimde taşıyordum. güzel bir sohbetten sonra a.‘nın evinde buluşmak için sözleştik. ve bu akşam da oradaydık.
yıllar önce sınıfımızın başkanı olan, o tahta kalemi elinde tutuşunu daha dün gibi hatırladığım a. bugün kucağında çocuğunu tutuyordu. -hem de bir yaşından büyük çocuğunu-. ona baktığımda gri pantolon ve lacivert ceket giyen o delikanlıyı değil, evine ekmek getiren, evinin faturalarını ödeyen o koca adamı görüyordum. bir insanın iki halini görmek ve bunun farkına varma başarısını tatmak ne güzel değil mi ?
sadece a.‘nın farklılıklarını değil, hepimizin farklılıklarını tek tek hissedebiliriz aslında. ve farklılıklarla birlikte benzerliklerini. o koyu sohbetlerin arasında şöyle birbirimize bakıp: “hiç değişmemişsin he!” demek…
Tamamını oku |
ahkâm kesilmemiş »
bir şarkı insanı nerelere götürebilirse oralardayım işte. bir süre de gelmeyeceğe benziyorum. dinliyorum, dinliyorum, dinliyorum…
keman ve ney oldum olası sevdiğim iki müzik aletidir. ikisinin de bende özel bir yeri vardır. birazcık zıtlığı ifade eder bana. aynı duygunun zıt şekilde tezahür ettiği iki alet.
keman: insanın feryadını anlatır. ama acıklı bir şekilde. bir sızı vardır keman sesinde. bir kalp cızlatan, yürek sızlatan feryat. ben yanıyorum der adeta. ben bu dertten kurtulmalıyım der. her bir yay çekişi kalbinizin bir tınısını hoplatır yerinden. ve dinlerken yüzünüze bir hüzün çöker.
sigara içen bir adamın imajı canlandı gözümde şu an. bir film karesi. adam sigara içiyor oturduğu yerde. keman sesi eşliğinde. sonra müziğin sonuna doğru, adam da kalp krizi geçiriyor ve hafif hafif yere düşüyor. işte ölüyor orada. ama yalnız adam. yapayalnız hem de…
[Audio clip: view full post to listen]
ney: insan feryadını anlatır. bir sızıdan ziyade dert yanma vardır. ama ben bu…
Tamamını oku |
2 ahkâm kesilmiş »
ya biz gribiysek dünyanın
hurharca tüketmeli mi maskeleri,
yoksa tecrit mi edelim kendimizi,
gaz odalarında.
yoksa,
esirgemeli miyiz,
sevgimizi dünyadan.
garip bir çıkmazdayım ben ya rabbelalemin:
mumları sönük dehlizlerde,
boşluğa mı adım atmalıyım?
sükûnet…
iyi çocuk olmak için susmalıyım,
sanırım.
bir çıtırtı duyarsanız eğer benden,
anlayın ki, ölmedeyim.
dört kasım iki bin dokuz, on sekiz on üç
Tamamını oku |
1 ahkâm kesilmiş »
pek alıntı yapmak istemiyordum aslında. günlüğümde sadece kendi yazılarım, manzumelerim olsun istiyordum. ama bu şiiri her okumamda farklı yerlere gidiyorum. çok güzel bir şiir. gerçekten şiir.
sebeb-i telif
Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
yaprakla yağmurun aşkı meselâ
kim olsa serpilen coşturuyor bizi
imreniyoruz başkalarının mahvına. Yağmur mahvoluyor çarparak
Kendini parçalıyor mâşukunun açılan kıvrımında
yaprak dirimle irkiliyor nazlı ve mağrur
silkiniyor vuran her damlayla.
Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
bakıp başkasının başkayla kurduğu bağlantıya
aşka dair diyoruz ilk anı bu olmalı
ilk önce damarlarımızda duyuyoruz çağıltısını
uzak iklimlerin
kokusu gitmediğimiz şehirlerin önceden
bir baş dönmesiyle kabarıyor hafızamızda
sonra ayrılıklar düşüne dalıyoruz:
Bize ait olan ne kadar uzakta!
Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
başkalarının düşünceleriyle değil.
“Üstümde yıldızlı gök” demişti Königsberg’li
“içerimde ahlâk yasası”.
Yasa mı? Kimin için? Neyi berkitir…
Tamamını oku |
ahkâm kesilmemiş »