
Eskiden yazarlar ve şairler kahvehane, çay ocağı gibi değişik yerlerde toplanırlar, edebiyat, sanat ve düşünce üzerine sohbet ederlermiş. İşte böyle yerlere mahfil denirmiş. Böyle yerler kültür merkezi diye düşünülür ve adına yakışır şekilde davranılmaktan da hiçbir zaman vazgeçilmezmiş. Büyük şairler ve yazarlar mahfilde büyümüştür.
Biz, modern insanın bir mahfile ihtiyacı varsa ki bu mahfil kendi mahfili olmalıdır. Kendisiyle konuştuğu, kendi ile sohbet ettiği bir mahfildir bu. Çünkü modern insan, kalabalıklar arasında yalnızken en çok kendini düşünmeye ihtiyacı vardır. İşte benim de böyle bir mahfilim var en nihayetinde. Kendimi zaman zaman da olsa dinleyebildiğiğm bir yer.
Burada oturup kitap okurken bir amca geliyor. Ben mutfaktan kendim çay almaya gidince bana, “Sen burada mı çalışıyorsun?” diye soruyor. Ben de henüz öğrenci olduğumu söylüyorum (iş muhabbeti yapmak istemediğim kişilere genelde bunu söylerim, zira akıl veren çoktur iş hususunda; şunu yapsaydın ya, bunu yapsaydın ya…). Sonra başlıyor amca koyu bir sohbete. “Başlıyor” diyorum çünkü sohbeti yapan…
Tamamını oku |
1 ahkâm kesilmiş »
tarifi mümkün olmayan bir şehrin akşamında
sırtıma yük olmuş bir gülümsemenin
bencilliğini yaşıyorum
mutluluk dolu satırlardan sonra
sisli gözlere bakmanın
hüznünü yaşıyorum
bir görünüp bir kaybolan sis perdesi
ruhumdan sıçrayan bir çocuk yüzü
hissettiğini bilmeden çığlık atıyor
ve sızı…
n. kaan fakılı ( 14.10.2009 )
Tamamını oku |
2 ahkâm kesilmiş »
Uzunca bir zaman sonra ilk defa, günlüğümde yayımlamak üzere Word’de bir yazı hazırlıyorum. İnternet bağlantım olmadığı için Word’e yazacağım ve internet kafeye gidip yayına vereceğim. Değişik bir duygu. Belki de yazdığım yazıyı dergiye teslim etme ciddiyetini hissediyorum şu an üzerimde.
Taşınmadan evvel bir çırpıda okuyup bitirdiğim “Aşk” romanı hakkındaki izlenimlerimi yazabilme saadetine ancak şimdi nail olabiliyorum. Ve bu güzel romanı artıları ve eksikleri ile sizlere anlatabilmek için güzel bir kompozisyon tasarlıyorum kafamda.
Öncelikle bu romanı, Mevlânâ’yı ve Şems’i tanıyan tanımayan herkes okuduğu için ve -bu kelimeyi pek sevmem ama- bestseller bir roman olduğu için çekine çekine okudum. Çok okunan bir roman hep basit gelmiştir gözüme. Okunmak için yazılmış gibi gelmiştir. Ve bir de dost meclislerinde Aşk romanından çok basitçe bir övgü ile bahsedenleri gördükçe okuma isteğim daha da azalmıştır. Nitekim tüm basmakalıplıklarımı yıkıp okudum çok şükür…
Bu kitabın insanları neden bu kadar etkilediğini tahmin edebiliyorum aslında. İnsanın bürünmek istediği bütün kisvenin Şems’in karakterinde toplanması ve…
Tamamını oku |
1 ahkâm kesilmiş »
Yatağıma uzanmıştım. Odanın hafif serinliğini üzerime aldığım cankurtaran(Bir arkadaşla birlikte vermiştik bu hırkaya bu ismi. Zamanında çalıştığım bir işyerinde aniden gelen üşümelere merhem olsun diye askıda asılı dururdu. Ve üşüdükçe giyerdik onu.) sayesinde bertaraf ediyordum. Bir yandan akşam yemeğini hazmetmeye çalışırken bir yandan kitap okuyor ve bir yandan da sıcak sıcak gelecek çayı bekliyordum. Ne de olsa akşam yemeğinden sonra çay gibisi yok değil mi? Kimileri der ya: İster fakir ol, ister fukara. Her yemekten sonra yak bir cigara! Benim cigaram da çayım olsa gerek!
Daha yeni bitirdiğim kitabın etkisini üzerimden atamadan yeni bir kitaba başladım. Artık hız kesmek yok, romanların dünyasından düşmek yok, dedim kendi kendime. Ve birini bitirdiğim an diğerinden birkaç sayfa okumadan bırakmadım.
Nietzsche Ağladığında‘yı okudum. Bitti. Ve şimdi listemdeki kitaplardan Aşk romanına başladım. Elif Şafak‘ın o dillerden düşmeyen (bestseller) romanı, Aşk.
Kendimdeki bir özelliği çok severim: İki şey arasında bağ kurmak, iki şeyi mukayese etmek. Mukayese, işi güzellik kötülük gibi nitelik…
Tamamını oku |
4 ahkâm kesilmiş »

Son günlerde yazma konusunda çok fazla sıkıntı duymuyorum. Kanımca bu aldığım bir kararın neticesinde oldu. Herhangi bir yerde oturmuş düşünürken aklıma onlarca fikir ve bundan daha güzeli de onlarca söz geliyor. Ve hepsi zihnimden zaman içerisinde silinip gidiyor. Ben de bunları yabana atmamak için her ne kadar teknolojiye karşı olsam da telefonu çıkarıyorum ve notlar bölümüne kaydediyorum. Böylece eve gelip bilgisayar başına oturduğumda yazacak konu sıkıntısı çekmiyorum.
Benim nasıl yazdığımı bilseniz bu tarz küçük olayların benim için çok önemli olduğunu siz de düşünürdünüz. Benim için ufak bir söz bile sayfalar tutacak bir yazının tetikleyicisi olabiliyor.
Herkes gibi oturup Ramazan Bayramı mı yoksa Şeker Bayramı mı münakaşasına girmeyeceğim. Bayram olsun da isterse resmî bayram olsun.
Her bayram öncesinde bayramların artık eski bayramlar olmadığını söyler dururuz. Peki neden bayramlar eski bayramlar değildir?
Hayatta her şey değişir. Değişmeyen tek şey değişimin olduğu gerçeğidir. A, değişmeyen bir şey var ki o da bu söz. Yediğimiz yemekten tutun da giyim tarzımıza…
Tamamını oku |
ahkâm kesilmemiş »