Türkçedeki sözcüklerin etimolojik tahlillerine üniversiteye başladığım sene merak salmıştım. Gördüğüm kelimelerin acaba Türkçe mi yoksa yabancı kökenli mi olduğunu ilk önce düşünür, sonra da kökenine dair kendimce sorgulamalarda bulunurdum. Alışkanlık bu ya, otobüste falan giderken dükkan adlarına gözlerim takılır, kelimeler üzerinde oldukça kafa yorardım. Hattâ rüyamda bile gördüğüm olurdu bu kelimeleri. Sanırım edebiyatçı olmak böyle bir şey olsa gerek. Hani üzerine çok düşündüğünüz bir şeyi rüyanızda görürseniz ve rüyanızda da o şey ile cebelleşirseniz, o üzerine düşündüğünüz şey konusunda doğru yolda olduğunuzu hissedersiniz ya, bu da öyle bir şeydi sanırım. İşte o gün bugündür etimolojiye, yani kelimelerin kökenine oldukça meraklıyımdır. Öyle ki hayatımın her alanında bu merakı kullanmayı da severim doğrusu. Mesela herhangi bir sebepten karşıma çıkan “uçkur” kelimesinin kökeninin “iç kur”a dayanıyor olması beni bir hayli şaşırtmıştı. Eski Türkçede “kur” kelimesi bağ anlamında kullanılıyormuş. “İç kur” da dolayısıyla iç bağı anlamında kullanılırmış. Zamanla kelime “uçkur” halini almış.
Rica etmek kelimesine gelince, bunu dershanede bir öğrencime edebî sanatlar konusunu anlatırken fark ettim. Edebî sanatlar konusunu anlatırken ilk önce sanat isimlerinin nereden geldiğine değinirdim. Bu sanat isimleri Arapça kökenli olduğu için Arapça kelime türetme mantığına dair bir şeyler söylerdim. Mesela Arapça “ktb” kökünden, “kitab, kitabe, katib, mekteb” gibi kelimeler türetilmiş. (more…)
Yazar: Kaan Fakılı |
1 ahkâm kesilmiş »

Yağmurlar hakkında gerekli gereksiz her şeyi bilen birisiyim. Kastetmek istediğim ne zaman yağacağı ve dineceği değil elbette. Müneccim değilim. Hiç de olmayı istemedim aslında. Ancak küçükken Kemal Sunal’ın romatizma olduğu filmi izlerken ben de yağmurun yağacağı zamanı tahmin etmek istemişimdir. Ancak hiçbir zaman yağmurun ne zaman yağacağını tahmin edemedim. Yağmurlar hakkında gerekli gereksiz her şeyi bilirim ben.
Yağmurlar hakkında gerekli gereksiz neler bilinebilir ki demeyin! Yağmurlar da insanlar gibidir. Bir dünyaları vardır. Kendi doğmalarının olduğu, kendi ölümlerinin olduğu, aşklarının, sevgilerinin, ayrılıklarının, mutluluklarının olduğu bir dünyaları vardır. Tıpkı bizim dünyamız gibi. Aradaki tek fark biz insanızdır, onlar ise yağmur.
Sabahları camlarımızı açtığımızda yağmurun yağışını görürüz bazen. Birçoğuna bir şey ifade etmeyecektir bu. İfade etmesi için yağmur olmak gerekir. Ya da yağmurdan olmak gerekir. O gökten yere ince süzülüşüne anlam verebilmek için ya yağmur olmak gerekir ya da yağmurdan olmak gerekir. Onun geldiği yeri, gittiği yeri bilmek gerekir. Gözlerimizin alabildiği mesafe kadar gökyüzünden gelmez yağmur. Onun da kendine göre bir hayatı vardır. Evveli vardır. Sonra toprağa karışıyor, bitiyor dememek gerekir. Ahiri de vardır yağmurların. (more…)
Yazar: Kaan Fakılı |
ahkâm kesilmemiş »
İlk defa bir yazı yazarken ilk önce başlıktan başlamamaya karar veriyorum. Yazacaklarımın belirli bir kalıpta olmayacağını düşündüğüm için sanırım başlık koymak istemedim. Artık yazı neyle son bulursa o zaman başlık koyabilirim.
Son birkaç gündür günlüğe yazı yazmayı ihmal ettiğimin farkındayım. Ancak bunun için kendimce geçerli sebeplerim var. Şimdi bu sebepleri burada yazarak aşikâr etmek istemiyorum. Beli günlük mantığına bu ters gelebilir ama yine de benimle beraber bir gizem olarak kalması taraftarıyım.
İnsan hayatının belirli dönemlerinde belirli sıkıntılar çeker. Bazı sıkıntılar planlanmış sıkıntılardır ancak bazıları ise insanı ansızın yakalayan türdendir. Birincisine yavaş yavaş alışmakla birlikte pek acı vermez insana. Ama ansızın gelen sıkıntılar sizi sağanakta kalmış bir kişi gibi yakalar ve savurabildiği kadar savurur. İşte o sıkıntılara katlanmak gerçekten zordur.
Yaşadığımız dört duvara sığmayacak kadar büyür yüreğimiz. Öyle ki hemen kendimizi dışarı atarız, yürürüz. Kilometrelerce yürürüz. Rampa demez, çamur demez yürürüz. Nereye gittiğimizi bilmeden yürürüz. Hep yürümek için bir hedef ararız. Ulaşmak için değil, yürümek için. Yürüdükçe rahatlarız. Sanki atttığımız her adımda paçalarımızdan biraz daha yüreklerimizdeki küfler dökülür. Biraz daha aydınlığa kavuşur ruhlarımız. Kara bulutlardan silkelenir ve berrak düşüncelere kavuşuruz. (more…)
Yazar: Kaan Fakılı |
1 ahkâm kesilmiş »