uykunun bir parçasıdır rüya. belki bize uykuyu daha uzun hissettirebilmesi için bahşedilmiş bir şeydir, belki de gerçekten gelecekten bir haber veriyordur.
rüyalar hakkında pek bir malûmatım yok. ama inanmıyor da değilim. hz. yusuf’un bir rüya yorumcusu olduğunu düşünürsek aksi pek mümkün gözükmüyor.
bu gece bir rüya gördüm. öyle bir rüya ki, sanki hz. isa’ya nasıl incil blok halinde, tek seferde gelmişse, bana da rüyam öyle geldi. bir gecede görüp görebileceğim bütün rüyaları gördüm. görüp görebileceğim bütün insanları ve bütün olayları gördüm.
birlikte olduğum bütün insanlar, arkadaşlarım… hepsi sanki terker teker gösterildi bana. ve hepsini aynı anda da görmedim. sırayla, hissederek gördüm.
rüyaları hissedersiniz değil mi? uyandığınızda hâlâ etkisindesinizdir. hattâ uyanamadığınızda bile. ben mesela, erken yatmama rağmen uyanamadım sabah. güya erkenden kalkıp, hastaneye falan gidecektim. ama gözlerime bir ağırlık çöktü.tabir-i caizse bu rüya beni “yordu”.
evet, rüyalar insanı yorar mı?
bence yorar. hem de koskoca bir gün düşünmüşsünüz gibi yorulursunuz. başınız ağrır. beyninizin kafanızın içinde büyüdüğünü hissedersiniz.…
Tamamını oku |
1 ahkâm kesilmiş »
“her sağlıklı ve dolaysız bildirişim şiirin doğmasını gerektiren pürüzleri ortadan kaldırır. şiir bize düzyazının vermediğini sağlar dediğimiz zaman, kullandığımız dilin asıl insanca bildiriyi ulaştırmakta yetersiz kaldığını itiraf etmiş oluyoruz.”(şiir okuma kılavuzu,vsayfa 18)
“insan kendi insanlığını tartışmak istediği zaman, insanların birbiriyle olan bağlantılarını tartışma alanına sokmak istediği zaman, kendini çevreleyen nesnelerle olan bağlantısının vehametini kavradığı zaman şiir canlılık kazanır. bireyin hayatında da, toplumların hayatında da şiir “critique” dönemlerin sanatıdır.” (şiir okuma kılavuzu, sayfa 21)
yukarıdaki satırları anlamak o kadar güç olmasa gerek. okumaktan az çok anlayan, hayatında “cin ali” dışında birkaç kitap okumuş kişiler bu cümlelerden az ya da çok bir şeyler anlayacaktır. ancak hakkıyla anlamak, hissetmek için bu cümleleri bizzat yaşamak gerekiyor.
şiir, iletişimsizlik anında ortaya çıkar. insanlar birbirleriyle rahatlıkla iletişim kurabildiklerinde, dertlerini en net biçimde ifade ettiklerinde şiir dediğimiz şey ortaya çıkmaz. şiir, insanın kendini ifade edemediği zamanlarda başvurduğu bir “şey”dir. bir kendini ifade etme aracıdır, biçimidir, şiir. söylemek istediklerinizi kimsenin anlayamayacağını düşündüğünüzde…
Tamamını oku |
ahkâm kesilmemiş »

bir kere de gülelim istedim. hem de epey içten. zira pek hoşuma gitti bu.
Tamamını oku |
ahkâm kesilmemiş »
son yazılarımda artık bir şeyleri düzeltmeye başlamanın zamanı geldiğini epeyce hissettirmiştim. hissettirmenin de ötesinde aleni söylemiştim bunu. arka arkaya yazdığım yazılarda sürekli bunu dile getirmem bu durumdan oldukça rahatsız olduğum içindir. ve bu yazıyı yazmamın da temel nedeni bu belki.
hayatımda artık biraz değişiklik yapmam gerektiğini düşündüm. her gün bilgisayarı açtığımda belli başlı siteleri gezmek, belli bir kalıba girmek gibi bir şey oldu benim için. bu da ruhumu gıdıklamaya başladı. neler mi yaptım…
öncelikle teknolojiye karşı birisi olarak, bilgisayarımı kaldırıp çöpe atabilsem diyorum hep, ama bir türlü beceremiyorum. bir iş aracı olarak kullanıyorum bilgisayarımı. ama keşke kullanmaya ihtiyaç duymasam…
internette biraz zaman geçirenler sosyal ağların pençesine bir kere düşerler. friendfeed dediğim bir siteden bahsediyorum ben. kullanıcıların anlık iletiler ile düşüncelerini -cirolarını ve pazarlarını- herkese duyurabildiği ve herkesin bu düşünceyi beğenme, yorum -ve yalakalık- yapma gibi katılımlarının olduğu bir site. gülmek, eğlenmek için fevkâlade güzel bir site. belki iş yapmak için de öyle. ama…
Tamamını oku |
3 ahkâm kesilmiş »
son zamanlarda eskiye bir özlem duyduğumu sık sık dile getiriyordum. özlemlerimin sadece bana ait değil de benim yaşıtım olan herkeste olduğunu görünce bunun bir tesadüf olmadığını gördüm. aslında buna dair söylenecek onca şey var ki… neden özlediğimiz, eskinin neden tatlı olduğu vs. vs. oysa şimdi tek söylemek istediğim, bizim çocuklarımızın bizim tattığımız çocukluğu tadamayacakları, bizim gibi özlemlerinin olmayacağı beni çok üzüyor. o ufak ekrana kendilerini hapsedip etrafındaki hiçbir şeyi göremeyecek olmaları…
80′lerin sonunda ve 90′ların başında çocuk olmakla nelere şahit olduk acaba? neleri özümsedik ve neleri daha dün gibi hatırlıyoruz… isterseniz sıralayalım hepsini ne dersiniz?
iki bisküvi arası lokum

sanırım 90′lara dair en çok hatırladığımız şey bu olsa gerek. camiilerde mevlütlerden sonra kapıya bir tezgah atılır ve amcalar iki bisküvi, yanında da bir lokum vererek “allah kabul etsin amca.” demenizi beklerdi. onlar için bu sözü duymak ne kadar önemli ve anlamlıysa bizim için de lokum ve bisküvi o kadar önemliydi. hiç vakit kaybetmeden…
Tamamını oku |
5 ahkâm kesilmiş »