eşeğe ters binen nasreddin hoca google semâlarında

Uluslararası Nasreddin Hoca Festivali

Google, önemli günlerde logo değiştirme işini çok ciddiye aldı ve güzel işler çıkarmaya başladı. En son birkaç gün evvel logosunu “Kırkpınar”a atıfta bulunarak yapan Google, bu sefer de Nasreddin Hoca‘yı logosuna aldı. Biliyorsunuz Türk tarihinin önemli isimleri sık sık UNESCO tarafından içinde bulunduğumuz yıllara adanıyor. Geçen sene yani 2007 yılı, Mevlânânın 800. doğum yıldönümü nedeniyle “Mevlânâ Yılı” ilân edilmişti. Kezâ bu sene de “Kaşgarlı Mahmud Yılı” ilan edildi. Sanırım bir yılı tek bir kişiye harcamak istemiyorlar ki, bir de Nasreddin Hoca yılı çıkarmışlar. Ancak ben bu konuda herhangi bir kaynağa rastlamadım. Google’ın logosunun alternatif yazısında ise “Uluslararası Nasreddin Hoca Festivali” yazıyor. Artık ne anlama geliyor bilemem.

Beni sevindiren bir diğer güzel şey ise Google‘ın hocanın adını doğru yazması. Birçok Türk bile Hocanın adını “Nasrettin Hoca” ile yazabiliyorken, Google, orijinaline sadık kalarak “Nasreddin Hoca” şeklinde yazmış, “Nasrettin Hoca” şeklinde değil. Ne diyelim eşeğe ters binen hoca, Google semâlarında şu an…

Nasreddin Hoca, Türk kültürünün vazgeçilmez simâlarından birisi. Kıvrak zekâsı ve nüktedân kişiliği ile sadece devrinin mühim kişilerinden değil, ölümünün üzerinden yüzyıllar geçmesine rağmen bizim de gönlümüzde taht kurmuş birisidir. Çocukluğumuz onun o kıvrak zekâsını ve güldürürken düşündüren hikâyelerini, fıkralarını dinleyerek geçmiştir.  Nasreddin Hocayı bizde, bizim zihnimizde var kılan belli başlı diyaloglar ve parçalar vardır:

  • Parayı veren düdüğü çalar
  • Kazan doğurdu
  • Bindiği dalı kesmek
  • Ama tavuk sizin eve gidiyor hoca
  • Sen de haklısın hanım
  • Göle maya çalan adam

ve dahası…

Schindler’s List - Schindler’in Listesi

Schindlers ListBöylesine güzel bir filmin adını Türkçeye çevirme işini bana bıraksalar emin olun daha çarpıcı ve güzel bir isim bulabilirdim. Zira şu anki isim bana pek bir şey çağrıştırmıyor. Çağrıştırmamanın yanında muhtevasını öze dökmekte inanın başarılı olamıyor.

Son günlerde kendimi sinemaya adadığımı ve her güne bir film izleme projemi daha önce de söylemiştim. Balıkçının ağından bugün adını söylemekte ve yazmakta epey zorlandığım  “Schindler’s List” filmi çıktı. Genelde uzun ve siyah beyaz filmleri izlemeyi sevmem ama bu filmi seyretmekte sebat kıldım ve sonuna kadar dayandım.

Bir Steven Spielberg yapımı olan film 1993 yılında çekilmiş. Filmin konusu; 2. Dünya Savaşı sırasında Nazi askerlerinin Yahudiler’i, toplama kamplarında toplayıp katletmeleri ve Oskar Schindler adında bir Alman işadamının bu Yahudilerden bin kadarını kurtarması işlenmektedir.

Aslında filmin konusu sık sık rastladığımız ve Nazileri kötüleyen Amerikan yapımı filmlerin konusundan pek de farksız değil. Yaşanan aşağılanmalar, dövülmeler, küfredilmeler, acılar, yakılmalar, ölümler, silahlar gibi her şey klasik bir Nazi filmi. Ancak bu filmi diğer filmlerden ayıran en önemli özelliği bir Alman işadamının başarılı girişimleri ve insancıl duyguları ile binden fazla Yahudi’nin hayatta kalmasını sağlamasıdır. Tabiî onların hayatta kalmasını nasıl sağladığı ise bambaşka bir özellik.  Filmin asıl teması da bu zaten.

Filmin içeriğini detaylı anlatmayı pek istemiyorum. Sizin de benim gibi filmi görmeniz ve ondan tat almanızı istiyorum. Bu yüzden sadece filmi izlerken hissettiklerimi anlatsam yeterli olacaktır. devamını okuyayım »

türklerde dağ kültü

dağKült kelimesi dilimize Fransızca culte kelimesinden ve  Fransızcaya da kökenini teşkil eden Latinceden geçmiştir. Latincedeki esası “cultus” yani “tapınma” demektir. Ancak kült kelimesi bizde salt tapınma anlamını içermemektedir. Hattâ tapınma anlamı bizde tamamen unutulmuştur. Kült kelimesinin bizdeki anlamı, dinî bir esrarı olan nesnedir. Yani kutsal sayılan şeylerdir. Bu bir nesne olabileceği gibi bir mekân da olabilir.

Türklerde belli başlı kültler vardır. Atalar kültü, dağ kültü, ateş ve ocak kültü bunların başında gelir. Bu nesneler ve mekânlar Türkler tarafından kutsal kılınmıştır. Bu kutsallık bugüne kadar süregelmiştir.

Dağlar, Tanrı’nın mekânları olarak düşünüldüğü için kutsallaştırılmıştır. Ayrıca dağ Türklerde vatan anlamına gelmektedir. Türkler için en kutsal olan dağ Ötüken Dağı‘dır.

Yine yaradılış efsanelerinden birisine göre Kara Han, yarattığı toprak üzerine bir kuş göndermiş ve o kuş bu toprakları gagalayınca orada bir dağ oluşmuştur.

Dağlarda bulunan mağaralar sembolik olarak ana rahmini simgeler. Bu da mağaraların kutsal olduğunu ifade eder. Yine Türk edebiyatının mühim yazarlarından birisi olan Tanpınar için de mağara önemli imgeler arasında yer alır.

Mağara ayrıca suyun çıktığı yer olması bakımından da önemli bir yere sahiptir ve kutsiyet atfedilmiştir.

Şüphesiz bugünkü bakıp açısı ile baktığımızda bize saçma gelen bu kültler o zamanın insanının yaşayışını gözlememizi sağlamaktadır. Günlük hayatta karşılaştıkları doğa olaylarına böyle kutsiyet vermeleri, karşılaştıkları bu olayları tanımlayamamalarından ve insanüstü güçlerin kontrolünde olduğunu düşünmelerinden gelmektedir.

pulp fiction - ucuz roman

pulp fictionİngilizce çalışmaktan kaçmak için son çırpınışlarımı harcadığım şu günlerde, belki biraz olsun vicdan azabımı gideririm diye bol bol alt yazılı İngilizce filmler izliyorum. Yaklaşık 1 haftadır her gün en az bir film izliyorum. İzlediğim filmleri genelde IMDB‘nin en iyi 250 filmi arasından seçiyorum. Tam olarak o sırayı neye göre oluşturduklarını bilmiyorum ancak gerçekten kaliteli filmler var.

Her güne bir film diye isimlendirdiğim projemden bugün ağıma “Pulp Fiction” takıldı. Bir zamanlar Türkçeye “Ucuz Roman” diye çevirisi yapılmış bir film. Aslında filmi bir iki sene önce duymuş olmama rağmen bir türlü alıp izlemeye fırsatım olmamıştı. Bayağı methedilen bu filmin adı bana pek çağrışım yapmadığı için internette hakkında yapılmış yorumları okumayı düşündüm. Okuduğum yorumlar bana çok ilginç geldi. Yorumların çoğu genelde bu filmi çok başarılı bulmuş ve yere göğe sığdıramamış.

Pulp Fiction, Quentin Tarantino tarafından yönetilmiş, Roger Avary ile birlikte senaryosu yazılmış, 1994 yapımı, kült kabul edilen bir filmdir. Ucuz Roman, En İyi Film dahil 7 dalda Oscar’a aday gösterilmiş ve En İyi Orijinal Senaryo Oscarı’nı almıştır. Aynı zamanda 1994 Cannes Film Festivali’nde en iyi film ödülü olan Altın Palmiye Ödülü’nün sahibidir. viki

Ne yalan söyleyim, siz sağda solda yapılan bu yorumları okuduktan sonra filmden inanılmaz sahneler bekliyorsunuz. Filmin sizi büyülemesini, 94 yapımı da olsa sizi gerçekten heyecanlandırmasını istiyorsunuz. Ancak Quentin Tarantino‘nun her taktiğini ezberleyecek kadar ona hayran olmadığım için mi, yoksa gerçekten çok dikkatsiz olmadığım için mi bilemiyorum, filmi pek beğenmedim. Hem de oldukça basit buldum diyebilirim. Belki filmin çekildiği döneme göre değerlendiğimizde başarılı bir film olabilir. Ancak o dönem çekilip de başarılı olan onca film var ve şimdi adı bile bilinmiyor.

Filmdeki bir sürü mantık hatasını ve teknik hatayı Tarantino hayranları, Tarantino‘nun zekâsına ve taktiğine yormuş. Mesela bir sahnede, çocuk 2 tane adama bir iki metreden birkaç el ateş ediyor. Ancak kurşunlar adamlara hiç isabet etmeden duvara saplanıyor. Hadi burası olabilecek bir şey. Çocuk gerçekten salak falan olabilir. Ama bu sahnenin başında zaten duvarda delik olması ilginç değil midir sizce ?

Filmin nasıl bittiğini anlamıyorsunuz. Hiç ummadığınız bir sahnede bitiyor. Yani ne senaryoyu anlamışsınız, ne filmin içeriğini anlamışsınız ve ne de neyi anlatmak istediğini. Herhalde bir Tarantino klâsiğidir bu ne dersiniz?

Şu an eleştiri yaptığımı düşünmüyorum. Hattâ eleştiri yapacak kadar sinema kültürüne sahip olduğumu da düşünmüyorum. Ancak filmin o umulmadık bitiş anını düşündükçe hâlen ya bende bir şeyler var ya da bu filmde diye düşünüyorum kendi kendime. Eğer birileri film hakkında bir şeyler biliyorsa lütfen bana da söylesin.

Filmin oyuncu kadrosu gerçekten güzeldi. Tarantino seçim yaparken sağlam adamları seçmiş. Ancak Bruce Willis‘in böyle durgun bir karakterde böyle güzel bir rol yapması dikkatimi çekmedi değil.

mülk allah’ındır

Şimdi bu adam durdu durdu dinî konularda da bir şeyler yazdı diye bir şeyler söylemeyin sakın ha yorumlarda. :) Ben sadece gördüklerimi, yorumladıklarımı ve hissettiklerimi yazıyorum o kadar.

Son günlerde sık sık karşılaştığım cümlelerden bir tanesi de bu cümle; “Mülk Allah’ındır.”. Kimilerine göre “islamist sosyalizm” kimilerine göre de “islami komünizm” gibi bir şey bu cümle. Ancak cümleyi kullananlara ve bununla birlikte bu cümleyi hissedenlere soracak olursanız o zaman durum değişecektir.

Dünyanın ve dahi tüm kâinatın tek yaratıcısı Allah’tır. Bunu bilen, buna inanan herkes için her şeyin sahibi Allah’tır. Ruhlar aleminden dünyaya ve dünyadan da ahirete kadar tüm varlığımızın en ufak zerresine kadar sahibi Allah’tır.

Büyük uğraşlarla kazandığımız parayı, satın aldığımız eşyayı ve mülkü hep kendi mahsulümüz sanar dururuz. Bize bir başkası, bir yaratıcı tarafından verilen akıl ile övünür ve umulmadık işler yaparız. Bunları kazanamazsak da şanssız olduğumuzu düşünür, isyan eder ve üzülürüz. Oysa bizi biz eden, bize ruh veren yaratıcının işlevini bir kenara bırakmak bizim için dibe vurmak gibi bir şeydir.

Bizi 21. günde anne rahmine düşüren o eşsiz ve yek yaratıcı o 21. günden itibaren nefes almamıza müsade eder. Bize türlü güzellikler nasip eder. Sırf günde 50 milyon kazanamadık diye o aldığımız nefesin tek sebebini unutmak yakışır mı bize?

Çok sevdiğimiz sevgilimize -beşerî- , bizi mutlu ediyor diye bağlanmak, onun ayaklarına kapanmak, onun varlığı ile var olmak, o olmadığı zaman dünyaya küsmek ve o bizi terk ettiği zaman bir boşluğa düşecek kadar küçülmek gibi türlü türlü acziyetler yapıyoruz da bir olan Allah’ı hatırlayıp acaba ibadetlerimizi tam olarak yapıyor muyuz? Bırakın bizim mutlu olmamızın nedeni olmasını, bizim nefes almamız dahi ona bağlıyken acaba ona biz yeterince bağlanıyor ve varlığımızın tek nedenini onda buluyor muyuz?

Evet dostlarım, Allah istediği zaman istediği kuluna malı, mülkü, parayı ve dahi bütün güzellikleri nasip eder. Etmediği zaman da İbrahim peygamber gibi yapıp “kusurumuzdandır” demeliyiz:

“Yakmazsa lütfundan, yakarsa da kusurumuzdandır.”

Böylesine güzel bir cümleyi hayatımızın her alanına iliştirmek ve kendimizi dünyevî hırslardan arındırmak tamamen bizim elimizde. Yeter ki, biraz hissedelim.

Allah herkesin Regaip Kandili’ni mübarek etsin inşallah, hayırlara vesile olması temennisiyle.

arşiv

etkileşim

Add to Technorati Favorites

Kısa kısa

add mitingleri başlamış
Bu Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) hiç uslanmayacak sanırım. Adamlar zırt pırt miting yapıp duruyorlar. Herhalde bir şeyleri bahane aramak için stres atıyorlar gibime geliyor. “Atatürk ve Demokrasi Mitingi” adında miting düzenlemişler. En son geçen sene Nisan ayında “Cumhuriyet” adına mitingler yapmışlardı. Efendim vatandaşın sessiz kalmaması, siyaset yapması beni sevindiriyor. Bu düşündüğümüzü ve geliştiğimizi gösterir. Ancak bu mitinglerin ülkeyi bölmeye yönelik yapılması beni çileden çıkarıyor. Bu adamlar mitinglerde ellerine alıp Türk bayrağı sallıyorlar. İşte biz Türküz diyorlar. Peki ya siz Türksünüz de sizi desteklemeyenler Türk değil mi? Bu bayrağı bu işe alet ediyorlar. İşte hani şu “bir şeyi siyasete alet ediyorlar” diye bangır bangır bağırıyorlar ya, bu da ondan farksız efendim. Siz bayrağa bu saygısızlığı nasıl yaparsınız. Emin olun ben bayrağımı sizden daha çok seviyorum. Atatürk Türkiye’de yaşayan herkesi birleştirmeye çalışmıştı ama siz ayırmaya çalışıyorsunuz. İşte sizin “Sahte Atatürkçü Düşünceniz”. Hoş bu seneki mitingin konusu da çok başka zaten. Adamlar “ergenekon”u bahane ederek darbecileri savunuyorlar. Ben bir yerlerde demiştim bu ADD darbeci zihniyette diye ama bana o zaman ateş püskürmüşlerdi. Şimdi kendileri görsünler bakalım… (0)

wall - e
Ben oldum olası animasyonları normal filmlere tercih eden birisiyim. Animasyonlardaki o yaratıcılık, seslendirme ve konu bana her zaman cazip gelmiştir. Bir animasyon bağımlısı olarak son zanlarda seyrettiğim en güzel animasyonu, izlemeniz için öneriyorum, Wall - E. Yine robot dünyasına ait bir animasyon. :) Genel olarak iki robotun aşkını anlatıyor. Robot deyip geçmemek gerek, o kadar tatlı bir robot ki, film boyunca gülmekten kendinizi alamayacaksınız.:) Tıpkı bizim şaşkın aşıklar gibi bir robot. Filmin en sevdiğim yeri, dişi robotun elini tutmaya çalışmasıydı. O sahneyi izlediğinizde benimle aynı duyguları paylaşacağınıza eminim. :) (0)

stresli olmayı sevmiyorum
Birisi bana kendini hangi kelime ile tanımlarsın diye sorsa, herhalde “gamsız” kelimesini tercih ederdim. Aslına bakarsanız “gamsız” kelimesi beni anlatıyor gibi gözükse de “gönlü rahat” ifadesinin beni daha çok anlattığını düşünüyorum. Ben beni bildim bileli tevekkülü yol edinmişimdir kendime. Bir şey olacaksa ve biz onun gidişatına müdahale edemiyor ve sonuçlarını değiştiremiyorsak,  bırakalım olsun. Ondan en az zararla kurtulmaya bakalım. Bir sınav sonucumuzun kötü geleceğini biliyorsak mesela, üzülüp ağlamanın pek yararı yok diye düşünüyorum. Nasıl olsa elden bir şey gelmez, Allah bilir deyip kapatmak gerekiyor diye düşünürüm. Ancak bazı şeyler var ki, insan ona kafayı taktığı zaman geceleri uyuyamaz, oturduğu yerde duramaz oluyor. İnanın açık camdan aşağı atlayıp kilometrelerce yürümek istiyor. İşte ben bundan olmayı sevmiyorum. Gönlü rahat olan bir insan böyle bir şeyi kaldıramıyor. Sanırım sabretmek böyle bir gecenin sabahında hâlâ hayatta kalmak olsa gerek. (1)

atatürk'ü sevmek neredeyse suçmuş
CHP lideri Deniz Baykal, Karaburun‘da halkın içine karışmış ve lokma falan dağıtmış. Pazar yerini gezmiş falan ve bir yandan da siyasî söylemleri eksik etmemiş. Demiş ki, “Atatürk‘ü sevmek neredeyse suç.” Efendim bu ülkede yıllardır Atatürk‘ü sevmemek suç zaten. Şimdi onu sevmenin suç olduğunu kim söylüyor ? Ben hep derim, bir insanı kimse zorla sevemez. Saygı duymak başka, minnet duymak başka kezâ sevmek başkadır. Ayrıca Atatürk’ü zorla sevdirmeye çalışanlar onun bilhassa arkasına saklananlardır. Atatürk’ün doğrularını ve yanlışlarını ortaya dökün, eleştirel gözle bir bakın, o zaman bakın millet nasıl seviyor Atatürk’ü. Bu adamlar özellikle bir kısım insanı eleştirmek için, onların yanlışını bulmak için bunlar Atatürk’ü sevmiyor diye söylemlerde bulunuyorlar. Bir nevi tahrik etme yani. Ayıp ayıp. Onun için böyle “masalarında Atatürk fotoğrafları ile Atatürk’ü seven” benden beş metre uzakta gitsin. Onlar ancak Atatürk’ü lafta severler. Ezberlerler Atatürk ilkelerini, her fırsatta papağan gibi bunlar tekrarlarlar. Acaba bu ilkerlerin bir tanesinin ne demek olduğunu hiç araştırmışlar mıdır? Acaba bunların bir tanesi günümüzde artık geçerli değil deyip üzerinde fikir yürütmüşler midir? Hiç sanmıyorum. Bağnazlığın ta kendisidir bu. İşte bu sebeple Atatürkçüyüm diyen adamdan korkarım. (0)

birkaç dil bilim terimi
Üniversitede, 4. sınıfın ilk döneminde, Türkiye Türkçesi Yapı Bilgisi diye bir ders vardı. Derste sağ olsun hocamız bize birçok dil bilim terimini ezberletti. :) Biraz da olsa ilgi duyanların sıklıkla karşılaşacağı terimler bunlar.

  • Fonoloji: Ses Bilgisi
  • Etimoloji: Köken Bilgisi
  • Morfoloji: Yapı Bilgisi
  • Sentaks: Söz Dizimi
  • Filoloji: Dil Bilim ama daha çok tarihi dil metinlerinin çözümü ve tahlili.
  • Semantik: Anlam Bilgisi
  • Leksikoloji: Sözlük Bilimi
  • Stilistik: Üslûp Bilimi
  • Onomastik: Ad Bilimi
  • Fonem: Bilinçli olarak çıkarılan ve kelimelerde mânâ değişikliği yapabilen seslerdir. Mesela: “tok” ve “yok” kelimelerindeki “t” ve “y” sesleri birer fonemdir.
  • Alefon: Örnek üzerinde belirtelim, “düğün” ve “dügün” kelimelerindeki “g” ve “ğ” sesleri alefondur. “bakmağa” ve “bakmaya” kelimelerindeki “ğ” ve “y” sesleri alefondur.
  • Alamorf: Değişken şekillilik, yani varyant demektir. Mesela “-lık” ekinin birkaç farklı alamorfu vardır: -lık, -lik, -luk, -lük.
  • Vokal: Sesli harf.
  • Konsonant: Sessiz harf.
Sizin de kafanıza takılan dil bilim terimleri varsa doğru yere geldiniz. Siz sorun, ben bulayım. :) (0)

son yorumlar