Kitle iletişim araçlarının günlük yaşamımıza etkisini sürekli tartışır dururuz. Yararlı ve zararlı yanlarını bir masaya rahatlıkla yatırmamıza rağmen bir türlü bu zararları üzerine bir çözüm yolu sunamayız. Çünkü hiçbirimiz bu programlara bakmayız. Biz hep belgesel seyrederiz. Eğitici şeyler yayınlanmasını isteriz. Ancak bu öyle bir tezattır ki, bu programlar belgesellerden daha fazla izlenir. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu olayı…
Kitle iletişim araçlarından televizyonun mu yoksa internetin mi daha zararlı olduğu ise hâlâ bir muamma… Ama bana kalırsa televizyon daha fazla kitleye hitap ettiği için (en azından şimdilik) daha zararlı gibi gözüküyor. Bu sebeple televizyon programlarını ciddi anlamda eleştirmek gerektiğini düşünüyorum.
İnsan hayatını ucuzlaştıran televizyon programlarının ilki “biri bizi gözetliyor” programıydı. Belki bugünkü programlara oranla daha bir edepli olan bu programın Türk örf ve adetlerine aykırı bir sürü yanı var. Şimdi bunları bir çığırtkan gibi burada çığıracak değilim. Zira benim bu yazıda üzülerek değinmek istediğim başka bir program var. “Biri bizi gözetliyor” furyasının arkasından,…
Tamamını oku |
4 ahkâm kesilmiş »
Bir zamanlar internet sitelerine güvenlik kodsuz giriş yapabiliyorduk. Ya da birçok siteden güvenlik kodunu girmeden bir şeyler indirebiliyorduk. Ancak sağ olsun bir avuç züppe yüzünden artık internette şu güvenlik kodunu girmeden hiçbir şey yapamıyoruz. Birkaç yıl evvel bu güvenlik kodları 3 haneden oluşuyordu ve hiç yoktan okunabiliyordu. Zaman ilerledikçe bu güvenlik kodunun hanesi arttı ve bir de okunmayı zorlaştırdılar. Kimisi üzerine çizgilerle dalgalar yaptı, kimisi de renklerini puslandırdı. Buna rağmen okuyabiliyoruz derken rapidshare olayı iyice abarttı. Yine kod sayısı aynı ancak verdikleri kod sayısı farklı.
6 tane kod veriyorlar. Bu 6 tane kod içinden 4 tanesinin üzerinde kedi resmi, 2 tanesinin üzerinde de köpek resmi var. Sen bu resimde, kendilerin olduğu haneyi kutucuğa yazacaksın. 
Tamamını oku |
10 ahkâm kesilmiş »
Bir ara “hay’dan gelen hû’ya gider” sözü ile ilgili bir şeyler yazmak istedimse de bir türlü yazmaya fırsatım olmadı. Bugün bilgisayarım elimde yürüyüş yaparken aklıma birden niye bunu yazmadığım geldi. Artık eve gidince yazarım diye geçirdim içimden ve şimdi bilgisayar başındayım.
Halk arasında “hay’dan gelip hû’ya gitmek” kolay kazanılan bir şeyin çabuk tükeneceği anlamında kullanılıyor. Hattâ kumarda, piyangoda vs. emek siz kazanılan bir paranın hemen tükeneceğini, tükenirken de zarar vereceğini anlatmak için kullanılır. Aslında böyle kullanmak doğru mudur bilmiyorum ancak gerçek anlamını bilerek, kullanıp kullanmamak size kalmış.
Hay ve Hû Allah’ın isimlerindendir. Hay diri demektir. Hû ise gözle görülmesi mümkün olmayan ama varlığı bilinen (tam emin değilim) demektir. Benim yorumuma göre, diri olan her şey bir gün ölecek ve gözle görülemeyene kavuşacaktır. Yani Allah’tan gelen yine Allah’a dönecektir. Zaten tasavvuf inancına göre insanlar Allah’ın birer tecellisidir yani yansımasıdır. Hepimiz birden yani tek olan, mutlak varlık olan Allah’tan kopmuş birer varlıklarız. Ve öldüğümüz zaman…
Tamamını oku |
7 ahkâm kesilmiş »
Php Nuke ile başlayan edeb yâ hû serüveni bir arkadaşın Joomlayı çok övmesi üzerine yoğun uğraşlarla birlikte yoluna Joomla ile devam etti bir süre. Joomla ilk başta güzeldi, bize birçok kolaylık sağlıyordu. Tâ ki, günlük tekil giriş 3.000′i aşana kadar. Sonra sık sık veritabanı hatası vermeye başladı. Ve istediğimiz gibi geliştirememeye başladık. Biz de uzun düşünceler akabinde siteyi wordpress‘e çevirip bir edebiyat bloğu, ya da edebiyat dergisimsi bir şey yapmaya karar verdik. Sonunda siteyi bir iki gün önce yayına geçirdik. edebyahu.com artık wordpress…
Tamamını oku |
3 ahkâm kesilmiş »

Aslında bu buluşmayı zaten buluşmaya katılan herkes günlüğüne not ediyor zaten, benim etmeme ne gerek var diye saçma bir kanı ile bu konuda pek bir şey yazmak istemiyordum. Ancak bugün bu konu ile ilgili bir şeyler yazan arkadaşlara bakarak ben de özendim ve buluşma ile ilgili bir şeyler yazmaya karar verdim.
Buluşma salonuna giderken kimseyi tanımıyor olmanın verdiği bir tedirginlik ile adımlarımı aheste bir şekilde atıyordum. Oraya gidecektim, hiç tanımadığım kişilerle tanışacak ve sanki kırk yıllık ahbap gibi sohbet edecek, fikir paylaşımında bulunacaktım. Biraz garip geliyordu bana. Salona ilk girdiğimde 15-20 kişilik bir ekibin dağınık bir şekilde oturduklarını gördüm. Merdivenin tam karşısında arkası dönük bir şekilde Barış oturuyordu. Onu hemen kabarık saçlarından tanıdım. Kendimi tanıttıktan sonra alelacele yaka kartımı da aldım ve yular gibi boynuma taktım. Daha sonra arkaplânda kalacak şekilde sohbeti dinlemeye koyuldum. Yaklaşık 15 dakika kadar dağınık şekilde oturduk. Daha sonra büyük iş adamlarının toplantı masaları gibi masaları yerleştirerek…
Tamamını oku |
15 ahkâm kesilmiş »