Yazıma böyle bir başlık atmayı şu an düşündüm. “Spontane” gelişti, diyebiliriz. Tıpkı yaşamın kendisi gibi. Hayat da her an biraz “spontane” değil mi?
Bugün Kızılay’dan otobüsle eve gelirken epey düşündüm. Sık sık yaptığım bir şey aslında, ama insanın öyle anları oluyor ki, düşünmeye daha fazla zaman ayırmak istiyor. Düşündükleri daha bir anlamlı oluyor kendisi için. İşte öyle bir andı benimki de.
Sessiz bir ortamı düşündünüz mü hiç? Şimdi, tam şu an, gözlerinizi kapatın ve etrafınızdaki seslere odaklanın. İlk olarak bilgisayarın fanını kafanızdan silmeye çalışın. Müzik dinliyorsanız müziğinizi kapatın. İlk önce kafanızda bir uğultunun olduğunu göreceksiniz. Biraz sabrederseniz o uğultu da geçecek ve sessizliğin sesini dinlemeye başlayacaksınız. Tıpkı Ankara gibi.
Ankara sessiz son günlerde. Sessiz ve sakin. Tıpkı gözlerinizi kapattığınızda duyduğunuz sessizlik gibi Ankara. Herkes, her şey susmuş. Bir tek ses var, o da sessizliğin sesi.
En son ne zaman bu denli sessiz oldunuz? Sessizliğin sesini en son ne zaman bu kadar pürüzsüz dinlediniz? Umuyorum…
Tamamını oku |
4 ahkâm kesilmiş »
Bu yıl 2.’si yapılan “Blog Ödülleri” ne ben de adayım. Aslında beğeni her ne kadar göreceli bir kavram olsa da gönül herkes tarafından beğenilmek ister işte.
Sizleri bunca zaman yemedim yedirdim, içmedim içirdim, okumadım okuttum.
Artık bir oyu benden esirgemezsiniz.
Efendim oy verme işlemini aşağıda resimli olarak görebilirsiniz. Oy vermek tamamen ücretsizdir.
Tek yapmanız gereken üye olmak ve oyunuzu vermek.
Ufak bir hatırlatmayı da yapayım, oyunuzu gerçekten beğendiğiniz bloga verin. Bir de her kategoride bir tane siteye oy verebilirsiniz. 14 farklı kategoride toplam 1436 blog var.



Tebrikler, kayıt işlemini tamamladınız.
Şimdi sıra oy verme aşamasına geldi. Bundan sonrası çok basit.
Üst menüden kategorilere giriyorsunuz ve oradan “kişisel bloglar” kategorisine gidiyorsunuz. Dilerseniz “kaanfakili.com.tr”ye dilerseniz de başka sitelere oyunuzu verebiliyorsunuz.

Tamamını oku |
3 ahkâm kesilmiş »
Uzun süre önce bu yazıyı yazmak istiyordum. Ama bir türlü kısmet olmadı. Kısmet bugüneymiş sanırım.
Ankara‘da oturuyorum. Kızılay‘a gitmek için otobüslerle epey cebelleştiğim için bir şekilde yolunu bulur otururum. 10-15 dakika yürür başka bir otobüs hattının son durağına giderim ve yolumu uzatsa da oturarark giderim. Yolculuk boyunca ya kitap okurum ya da müzik dinlerim. Müzik dinlerken dışarıyı seyretmeye bayılırım. Özellikle Keçiören’in girişindeki reklâm panolarına ya da Dışkapı‘daki reklâm panolarına çok dikkat ederim. Ha bir de Kızılay’dakilere. E malûm trafiğin yoğun olduğu yerlerde aynı şeyi uzun süre seyredebiliyorsunuz.

Bu aşağıdaki afiş çok dikkatimi çekmişti. Vay be, dedim kendi kendime, üç lider harika bir konuda fikir birliğine vardılar. Gerçekten onları aynı konuda uzlaşmış bir şekilde görmek ve kolkola fotoğraflarını görmek beni mutlu ediyor dedim. Acaba başka uzlaştıkları konu var mı dedim kendi kendime. E tabiî ki var Kaan.
Bugüne kadar milletvekili maaşları tartışılırken – ki tartışılmaya bile gerek duyulmuyor – hiç fikir ayrılığı yaşanmış…
Tamamını oku |
4 ahkâm kesilmiş »
Güzel ülkemin, her köşesinde bir taraftarlık kokusu almış başını gitmiş. Yaftalanmak, etiketlenmek herkesin başına gelir olmuş. Ve istesek de istemesek de yaftalamayı hepimiz yapar olmuşuz.
İnce bıyık bırakana cemmatçi demişiz, bıyıkları dudaklarından aşağı sarkıtana komünist demişiz ya da bıyıklarını dudaklarının yanından sarkıtana ise ülkücü demişiz. Ha benim gibi top sakal bırakıyorsanız da “haham” olmuşsunuz. Yahudi sakalı hani.
İnsanları böyle yaftalamak sanırım onları anlayabilmek için yapılıyor. Her bir insanın farklı farklı düşünceye sahip olabileceğini gözardı edip onları bir küme içine alıp, gruba göre değerlendirmek daha çok kişimize geliyor. Nitekim şu solcu, şu sağcı gibi yakıştırmalar da bu yüzden doğmuş olsa gerek.
Bugün bir bakıyorsunuz adam sizin partiniz şöyle para yiyor, sizin partiniz şurayı soydu diyor oysa kendi partisinin yaptığını görmezden geliyor. Ya da kendi partisine konduramıyor. Hattâ olayı aşıp, kendi partileri para yediyse en azından çalıştı da yedi diye düşünüyor. Ve bu durumu meşrulaştırıyor.
Velhasılıkelâm herkes diğerinden olana bir “öteki” diye bakıyor.
Bu kutuplaşmayı da nitekim sadece parti noktasında değil de…
Tamamını oku |
3 ahkâm kesilmiş »
Birkaç gündür hastalığın pençesinde kıvranıyorum. Nedenini bilemediğim ama bir şeyden dolayıdır diye tahmin ettiğim gribin üstüne birkaç aksaklık daha eklenince insan yataktan çıkamıyor.
Cuma günü yataktan kalktığımda hattâ okula gittiğimde pek bir şeyim olmamasına rağmen okulda ne olduysa birden grip havalarına bürünmeye başladım. Burnum yavaş yavaş acımaya başladı ve gözlerim yanmaya.
Cumartesi günü dershanede matematik dersine sıra geldiğinde, artık sevmemekten mi yoksa gerçekten hastalığımın ilerlediğinden mi bilemeyeceğim, derse devam edemeyeceğimin farkına vardım. Ve hemen montumu giyip kendimi eve attım. Bir güzel yattım. Kalktığımda artık ben tescilli bir griptim. Gribin tüm şartlarını üzerinde taşıyordum. Burun akması ve hapşuruk.
Ben genelde hastalığı bir günde atlatırdım. Ama ertesi gün seçimin olması ve benim de sandıkta görevli olmam sanırım bu hastalığı birkaç gün daha çekeceğimin işaretiydi.
O gece milli maçın geç bitmesi ve saatlerin de bir saat ileri alınmasıyla birlikte yatış saatim bir hayli geç oldu. Ve sabah 6′da kalktım. 7′de sandık başında olmam gerekiyordu.
İlk defa sandık görevlisi oluyordum.…
Tamamını oku |
1 ahkâm kesilmiş »