Son zamanlarda yazma krizim yine tuttu desem yeridir. Yazacak bir konu ve vakit bulamamaktan bir hayli şikâyetçiyim. Hayatım dar bir alanda ilerliyor ve ben artık hayatımla ilgili bir şeyler düşünemiyorum. Ne etrafımda olup bitenlere yorum yapabiliyorum ne de etrafımı doya doya seyredebiliyorum. Sanırım uzun süredir tek yaptığım kafamı önüme eğip bir şeylerle ilgilenmek.
İşte böyle bir kriz anında Esra‘nın mimi beni bu buhrandan çıkaracak diye düşünüyorum. Kendisine Seval ( ne yalan söyleyim Seval, Javacıkız diye namını duyduğumda ben seni motorcu falan sanmıştım.
) tarafından gelen mim’i yorumlamış ve bana da paslamış. Benim de görüşümü merak ettiği için kendisine teşekkür ediyor ve hemen mim’i cevaplamak istiyorum.
neden yazıyorum ? ( neden blogluyorum)
Aslında sitemin farklı isimler altında 3-4 yıllık bir geçmişi olsa da kaanfakili.com.tr adı altında 2 yıldır bir şeyler karalıyorum. Daha önceki sitelerimde yazdığım amaçsız yazıları hiç hesaba katmıyorum çünkü.
Böyle bir site açıp içimi boşaltmak için benim geçerli iki sebebim vardı. Bunların temelinde ise edebiyat bölümünü okumam ve yazı yazma ile birebir alâkalı olmam var.
İlk sebebim yazma tutukluğunu gidermek. Ömrüm boyunca yazdığım yazılara nasıl başlayacağımı, nasıl geliştireceğimi ve okuyucuyu nasıl etkileyeceğimi düşünüp durdum. Hiçbir zaman da bu durumu aşamamıştım. İstediğin kadar kitap oku bunu bir türlü aşamıyorsun zaten. İşte bu yüzden böyle bir siteye ihtiyaç duydum. Yazı yazmayı öğrenme bir süreç işidir. 10 günde oturup yüz tane yazı yazsanız dahi yazma tutukluğunuzu gideremezsiniz. Epey zaman alan bir şeydir bu çünkü. Ve bir süreklilik gerektirir. İşte bu amacımı kısmen de olsa giderdim. Artık yazı yazmaya başlarken pek sıkıntı çekmiyorum. Ama uzun süredir yazı yazmazsam -tıpkı bu yazımda olduğu gibi- tekrar yazı yazmaya başladığımda cümleler arasında bir kopukluk oluyor. Bunu da zamanla aşacağım inşallah.
Yine bir yazar adayı olarak yazdığım yazıların okunmasını istedim. Bu şekilde utangaçlığımı gidermek istiyordum. Yazdığım yazıları arkadaşlarım, ailem, hocalarım ve öğrencilerim okuyor. Dahası tanımadığım onlarca insan okuyor ve onlarla zaman zaman tanışıyoruz. İşte hayatımda olan her şeyi gözler önüne seriyorum ve herkesin okumasını sağlıyorum. Böylece herkese benim de duygulanabileceğimi, hattâ ağlayabileceğimi; gülebileceğimi ve hattâ kahkahalar atabileceğimi göstermiş oluyorum. Dahası herhangi bir konudaki fikrimi insanlara rahatlıkla söylüyorum ve insanların beni fikirlerim ile kabul etmesini sağlıyorum.
İşte yukarıdaki iki esas sebepten başladım bir şeyler yazmaya. Zamanla yazmanın dayanılmaz güzelliğini keşfettim ve yazma sebebim gittikçe genişledi. Artık rahatlamak için de bir şeyler yazıyorum. Bazen bir şeyler paylaşmak gerçekten çok güzel oluyor. Ve her şeyden güzeli de insan okunmaktan ve takip edilmekten gerçekten haz duyuyor. Bir nevi ergen benmerkezciliği.
Uzun süreden sonra bana tekrar içimi döktürdüğün için teşekkür ederim Esra.
Sağ ol, var ol.

6 ahkâm kesilmiş, ilkin okuyayım, sonra ben de yazarım bir şeyler
24 Mart 2009, 16:54
Biz de severek takip ediyoruz cevapladığın için asıl ben teşekkür ediyorum, ergen merkezciliği ha
25 Mart 2009, 08:12
Güzel bir yazı olmuş:) İyi ki blogluyorsun. Ellerine sağlık.
25 Mart 2009, 16:53
Kendime sorduğumda bu soruyu bir sürü yanıt alıyorum. Bazıları;
1-Hiç düşünmemiştim.
2-Bilmiyorum.
3-Eleştirmek için.
vs…
25 Mart 2009, 20:01
merhaba kaan bey,ben de yazılarınızı zevkle ve elimden geldiğince takip edenlerdenim.öz güven denen şey bu olsa gerek.sizi gerçekten tebrik ediyorum.gustave flaubert madame bovary adlı eserinde emma’nın ölüm sahnesini bildiğim kadarı ile 5 kere yazmış ve öyle karar vermiş.her yazdığında farklı şeyler ortaya çıkmış.evet,yazma tutkusu çok güzel.zira ”el,yazmazsa ayak olur…” hele hele edebiyat bölümü mezunu iseniz bu daha da önemli bir konu bence.
27 Mart 2009, 19:22
“Neden yazıyorum?”un cevabını verebilecek şu koca kaanfakili.com.tr paylaşımın olmasaydı bir Türk Dili ve Edebiyatı bölümü mezununa haklı olarak hesabı sorulacak soru “Niçin yazmıyorsun?” olurdu.. Bilgili-bilgisiz, alakalı-alakasız, eğitimli-eğitimsiz herkes; hepsinden de önemlisi Türkçe’ye hakim – hakim olmayan kişiler aynı sahada at koşturuyorsa yıllardır; sen ve senin gibilerin kalemini ister sanal ortamda ister bir kağıt üzerinde oynatması boynunun borcudur.
İyi ki blog denen şeyi icat etmişler. Senin gibi eli kalem tutan, Türkçesi harika kaç kişi köşeleri zaptedilmiş ya da ehil olmayanlara teslim edilmiş dergi/gazetelerin kapısından bile içeri giremiyor; tek bir cümlesini oralarda yayınlatamıyor. Blog mlog bahane; her ne konuda ne paylaşırsan paylaş, çoğu şeye katkı sağladığının farkındasın; biz de bunun bilincindeyiz Kaanım..
4 Nisan 2009, 16:52
yazmak yazmak… yazmakta yetmiyorsa daha ne yapsın gönlü araz. biz değer veririz yazarız ve yaparız duvar ve “o” arasında bir tercih. “o” tercih edilenden memnun olmaz. yazarken amaç bellidir aslında. ne menfaat bekler ki yazan yazılandan. ister ki sevaba girsin, mütebessüm bir yüz, güzel bir söz sadaka değil midir? vaad edilmemiş midir? güvenmiyorsunuz ve artık güvenilmiyorsunuz…m