Son günlerde yazdığım yazılara şöyle bir baktım da, sanırım istediğim günlük formatına biraz daha ulaştım gibi geliyor. Hani daha fazla kişisel yazıların yer aldığı, günlük hayatta karşılaştığım durumları daha fazla aktardığım bir format. Her ne kadar son günlerde yazma işini iyice seyreltsem de yine de yazılarımın bu biçim(format) içinde olması beni sevindiriyor. İşte bundan hareketle acaba diyorum hayatımı mı arşivlesem? Günlük hayatta karşılaştığım önemli şeyleri değil de her şeyi ama her şeyi mi yazsam? Bunu zaman gösterecek artık değil mi?
2 haftadır yaşadığım yoğunluktan dolayı kişisel işlerime pek vakit ayıramıyorum. Şöyle gönlüm alabildiğince gezemiyorum mesela. Otübüse binip de Kızılay‘da kitapçıları dolaşamıyorum. Her ne kadar bu durumdan şikayetçi gibi gözüksem de aslında memnunum hayatımdan. Yavaş yavaş okuluma uyum sağlamaya çalışıyor, öğrencilerimle diyaloglarımı biraz daha ilerletiyor ve tecrübeme tecrübe katmaya çalışıyorum. Bir süre sonra anlıyorum ki aslında benim hayatım bu imiş. Benin gönlümün alabildiği hunharca gezmek değil de öğrencilerle kaliteli, güzel diyaloglar geliştirerek onlara faydalı bir öğretmen, bir ağabey olabilmek…
İşte bu düşünceden hareketle bu hafta öğrencilerime biraz daha fazla yakın davranmaya çalıştım. Hattâ elimden geldiğince onların kişisel sorunlarını dinlemeye, onlara öğütler vermeden, kendi hayatımdan kesintiler anlatarak onlara yön göstermeye çalıştım. Bunda ne kadar başarılı olduğumu şu an tam olarak kestirmek mümkün değil belki ama yine de içimin rahatlığı, huzuru doğru şeyler yaptığımı hissettiriyor bana. Bir de şu husus var ki, öğrencilerimin günlüğünü rahatlıkla okuyabildikleri öğretmenlerinin ne kadar iç hesaplaşmalar yaptığını, kendini ne kadar eleştirdiğini, neler hissettiğini, nelere üzüldüğünü, nelere sevindiğini bilmeleri sanırım hoş bir şey ols gerek. Zira hem benim onlara yakınlık derecemi bu şekilde anlayabilirler ve aramızdaki diyaloglara yön verebilirler.
Hayatımın son döneminde çok fazla önemsediğim, hayatı düşünce ile şekillendirme konusu üzerine bugün 12 TM – B ‘de birkaç öğrencim ile pey bir sohbet ettik. Onları dinleyerek onların sıkıntısına bir nebze olsun çözüm bulmaya çalışan Kaan Öğretmenlerinin aslında o anda zihninden çok fazla düşünce geçirdiğini pek kestiremediler sanırım.
Kaan Öğretmen onlarla orada sohbet ederken, onların yaşadığı o sorunlardan bazılarını halen yaşadığını düşünüyor ve neden bu sorunlara onlar kadar içten üzülemediğini, hatta üzülemediğini düşünüyor. İşte buradan hareketle hayatı düşünce ile şekillendirme metodlarına yenilerini daha eklediğini fark ediyor.Tabiî bu methodlar sadece kendi hayatında yaşadıklarını çözmek için kendinin belirlediği methodlar. Yoksa bir kişisel gelişim uzmanından falan yardım aldığı yok.
Öğrencilerimin yaşadığı sorunların benzerlerini ben de yakın geçmişimde yaşadım ve bazılarını halen yaşıyorum. Ancak ben onlar gibi olaylara bu kadar kötümser bakmıyor ve olumsuz düşünmüyorum. Bundan dolayıdır ki bu yaşadığım olaylar beni o kadar sarsmıyor, üzmüyor, kahretmiyor. Oysa diyorum yaşadıklarım onlarınki ile aynı. Neden ben üzülmüyorum da onlar üzülüyor? İşte o anda olaylara bakışın, yaşamın belli dönemlerinde değiştiğini fark ediyorum. 15-20 yaş arasındaki bir gencin sevgilisinin olması onun için hayatını yolunda götürmenin, mutlu olmanın tek şartı. Oysa ben kendime bakıyorum, bir sevgilim olsa bile mutlu olamayacağım şeyler görüyorum. Henüz hayatımı tam olarak şekillendiremediğimi düşünüyor ve bundan dolayı üzülüyorum. Belki aradan 5 sene geçince üzüleceğim farklı şeyler ortaya çıkıyor.
Üst paragraftaki düşüncelerimden öyle bir sonuca varıyorum ki, 10 tane kişisel gelişim uzmanı gelse yakama asılsa bu kadar etkili olmaz sanırım:
“Mutluluk varış değil bir yolculuktur.”
ÖSS’ye hazırlanan bu gençler için mutluluğun tek şartı ÖSS, üniversitede okuyan bir genç için mutluluğun şartı üniversiteyi bitirmek, üniversiteyi bitiren bir genç için mutluluğun tek şartı iyi bir işe sahip olmak, iyi bir işe sahip olan bir gencin mutluluğunun tek şartı iyi bir eşe sahip olmak. Sonra mutluluğun şartı bir çocuk, sonra mutluluğun şartı çocuğun büyümesi, sonra mutluluğun şartı çocuğun eğitimi, sonra üniversiteyi kazanması… ve sil baştan aynı yere dönüyoruz değil mi?
Mutluluğun bizim için bir varış değil bir yolculuk olduğunu bilmemiz, attığımız her adımdan zevk almamızı sağlar diye düşünüyorum. Yaptığımız her işin, her düşüncemizin bir öneminin olduğunu bilsek ne kadar mutlu oluruz değil mi?
Kaos teorisinden bahsettiğim bugün öğrencilerime. Hani şu bir kelebeğin kanat çırpışının neticesinde dünyanın yarısının yok olabileceği teori. İşte hayatımızı böyle bir ritme bağlarsak ve hayatımızı bir kelebek gibi yaşarsak gerçekten mutlu olabiliriz. Üzüntülerimizin ve sevinçlerimizin aslında bizim geleceğimizi şekillendirdiğini bilebilsek o zaman es geçmesini biliriz.
Mutlu olmak için merkeze kendimizi almalıyız. Herhangi bir insana ya da bir mevkiye bağlı mutluluk bizi tam anlamıyla mutlu etmeyecektir. Geçici bir mutluluğun bize hiçbir faydası yoktur.
Baki mutluluklara…

5 ahkâm kesilmiş, ilkin okuyayım, sonra ben de yazarım bir şeyler
18 Kasım 2008, 16:20
The Beatles grubunun meşhur “the strawberry field” şarkısında geçen bir söz vardır; life is a journey not a destination.Hayat bir yolculuktur; durak değil diyerek benzer bir düşünceyi yazmışım vakti zamanında. başlık,aslına bakılırsa anlatılmak isteneni izah etmek için tek başına yeterli.
hayatı tek başına şekillendirebilmek zordur ve evlenip yuva kurmak için bu sürecin tamamlanmasını beklemekte çok mantıklı değildir. bence önemli olan insanın hayat arkadaşıyla el ele verip hayatı şekillendirmesidir. Zaten bunu yapabildiğiniz kişi de sizin için “doğru” kişidir.
20 Kasım 2008, 16:49
Üstat ben senin yazından şunu anladım:
Önemli olan anı yaşamak, anlık mutluluk.
25 Kasım 2008, 22:36
mutluluk bi sonuç değil süreçtir, bizde batıda olduğu gibi başarı ve mutluluktan söz etmenin mümkünatı yoktur… mükemmel olan Allah’tır, zira…
dolayısıyla mutluluk da “sonuca değil, sürece odaklan” cümlesinde gizlidir…
20 Temmuz 2009, 14:06
Yazı için teşekkürler. Büyük zevkle okudum.
18 Eylül 2009, 17:27
Ne mutlu o öğrencilere. Keşke tüm öğretmenler öğrencilerini senin gibi ciddiye alıp hayat üzerine gerçeklerden konuşsa.