Türklerin yaptığı reklâmların son derece ilgi çekici olduğunu ben dahil herkes rahatlıkla söyler sanırım. Türkiye’de bu işinçok güzel yapılmaya başlandığını konuştuğumuz zamanı ben hatırlıyorum aslında. Hani şu iki tane hademe ismi lazım olmayan bir bankayı silerken birbiri ile sohbet ediyorlar, işte birisi kameraya gelip “anlayışı farklı, kültürü farklı” diye bir şeyler söylüyor ya, işte o reklam. O reklâmdan sonra Türkiye’de reklâmcılığın ne kadar gelişmeye başladığı konuşulmaya başlandı. O günden bugüne Türkiye’de reklam piyasası gerçekten çok ama çok gelişti. O zamana nazaran reklâm yayınlama süreleri de iki katına çıktı neredeyse. Benim hatırladığım kadarıyla o zamanlar 12-13 reklâm olurdu ve yaklaşık 5 dakika sürerdi. Bunların son iki üç reklâmı da o kanala ait gazetenin kuponla verdiği şeylere dair olurdu. Şimdi ise bu reklâmların sayısı ve süresi daha fazla. Neyse, işin özü Türkiye’de reklâmcılığın gelişmesinin sevindirici olduğu ama bir yandan da kültürümüze, gelenek ve göreneklerimize bir şekilde zarar verdiğidir. Aşağıda videosunu vereceğim reklâmın ne zaman yayınlanmaya başladığını pek hatırlayamıyorum. Televizyonu fazla seyretmediğim için sağdan soldan duyuyorum işte. Neyse bu reklâm siberalem diye bir arkadaşlık sitesinin reklâmı. Hemen reklâmı izleyin yorumumuza öyle geçelim.
Aslında şekil olarak baktığınızda güzel düşünülmüş bir senaryo. Ancak işin özüne girdiğinizde hiç de öyle güzel bir şeyle karşılaşmıyorsunuz. Aşkın ne olduğu, insana ne hisseetirdiği, sevginin kime duyulacağı, doğallığı, zarifliği her şeyi ama her şeyi ayaklar altına alınıyor bence bu arkadaşlık sitelerinde. Böylesi bir sitenin reklâmını izlemek inanın bana çok korkutucu geliyor. Hem de bizim yüzyıllardır bildiğimiz efsaneleşmiş Leylâ ile Mecnûn buna alet edilirse…
Senaryoya göre çöle düşen Mecnûn Leylâ’sını aramaktadır. Peki sizce bizim hikâyelerimizdeki Mecnûn sevgilisi Leylâ‘yı mı arıyordu? Tabiî ki hayır. Beşerî aşktan Allah aşkına giden bir süreçtir Mecnûn’un çöl süreci. Leylâ’nın aşkı ile kendini çöllere atmış ve orada asıl aradığının Leylâ değil Mevlâ olduğunu anlamıştır Mecnûn. Nitekim Leylâ ona dönüp geldiğinde onu tanımamış ve ona; “Eğer sen Leylâ isen bu benim içimdeki kim?” demiştir. Size şimdi samimi bir şekilde soruyorum… Böylesine samimi bir ilâhi aşkın böylesine basit bir arkadaşlık sitesine köle edilmesini mideniz kaldırıyor mu?

6 ahkâm kesilmiş, ilkin okuyayım, sonra ben de yazarım bir şeyler 
kategoriler
anlık takip
23 Mayıs 2008, 22:32
Kaan bey bence bu konudaki bakış açınız size hiç yakışmadı.Sonuçta ortada yapılan bir reklam var R.Barthes’e göre reklamları reklam yapan onlarda kullanılan şeylerin yan anlamlarıdır. Elbette klasik olarak bildiğimiz Leyla-Mecnun hikayesi reklamdaki gibi beşerî bir aşkı konu almıyordu ancak “aşk” kavramının yan anlamına baktığımızda onun beşerî kısmını da anlayabiliriz. Keza aşk internetten bulunacak kadar basit midir , diye itiraz etseydiniz amenna derdim ama şimdi sadece cık cık cık diyorum.
24 Mayıs 2008, 07:34
Reklamcı dediğimiz kişilerin bilgisiziliğinden başka birşey değil. Uzun bir konunun özetini yapmak gerekirse, Türkiye’de olsun başka ülkede olsun, o yörenin reklamcı dediğimiz kişileri, kesinlikle her konuya vakıf ve o ülkenin milli konularına saygılı olması gerekiyor. Bir markaya verdikleri hizmet için, o markanın yeni çıkarmış olduğu ürüne önerdikleri yabancı isimler midemi bulandırıyor.
24 Mayıs 2008, 09:29
Erkan Bey, ben burada Leylâ ve Mecnûn’dan hareketle reklâmı yorumladım. Elbette aşk sadece ilâhî değildir. Hepimiz öyle ya da böyle beşerî aşkı bir şekilde tatmışızdır. Ancak bu reklâmda benim tepkimi alan şey, dillerde ilâhî bir aşk şeklinde dolanan Leylâ ile Mecnûn hikâyesinin esas anlamından kopartılması ve insanlar üzerinde basit bir olgu oluşturmasıdır. Böyle bir şeyin böyle bir reklâma malzeme olması beni üzen şey. Ha akıllıca düşünmüşler o ayrı mesele.
Ayrıca Cafer Hocam, senin yorumuna da katılıyorum.
24 Mayıs 2008, 21:59
Tamam işte ben de sizin yorumunuzda da söylediklerinizin size yakışmadığını söylüyorum. Yani açıkçası böyle basit düşünmeniz beni şaşırttı. Sonuçta bu bir reklamdır ve dikkat çekmek için hazırlanır. Görüyoruz ki gayet güzel amacına da ulaşmış ( burada tartıştığımıza göre ). Reklamın Leyla Mecnun hikayesinin aslından kopartılması asla o hikayeye zarar vermez. Her yenilik ayrıca zarar getirir diye bir şey de yoktur. Eski ile yeninin birleşmesinde denmiyor mu , otantik diye.
24 Mayıs 2008, 22:23
Reklâmın başarıya ulaşması o reklâmın içeriğindeki unsurların özüne zarar vermediği anlamına gelmez. Reklâm ne kadar başarılı olursa olsun benim burada tartıştığım husus bu reklâmda kullanılan malzemenin Leylâ ve Mecnûn hikâyesinin Türk insanının zihnindeki yansımasına zarar verip vermediğidir. Ki bana göre zarar vermektedir. Bu bahsettiğimiz reklâmın otantik gibi bir kavramla ilgisi yok bence. Ben her yeniliğin eski şeye zarar getirdiğini de söylemedim ayrıca.
27 Mayıs 2008, 23:32
Neresi zarar getiriyor ? Bu reklam böyle çekilince leyla mecnuna kavuştu mu yani