
Beni yakından tanıyanlar Mevlânâ‘ya ne kadar hayran olduğumu, onun yaşayışından çok etkilendiğimi ve hep onun gibi bir yaşantımın olmasını istediğimi bilirler. Mevlânâ’yı anlayabilmek, onun düşünce ve imân dünyasına girebilmek o kadar da kolay bir şey değildir kanımca. Zira bugün batı dünyasının ona bakışını, onu yorumlayışını göz önüne alırsak Mevlânâ’yı anlamanın sandığımızdan daha da zor olduğunu anlarız.
Öncelikle Mevlânâ’yı iki farklı bakışta ele almak mümkün bence. Birisi fikir adamı olan Mevlânâ, öteki de imân adamı olan Mevlânâ. Bu ikisini ayrı başlık altında değerlendirmek mümkün olsa da ikisinin birbirine bağlılığı şüphe götürmez sanırım. Eğer ikisini birbirinden koparırsak, bugün batı dünyasının yaşadığı Mevlânâ sorunsalını biz de yaşamış oluruz sanırım.
Mevlânâ Allah’a olan bağlılığı ve onu hayatında uygulayışı ile tam bir Müslüman insan örneğidir. Gerek kusursuz ibadetleri, gerek örnek ahlâkı gerekse de insan ilişkilerine bakışı bize bir Müslümanın nasıl olması gerektiğini gösterir. Kısa bir ömre büyük bir yaşantı sığdıran ve aradan 800 yıl geçmesine rağmen hâlâ…
Tamamını oku |
4 ahkâm kesilmiş »
Bir ara “hay’dan gelen hû’ya gider” sözü ile ilgili bir şeyler yazmak istedimse de bir türlü yazmaya fırsatım olmadı. Bugün bilgisayarım elimde yürüyüş yaparken aklıma birden niye bunu yazmadığım geldi. Artık eve gidince yazarım diye geçirdim içimden ve şimdi bilgisayar başındayım.
Halk arasında “hay’dan gelip hû’ya gitmek” kolay kazanılan bir şeyin çabuk tükeneceği anlamında kullanılıyor. Hattâ kumarda, piyangoda vs. emek siz kazanılan bir paranın hemen tükeneceğini, tükenirken de zarar vereceğini anlatmak için kullanılır. Aslında böyle kullanmak doğru mudur bilmiyorum ancak gerçek anlamını bilerek, kullanıp kullanmamak size kalmış.
Hay ve Hû Allah’ın isimlerindendir. Hay diri demektir. Hû ise gözle görülmesi mümkün olmayan ama varlığı bilinen (tam emin değilim) demektir. Benim yorumuma göre, diri olan her şey bir gün ölecek ve gözle görülemeyene kavuşacaktır. Yani Allah’tan gelen yine Allah’a dönecektir. Zaten tasavvuf inancına göre insanlar Allah’ın birer tecellisidir yani yansımasıdır. Hepimiz birden yani tek olan, mutlak varlık olan Allah’tan kopmuş birer varlıklarız. Ve öldüğümüz zaman…
Tamamını oku |
7 ahkâm kesilmiş »
Semazenler hep ilgimi çekmiştir. Yaptıkları her hareketin bir anlamı vardır. Oturdukları yerleri öpmeleri, bir ellerini havaya diğerini yere doğru tutmaları vs. Bir el yukarı doğrudur, Allah’an alındığını belli etmek için; diğer el aşağı doğrudur, Allah’tan alınanın insanlara verildiğini simgeler. Semazenleri en güzel remzeden çiçek lale’dir. Lale birliği, tevhidi remzeder. Tekliği remzeder. İşte birbirinden güzel semazen fotoğrafları ve lale:
Tamamını oku |
6 ahkâm kesilmiş »
Ülkemizde yapılan konuşmalarda zaman zaman bazı konular, kanımca yanlış anlamalar ve hisler doğuracak şekilde dile getirilmekte veya dinleyiciler tarafından böyle algılanmaktadır. Konu özellikle Türkiye’de bıraktığı olumsuz etkiler açısından önemlidir. Önceki günlerde Mevlânâ’yı anmak için düzenlenen bir panelin ardından 18 Ocak 2007 günü, ‘‘Şimdi İngilizce, Geçmişte Farsça ve Arapça’’ başlığıyla yapılan bir haber bunun ilginç bir örneğidir. Haberdeki alıntıda, Mevlânâ’nın eserlerinin Farsça olduğu, o dönemde de Türkçe’nin bir kenara itildiği belirtilmekteydi. Haberin ve alıntının vardığı nokta başlıkla birlikte okunmalıdır: “Şimdi İngilizce, geçmişte Farsça ve Arapça. Sakın ecdadınıza kızmayın.”Bu ve benzeri ifadeler sonucunda Türkçe konuşanların zihninde şu algılamalar oluşabilmektedir:
Tamamını oku |
ahkâm kesilmemiş »
Aslında biz öğrencilerde sınava çalışmak sıkıntı verici bir şeydir. Öğrenmenin güzelliğinden değil de sınanma, not gibi sebeplerden dolayı olsa gerek. Ancak bazen dersin güzelliği test edilme, sınanma telaşını o kadar aşıyor ki, artık feyz almaya başlıyorsunuz… Tıpkı benim Tasavvuf dersinden aldığım feyz/haz gibi bir şey bu.
Tamamını oku |
1 ahkâm kesilmiş »