‘tasavvuf’ konusu hakkında yazılanlara göz atıyorsunuz
hay’dan gelen hû’ya gider
Nisan 15th, 2008 • tasavvuf • 6 comments
Tags: allah'ın isimleri, esmaül hüsna, hay, haydan gelip huya gitmek, hu
Bir ara “hay’dan gelen hû’ya gider” sözü ile ilgili bir şeyler yazmak istedimse de bir türlü yazmaya fırsatım olmadı. Bugün bilgisayarım elimde yürüyüş yaparken aklıma birden niye bunu yazmadığım geldi. Artık eve gidince yazarım diye geçirdim içimden ve şimdi bilgisayar başındayım.
Halk arasında “hay’dan gelip hû’ya gitmek” kolay kazanılan bir şeyin çabuk tükeneceği anlamında kullanılıyor. Hattâ kumarda, piyangoda vs. emek siz kazanılan bir paranın hemen tükeneceğini, tükenirken de zarar vereceğini anlatmak için kullanılır. Aslında böyle kullanmak doğru mudur bilmiyorum ancak gerçek anlamını bilerek, kullanıp kullanmamak size kalmış.
Hay ve Hû Allah’ın isimlerindendir. Hay diri demektir. Hû ise gözle görülmesi mümkün olmayan ama varlığı bilinen (tam emin değilim) demektir. Benim yorumuma göre, diri olan her şey bir gün ölecek ve gözle görülemeyene kavuşacaktır. Yani Allah’tan gelen yine Allah’a dönecektir. Zaten tasavvuf inancına göre insanlar Allah’ın birer tecellisidir yani yansımasıdır. Hepimiz birden yani tek olan, mutlak varlık olan Allah’tan kopmuş birer varlıklarız. Ve öldüğümüz zaman yine tekliğe ulaşacağız. Yine Allah’a kavuşacağız. Buradan hareketle Allah’tan gelen yine Allah’a ulaşacak sözünü doğrulamış oluyoruz.
Allah’ın isimlerine bakmak isteyenler şuraya bakabilirler.
Ha bir de bu sözün biz edebiyat öğrencileri tarafından yeni “jenerasyon” için uyarlanmış bir hâli daha var. Hay’dan gelen edeb yâ hû‘ya gider.
semazen resimleri (semazen fotoğrafları)
Ocak 15th, 2008 • tasavvuf • 2 comments
Semazenler hep ilgimi çekmiştir. Yaptıkları her hareketin bir anlamı vardır. Oturdukları yerleri öpmeleri, bir ellerini havaya diğerini yere doğru tutmaları vs. Bir el yukarı doğrudur, Allah’an alındığını belli etmek için; diğer el aşağı doğrudur, Allah’tan alınanın insanlara verildiğini simgeler. Semazenleri en güzel remzeden çiçek lale’dir. Lale birliği, tevhidi remzeder. Tekliği remzeder. İşte birbirinden güzel semazen fotoğrafları ve lale: Read more »
mevlânâ ve farsça
Mart 4th, 2007 • tasavvuf, türkçe • No comments
Ülkemizde yapılan konuşmalarda zaman zaman bazı konular, kanımca yanlış anlamalar ve hisler doğuracak şekilde dile getirilmekte veya dinleyiciler tarafından böyle algılanmaktadır. Konu özellikle Türkiye’de bıraktığı olumsuz etkiler açısından önemlidir. Önceki günlerde Mevlânâ’yı anmak için düzenlenen bir panelin ardından 18 Ocak 2007 günü, ‘‘Şimdi İngilizce, Geçmişte Farsça ve Arapça’’ başlığıyla yapılan bir haber bunun ilginç bir örneğidir. Haberdeki alıntıda, Mevlânâ’nın eserlerinin Farsça olduğu, o dönemde de Türkçe’nin bir kenara itildiği belirtilmekteydi. Haberin ve alıntının vardığı nokta başlıkla birlikte okunmalıdır: “Şimdi İngilizce, geçmişte Farsça ve Arapça. Sakın ecdadınıza kızmayın.”Bu ve benzeri ifadeler sonucunda Türkçe konuşanların zihninde şu algılamalar oluşabilmektedir:
tasavvuf sınavına çalışırken…
Ocak 17th, 2007 • sevgili günlük, tasavvuf • No comments
Aslında biz öğrencilerde sınava çalışmak sıkıntı verici bir şeydir. Öğrenmenin güzelliğinden değil de sınanma, not gibi sebeplerden dolayı olsa gerek. Ancak bazen dersin güzelliği test edilme, sınanma telaşını o kadar aşıyor ki, artık feyz almaya başlıyorsunuz… Tıpkı benim Tasavvuf dersinden aldığım feyz/haz gibi bir şey bu.
nefes - kaygusuz abdal
Ocak 17th, 2007 • tasavvuf • No comments
Bu âdem didükleri
El ayakla baş değül
Âdem mânaya dirler
Sûret ile kaş değül
Kaygusuz Abdal ‘ın Nefes adlı şiirinden bir kıt’adır. İnsanın cisim ve ruhtan meydana geldiğini ancak ruhun daha yüce olduğunu söylüyor/anlatmak istiyor.



son yorumlar