‘klasik türk edebiyatı’ konusu hakkında yazılanlara göz atıyorsunuz
fuzûlî’nin şiirlerinin hüviyeti
Mayıs 25th, 2008 • klasik türk edebiyatı • 2 comments
Tags: beşeri aşk, beyit, divan edebiyatı, fuzuli, fuzulinin şiirleri, ilahi aşk, klasik türk edebiyatı, leyla ile mecnun, leyla ve mecnun, leyla vü mecnun, mazmun, mesnevi, mevlana, şiir, tasavvuf, yunus emre
Daha evvelki yazılarımda Klâsik Türk edebiyatının günümüzde yanlış anlaşıldığını ve özellikle bazı kesimin bu yanlış anlaşılmayı arttırmaya çalıştığından bahsettim durdum. Biz edebiyat öğrencilerine düşenin ise neslimize Klâsik Türk edebiyatını sevdirmek, yanlış olarak bilinenleri düzeltmeye çalışmak olduğunu yine daha evvel sık sık söylemiştim. Bugün de bizim şarap, aşk, kadın şairimiz Fuzûlî‘nin şiirlerindeki bu şarap, aşk, kadın gibi olguları açıklamaya çalışacağım ve onun şiirlerinin hüviyetini sizlere Ahmet Kartal hocamızın ders notlarından hareketle anlatmaya çalışacağım.
- Fuzûlî her şeyden evvel bir aşk şairidir. Bütün şiirlerinde aşkı anlatmıştır. Bu aşk maddî ve beşerî aşktan başlayarak ilâhî, tasavvufî aşka gitmiştir. Fuzûlî kendisinin de söylediği gibi gençliğinde aşk şiirleri yazmıştır. O kendi şiirleriyle, şuaranın şiirlerini muyase etmiş ve arada uçurumun olduğunu düşünmüştür. Bu uçurumu fark eden Fuzûlî, ilim ve marifet öğrenme yoluna gitmiştir. İlimi kendi benliğiyle hemhâl etmiştir. Şairin gençlik hevesiyle söylediği şiirler maddî ve beşerî aşkı, ilim tahsilinden sonra yazdıkları ise tasavvufî aşkı anlatan şiirlerdir. Fuzûlî‘de aşkın böyle beşerî aşktan nasıl yavaş yavaş sıyrılarak ve maddeden uzaklaşarak, ilâhî, tasavvufî aşka eriştiği L & M mesnevisinde de en iyi şekilde görülür. Leylâ ile Mecnûn‘un aşkları okulda maddî bir aşk olarak başlar, daha sonra Kays’a, Leylâ’yı vermemeleri onun halini değiştirir, cûnun olur, çöllere düşer. Eserin sonunda da bu aşk ilâhî bir aşk haline gelir.
- Tasavvuf, Fuzûlî‘nin şiirlerinde çok önemli bir unsurdur. Tasavvufa olan hakimiyeti şiirlerine yansımıştır. Sadece tasavvufa değil fıkha da büyük önem verir. Fakat Fuzûlî‘de tasavvuf bir gaye yani amaç değil bir araçtır. O Yunûs Emre gibi, Mevlânâ gibi tasavvufu anlatma çabasında değil tasavvufu şiirlerini anlatmada bir araç olarak görür.
- Fuzûlî‘nin şiirlerinde sevgili çeşit çeşit isimler alır. Onda sevgili bazen dost, bazen bir güzel bazen ise bir ulaşılamayandır. İlimle uğraşmadan önceki şiirlerinde bir güzel, ilimden sonra ise bir dosttur yani Allah’tır. Fuzûlî O’na olan aşkından hiç pişman olmamı, verdiği cefayı sefa çekmeye benzetmiştir hep. Onun ilminde gerçek aşık güçlüklere katlanan insandır. Bir beytinde şöyle der:
“Aşk yolunu bildim, korkuludur, tehlikelidir
Ancak ben bu yoldan dönmezem” - Fuzûlî güzele ve iyiye aşıktır. Bu aşk sufli yani mecazî bir aşk değildir. Maddi hazların üzerinde farklı bir aşktır. Bu seneple o Leylâ ve Mecnûn Mesnevisinde şöyle der:
“Yâ Râb belâ-yı aşk ile âşina kıl beni
Bir dem belâ-yı aşktan kılma cüdâ beni” - Fuzûlî bir ızdırap şairidir. Aşkı hep hüzün, keder ve acı yönüyle görür. Ayrılık, dert ve üzüntüyü arar, kavuşmayı, neşeyi, mutluluğu istemez. Acı çekmekten hoşlanır. Her kavuşmanın sonunda dayanılmaz bir ayrılık olduğu için kavuşmayı hiç istemez. ızdırap’nin şiirinde acının ve üzüntünün çokluğunu kullandığı kelimelerden anlamak mümkündür. Şiirlerinde en çok geçen kelimeler; âh, hicrân, kan, ağlamak, perişân, zâr, cevr ü cefâ gibi hep üzüntü, keder ve acıyı anlatan kelimelerdir. Fuzûlî‘nin dünya görüşü karamsarlıktır. Aslında birkaç şair bir yana bırakılırsa Divân şairlerinin hayat hakkındaki görüşleri hep söyledir. Fuzûlî‘de ise bu karamsarlık ileri derecededir.
- Fuzûlî bir mazmun ustasıdır. Mazmun* bulma ve kullanmadaki ustalığı Fuzûlî‘nin şiirlerinin bir başka özelliğidir. Gerek İran edebiyatından Türk edebiyatına geçmiş mazmunları, gerekse de kendinden önce yaşamış Türk şairlerin bunlara ekledikleri mazmunları en güzel şekilde ve ustaca kullanmıştır.
- Fuzûlî‘nin şiirleri içten ve samimidir. Aşklarını anlatırken, heyecanını, lirizmini hemen hissettirir.
Mazmun: Kalıplaşmış söz demektir. Örneğin birisinin gül deyince yüz anlaşılması gibi. Kaşa yay denilmesi, göze kömür denmesi gibi.
klâsik türk edebiyatında “şarap”
Nisan 26th, 2008 • klasik türk edebiyatı • 4 comments
Tags: aşk ve şarap, bektaşi, edebiyatta şarap, horasan erenleri, ilahi sevgi, imge, kalenderi, klasik türk edebiyatında şarap, mazmun, melamet, mevlevi, şarap, şarap nedir, şarap yapımı, tasavvufta şarap
Edebiyat bölümü öğrencilerinin derinlerine girdikçe farklı zevklere aşina olduğu bir alandır Klâsik Türk edebiyatı. Görünürde süslü ve anlamsız kelimelerden oluşan ve şarap gibi, kadın sevgisi gibi bir sürü saçma sapan konuları işleyen bir edebiyattır. Tabiî bu günümüz edebiyat anlayışının Klâsik Türk edebiyatına bakışını özetler. Ancak derinlerinde bir ömrün serencamını anlatan bu edebiyatımızdan ancak bilen kişilerin zevk alacağını söylemek istiyorum. O anlamını bilmediğimiz kelimelerin arkasından birazcık koşabilsek bizi ne diyarlara götürdüğüne hepimiz rahatlıkla şahit olabiliriz.
Klâsik Türk edebiyatı, imgelerin yani mazmunların edebiyatıdır. Sembollerle halleri tasvir etmenin edebiyatıdır. İşte “şarap” da bu sembollerden bir tanesidir. Günümüz insanının Klâsik Türk edebiyatındaki şarabı bugünkü şarap ile aynı zannetmeleri tamamen bu mazmunun anlamını bilmedikleri içindir. İşte Prof. Dr. Ahmet Kartal hocamızın Eski Türk Edebiyatı dersine ait ders notlarından aklımda kalanları sizlere aktarmak istiyorum.
Anadoluda benimsenen klasik tarz şiirin temelinde Horasan erenlerinin bir dünya görüşü ve hayat felsefesi olarak benimsedikleri melâmet, yani kendini insanlara hor gösterip kınandırma fikri yatar. Buna göre Allah’ı sevmek ve dindarlık asla bunu teşhir etmekle değil, gönülde yaşamakla olur. Bir kimse çevresinden dindarlığıyla taktir topladığı ve bundan zerre kadar da olsa hoşlandığı andan itibaren Allah’a değil, kendisini bu haliyle seven insanlara ibadet etme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Böyle bir duruma düşmemek için çıkar yol olarak insanların horlayacakları kıyafetlere bürünmek gibi dışı perişan gösteren ancak gönlü mamur etmeyi hedefleyen bir hayat tarzı seçildi. Kalenderilik, Bektaşilik, Mevlevilik gibi kaynaklar önemli ölçüde bu fikrin şiiri olup, eski şiirimiz kısaca böylece özetlenebilir. Read more »
50 tane karışık beyit
Ocak 24th, 2008 • klasik türk edebiyatı • 6 comments
Geçen sene Eski Türk Edebiyatı dersi için 50 tane beyit az önce dosyalarımı karıştırırken elime geçti. Özenle seçtiğim ve ezberlediğim beyitleri sizlerin de okumasını istiyorum…
1. Bende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dâdı var
Âşık-ı sâdık benem Mecnûn’un ancak adı var (Fuzûlî)
2. Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan murâdım şem’i yanmaz mı (Fuzûlî) Read more »
şeyh galib’den beyitler
Ocak 14th, 2008 • klasik türk edebiyatı • No comments

Gonca-i aşkız ki bu hûrşîd şebnemdir bize
Gevher-i şevkız ki bahr-ı bî-gerân nemdir bize
Gerçi hâkiz rûzgâr-ı gamda âteş-meşrebiz
Feyz-bahş-ı bâğ-ı dil eşk-i dem-â-demdir bize
Biz sadef-veş eyledik âyîne-i tab’ı celî
Aşinâ-yı hayretiz vahdet müsellemdir bize Read more »
nefî’den gazeller
Ocak 5th, 2008 • klasik türk edebiyatı • No comments
Siz siz olun Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okuyorsanız ve hele 3. sınıftaysanız Eski Türk Edebiyatı dersinden kalmayın.
Sonraki seneler bu sınavı vermek size ölüm gibi geliyor. Hele bir de uzattıysanız ve tekrar kalma gibi bir şansınız yoksa demeyin gitsin. Tabiî işin bir de güzel yanı var ki; o da beyit ezberlemek… Birbirinden güzel beyitlerin anlamlarını da öğrenince yine aşık oluyorsunuz Klasik Türk Edebiyatına…
Gazel - I
Ne tende cân ile sensiz ümîd-i sıhhât olur
Ne cân bedende gâm-ı firkatûnle rahat olur
( Vücudumda sensiz ne can ve sağlık umudu olur. Ne de can bedenimde ayrılığın gamıyla rahat yüzü görür.) Read more »



son yorumlar