2007 yapımı Girdap filmini ben ilk defa geçenlerde bir arkadaşımla msn’de konuşurken duydum. Kendisinin beğendiğini söyledi ve bana da tavsiye etti. Tavsiyelere çoğunlukla itibar edip, tavsiyeleri yerine getirdiğimden hemen filmi izlemeye koyuldum.
Kısa film tadında geldi bana. 1,5 saate yakın süren film belki sinema filmi olabilecek kalitede değildi ama yine de izlenmeye değer diye düşünüyorum. Yönetmenliğini Talip Karamahmutoğlu’nun üstlendiği filmin senaryosunu Talip Karamahmutoğlu, F Klavye ve Onur Aydın yazmış. Selçuk Yöntem ve Ali Sürmeli dışındaki oyuncular pek tanıdık değil .
Aslında filmin son 5 dakikasına kadar taraflı bir yapım olduğunu düşünüyordum. Art niyetle hazırlandığını hissetmiştim. Filmin son beş dakikada hazırlanması art niyetlilik hissini benden silse de acemice hazırlandığı hissini silmedi.
Filmde Antalya’dan İstanbul’a üniversite okumaya gelen bir gencin orada yaşadığı birkaç mistik hadiseden sonra yavaş yavaş dindar kesime doğru kayması ve nihayetinde de radikal İslâmcı olması işleniyor. Aslında olmayan bir durum değil, ancak çocuğu radikal İslâmcı yapan unsurlar biraz ilginç. Ve nedense filmde…
Tamamını oku |
4 ahkâm kesilmiş »

Son zamanlarda izlediğim harika filmlerden bir tanesi. İsmiyle müsemma bir film gerçekten. Katıldığım, katılmaktan zevk aldığım bir forumda bir arkadaş (rumuz: anathema) tavsiye etmişti bu filmi bana. Sonradan msn‘de sohbet ettiğim bir arkadaş(kbra) da tasdik etmişti aldığım tavsiyeyi. Filmden etkileneceğimi, hattâ favorilerimden olacağını söylemişti. Şimdi onların söylediklerinin hissettiğim duygular karşısında epeyce fakir kaldığını düşünüyorum. Film bana göre fevkalade bir şeydi. 2004 yılında Michel Gondry‘nin yönetmenliğinde çekilen filmde başrolleri Jim Carrey ve Kate Winslet paylaşıyor.
Sanırım uzunca bir süredir yaşadığım o karışık duyguları birisi almış, beynimi okumuş ve bir film haline getirmişti. Sanki beynmimde yaşadığım ben’i almış ve filmin esas karakteri olan Joel‘in yerine yerleştirmişti. Bu film bana öylesine yakın, beni öylesine anlatıyordu ki bunu kelimelere, kelimelerden de cümlelere dökmek pek mümkün değil sanırım.
Size burada her zamanki gibi filmi anlatır ve filmden alacağınız zevkin içine edebilirim. Ancak bundan ne siz hoşnut kalırsınız ve ne de ben film hakkında bir şeyler yazmış olurum. Filmin bana…
Tamamını oku |
9 ahkâm kesilmiş »

Hz. Mevlânâ‘nın doğumunun 800. yılına atfederek hazırlanan “dinle neyden” filmi 10 Ekim’de sinemalara girecek(ti). Sinemalara girip girmediğini bilmiyorum ama bu filmin gerçekten izlenmeye değer olduğunu düşünüyorum. Mevlânâ’ya hayran olduğum için sanırım onunla ilgili olan her şey benim ilgimi çekiyor. Bu film de onun anısına yapılmış olduğu için bir hayli hoşuma gitti doğrusu. Filmin hikâyesini okuduğumda Mevlânâ ile ilgili pek bir şeye rastlamadım. Mevlânâ döneminde yaşayan ve saraya mensup olan iki genci ve gençlerin ilişkisine tanık olan bir Mevlevî dervişinin mistik dünyaını anlatıyormuş film. Tam olarak neyi, nasıl anlattığını ben de bilmiyorum. Ancak tanıtım filmini (fragman) izledim, epey hoş olmuş. Gerçekten de mistik bir film olmuş. Tanıtım filminde söylenen şu sözler özellikle hoşuma gitti:
iki yol vardır, uzun olanı kitaplardan geçer; kısası sevgiden…
2006 yılında yapılmaya başlanan film 2008 yılında tamamlandı. Jacques Deschamps ‘ın yönetmenliğinde çekilen filmin oyuncuları ise şu kişiler: Ahu Türkpençe, Alican Yücesoy, Emin Olcay, Metin Hara, Lale Mansur, Jean Benguigui, Burhan Öçal, Altuğ Yücel,…
Tamamını oku |
5 ahkâm kesilmiş »
Yine yazı yazmayalı uzun zaman oldu diye başlamak istiyorum sözlerime. Klâsikleşti artık, benim de hoşuma gidiyor böylesi. En azından nasıl bir giriş yapacağımı düşünmeden başlıyorum sözlerime. Sonra birkaç kelam ile meramımı anlatıyor ve ondan sonra da mevzuya geçiyorum. Siz eğer bu acıtasyon kısımları okumak istemiyorsanız benim yazılarımda genelde okumaya ikinci paragraftan başlayın derim ben size.
Epeydir film izlemiyordum. İzlediğim tek şey Prison Break dizisiydi. Hani şu CNBC-E dizilerinden birisi. Hapishaneden kaçış. Güzel dizi hoş dizi , herkese tavsiye ederim. Ancak her zaman dediğim gibi beni o tarz diziler ya da filmler pek tatmin etmiyor doğrusu. Daha evvel de sıkça söylediğim gibi film dediğin biraz düşündürmeli, öğretmeli. Epey önce indirdiğim filmlerden birisini izleyim dedim bugün. The Pursuit Of Happyness filmin orijinal adı. Bizdeki adı ise “Umudunu Kaybetme”. Aslında birebir çeviri yaptığınızda “Mutluluk Yolu” gibi bir şey çıkıyor ortaya. Ancak “Umudunu Kaybetme” bence filmin muhtevasına birebir uyuyor. İzleyen varsa ne demek istediğimi çok iyi anlayacaktır.
Filmin başrolünde şu Hancock, I…
Tamamını oku |
3 ahkâm kesilmiş »
Her yazıma “epeydir bir şeyler yazamıyorum” diye başlamak istemiyorum artık. Ancak şu durumda diyeceğim başka bir söz de yok sanırım. Arada sırada yazmak beni huzursuz etse de sanırım böylesi daha güzel oluyor. Zira her gördüğüm, duyduğum şeyi artık doğal karşıladığım için pek olağanüstülük sezemiyor ve günlüğe işleme ihtiyacı hissetmiyorum. Ancak işte arada sırada kendimi zorladığım ve “düşündüğüm” zamanlar hayatta ilginçlikler buluyor ve onları yazıyorum.
Bugün her şeyden biraz fırsat bulup bir film izleyeyim dedim. Film tercihlerim arasında genelde kurgusu biraz karışık, izlerken düşündüren ve sonuna kadar seni ekran başından ayırmayan filmler var. Ara ara kendime neden vurdulu kırdılı filmleri sevmiyorum diye sorsam da cevap alamazdım. Ancak bugün birazdan bahsedeceğim filmi izlerken şunu anladım ki, ben izlediğim filmin beni düşündürmesini, zorlamasını, günlük hayatta yaşadıklarımla bağlantı kurdurmasını vs. seviyorum. Dünyanın en mükemmel macera, aksiyon filmleri de olsa bana pek cazip gelmiyor. Evet onda da ekran başına kenetleniyorsunuz, film bitene kadar bir solukta izliyorsunuz ancak…
Tamamını oku |
4 ahkâm kesilmiş »