
Bir süreden beri Türkiye’nin gündemini zaman zaman meşgul eden meselelerden bir tanesi Tekel İşçilerinin durumu. Birkaç ay önce başladıkları direnişleri henüz devam ediyor. Ankara‘da yaşayan birisi olarak, Sakarya Caddesi‘nden her geçişinizde oradaki durumu rahatlıkla görebiliyorsunuz.
Bu yazımda onların haklılıklarını ya da haksızlıkları hakkında uzun uzun beyanat verecek değilim. Sadece bir iki hususta fikrimi söyleyip, yazımı noktalayacağım, o kadar.
Şimdi tam olarak olayın içyüzünü detayıyla bilmemekle birlikte, bildiğim sadece; geçen yıllarda özelleşen Tekel‘in işçilerini 4-C kapsamında, yani özel şirket elemanına yakın bir statüde çalıştırmaya devam ettirilmek istemesi. 4-C kapsamında çalışmak istemeyene de bir miktar tazminat verip (40 milyar civarında sanıyorum) esnaflığa yönlendirilmesi meselesi .
Öncelikle Türkiye’de refah içinde, mutlu mesut yaşayabilmek için bir aileye ortalama 2500-3000 TL maaş girmesi gerekir değil mi? Yani 700-900 arası bir maaşla geçinen ailenin geçinmesi mümkün mü? Üstelik bu adam yıllarca 2500-3000 lira civarında bir maaş alıp da hayatlarını bu yönde plânlıyorsa…
Neyse efendim, fazladan işin detayına girmeyeceğim. Ben birkaç…
Tamamını oku |
5 ahkâm kesilmiş »
Şöyle bir düşündüm de, birçok şeyi sevmiyormuşum aslında. Neleri sevdiğimi ya da sevmediğimi düzenli bir şekilde düşünmemiştim. Oysa ne çokmuş.
Bağnazları sevmiyorum: Dünyayı tek görüş etradında değerlendiren insanları sevmiyorum. Özellikle koyu Müslüman olanlarını. Bir de koyu dinsiz olanlar var ya, neyse. Efendim, hayat sadece Müslümanlıktan ibaret değildir. Müslüman olmayan kötü değildir. Müslüman da illâ iyi değildir. Falan filan işte. Ne dediğimi anlayan anladı.
Feministleri sevmiyorum: Hayatta daha ciddi meseleler var. Elbette, erkekler kadınları ezmemeli falan ama bir şeylerin de doğası var ya hu. Fıtrat meselesi var. Ben şahsen evin dışındaki hayatta eşimle aynı şartları taşımak istemem. Ben her zaman daha önde olmalıyım. Zira evin içi kadın içindir.
Çıkarlar için imâları sevmiyorum: Bırakın Allah aşkına. Biraz özünüz sözünüz bir olsun. Ne istiyorsanız söyleyin. Öyle kibarlık yaparak bir şeyleri örtbas edemezsiniz.
Burnumun akması sevmiyorum: Böyle yana yana akıyor ya, deli oluyorum. Kesip, atasım geliyor.
Irkçılığı da sevmiyorum aşırı Liberalliği de: Efendim, ırkçılığa oldum olası karşıyımdır. Şükür, Rabbin herkesi eşit…
Tamamını oku |
11 ahkâm kesilmiş »

Başlık biraz iddialı oldu zannımca. Ama elimden geldiğince, dilim döndüğünce izah etmeye çalışacağım, düşüncelerimi. Amacım öyle makalemsi bilgilerle sizi sıkmak değil, düşüncelerimden hareketle deneme-sitem tadında bir şeyler ortaya çıkarmaktır.
Son günlerde özellikle revaçta olan bir tartışma: Türklük-Kürtlük. Ben işin sadece “Türklük” kısmını ele almak istiyorum:
Türk nedir? Sizce böyle bir kelimenin tanımını yapmak bir hayli zor değil mi? İdeolojilerin kelimeleri de kendi parmaklıklarına kapattığı bir dönemde yaşıyoruz. Haliyle her kelimenin her ideoloji için bir tanımı olacaktır.Kimine göre “kan bağı“, kimine göre “Türk’üm diyen“, kimine göre ise “Gevurla çarpışmayı göze alan“ Türk‘tür. Nitekim onlarca tanım daha sıralayabiliriz. Ancak onlarca tanımın ortak noktalarını görmek de pek zor olmasa gerek. Hemen birkaç tanesini sıralayalım.
Aşağı yukarı saf diyebileceğimiz bir kan bağı ile birbirine bağlı; aynı kültürden, geçmişten, savaşlardan, barışlardan, eğitimden, öğretimden, mutluluktan, sevinçten… vs. gelen kişilere Türk diyebilir miyiz? Bence deriz. Hem de altını çize çize.
Peki ya insan geçmişini kaybederse Türklüğünü de kaybeder mi? Bence kaybeder dostlarım.…
Tamamını oku |
3 ahkâm kesilmiş »
Hemen aklınızdan geçen o hin soruyu daha siz dillere dökmeden ben cevaplandırayım. Neden böyle bir başlık Kaan? Aslında pek bir amacım yok. Bu yazıdaki maksatı hasılım “dua etmek, istemek” hususunda bir şeyler söylemek olsa da bu tarz bir başlığın güncelliğini kullanarak dikkat çekmek istedim. Her ne kadar kinayeli bir anlam taşısa da derinlere indiğinizde bu başlığın aslında tevriyeli, yani her anlamının da gerçek olduğunu göreceksiniz. Zira gerçekten de dua etmek insan hayatına can veren bir husustur.
Öncelikle bu adam son zamanlarda niye bu kadar dini içerikli yazılar yayınlıyor, ‘yoksa irticacı mı?!’ gibi asılsız sorularla kendinizi yememenizi istiyorum. Ben sadece içimden gelerek bir şeyler yazıyorum. Hepimiz her gün bir şeyleri düşünürüz, bir şeylerden dem vurur, bir şeylere sevinir ve bir şeylerin ihtiyacını hissederiz. Ama birçoğumuz,o sessiz çoğunluk, bunları anlatmayı pek sevmez. Ben ise o sesli azınlıkta yer alıyorum ve düşündüğüm, hissettiğim birçok şeyi yazma gereği duyuyorum.
“Vermek istemeseydi, istemek vermezdi.”
İlk önce bu eşsiz söz…
Tamamını oku |
7 ahkâm kesilmiş »
Güzel ülkemin, her köşesinde bir taraftarlık kokusu almış başını gitmiş. Yaftalanmak, etiketlenmek herkesin başına gelir olmuş. Ve istesek de istemesek de yaftalamayı hepimiz yapar olmuşuz.
İnce bıyık bırakana cemmatçi demişiz, bıyıkları dudaklarından aşağı sarkıtana komünist demişiz ya da bıyıklarını dudaklarının yanından sarkıtana ise ülkücü demişiz. Ha benim gibi top sakal bırakıyorsanız da “haham” olmuşsunuz. Yahudi sakalı hani.
İnsanları böyle yaftalamak sanırım onları anlayabilmek için yapılıyor. Her bir insanın farklı farklı düşünceye sahip olabileceğini gözardı edip onları bir küme içine alıp, gruba göre değerlendirmek daha çok kişimize geliyor. Nitekim şu solcu, şu sağcı gibi yakıştırmalar da bu yüzden doğmuş olsa gerek.
Bugün bir bakıyorsunuz adam sizin partiniz şöyle para yiyor, sizin partiniz şurayı soydu diyor oysa kendi partisinin yaptığını görmezden geliyor. Ya da kendi partisine konduramıyor. Hattâ olayı aşıp, kendi partileri para yediyse en azından çalıştı da yedi diye düşünüyor. Ve bu durumu meşrulaştırıyor.
Velhasılıkelâm herkes diğerinden olana bir “öteki” diye bakıyor.
Bu kutuplaşmayı da nitekim sadece parti noktasında değil de…
Tamamını oku |
3 ahkâm kesilmiş »