Uzunca bir zaman sonra ilk defa, günlüğümde yayımlamak üzere Word’de bir yazı hazırlıyorum. İnternet bağlantım olmadığı için Word’e yazacağım ve internet kafeye gidip yayına vereceğim. Değişik bir duygu. Belki de yazdığım yazıyı dergiye teslim etme ciddiyetini hissediyorum şu an üzerimde.
Taşınmadan evvel bir çırpıda okuyup bitirdiğim “Aşk” romanı hakkındaki izlenimlerimi yazabilme saadetine ancak şimdi nail olabiliyorum. Ve bu güzel romanı artıları ve eksikleri ile sizlere anlatabilmek için güzel bir kompozisyon tasarlıyorum kafamda.
Öncelikle bu romanı, Mevlânâ’yı ve Şems’i tanıyan tanımayan herkes okuduğu için ve -bu kelimeyi pek sevmem ama- bestseller bir roman olduğu için çekine çekine okudum. Çok okunan bir roman hep basit gelmiştir gözüme. Okunmak için yazılmış gibi gelmiştir. Ve bir de dost meclislerinde Aşk romanından çok basitçe bir övgü ile bahsedenleri gördükçe okuma isteğim daha da azalmıştır. Nitekim tüm basmakalıplıklarımı yıkıp okudum çok şükür…
Bu kitabın insanları neden bu kadar etkilediğini tahmin edebiliyorum aslında. İnsanın bürünmek istediği bütün kisvenin Şems’in karakterinde toplanması ve…
Tamamını oku |
1 ahkâm kesilmiş »
Yatağıma uzanmıştım. Odanın hafif serinliğini üzerime aldığım cankurtaran(Bir arkadaşla birlikte vermiştik bu hırkaya bu ismi. Zamanında çalıştığım bir işyerinde aniden gelen üşümelere merhem olsun diye askıda asılı dururdu. Ve üşüdükçe giyerdik onu.) sayesinde bertaraf ediyordum. Bir yandan akşam yemeğini hazmetmeye çalışırken bir yandan kitap okuyor ve bir yandan da sıcak sıcak gelecek çayı bekliyordum. Ne de olsa akşam yemeğinden sonra çay gibisi yok değil mi? Kimileri der ya: İster fakir ol, ister fukara. Her yemekten sonra yak bir cigara! Benim cigaram da çayım olsa gerek!
Daha yeni bitirdiğim kitabın etkisini üzerimden atamadan yeni bir kitaba başladım. Artık hız kesmek yok, romanların dünyasından düşmek yok, dedim kendi kendime. Ve birini bitirdiğim an diğerinden birkaç sayfa okumadan bırakmadım.
Nietzsche Ağladığında‘yı okudum. Bitti. Ve şimdi listemdeki kitaplardan Aşk romanına başladım. Elif Şafak‘ın o dillerden düşmeyen (bestseller) romanı, Aşk.
Kendimdeki bir özelliği çok severim: İki şey arasında bağ kurmak, iki şeyi mukayese etmek. Mukayese, işi güzellik kötülük gibi nitelik…
Tamamını oku |
4 ahkâm kesilmiş »
İnsanın bazen çok zamanı olunca hiçbir şeye ayıramıyor bunu. Çok defa tecrübe ettim ben. Zamanınız kısıtlı olduğunda, meşgul birisi olduğunuzda, birçok şeye zaman ayırabiliyorsunuz. Sanırım bunun en mühim sebebi kısa zamanda çok şey yapmak istemeniz ve işinizden ya da meşgalenizden arta kalan zamanı tasarruflu kullanmak için plân yapmanızdır. Yani olay neymiş, plân yapmak size zamanı nasıl kullanacağınızı öğretir.
Son günlerde zaman bolluğum yüzünden hiçbir şey yapamıyorum. Yapacaklarımı ya da yapabileceklerimi şöyle yazmaya kalksam belki de normal bir insanın boyunu misli misli aşar. Ama ben miskinlik edip hiçbirini yapmıyorum. Hoş hakkımı yemeyim şimdi. Yaptığım birçok şey de var aslında. En önemlisi, her zaman olduğu gibi ders çalışmak. Osmanlıca okumak vs.
Efendim, her sene malûmunuz ramazan ayında Kocatepe Camii’nde kitap fuarı olur ve Türkiye‘nin dört bir yanından -ki çoğunlukla İstanbul‘dan- yayınevleri gelir ve bu fuarda birer stand açarlar. Siz de bu standları gezer ve kitapçılardaki satış fiyatından ucuza denk getirdiğiniz kitapları alırsınız. Ben de…
Tamamını oku |
1 ahkâm kesilmiş »

Kapa gözlerini ve dinle sakî, bir İstanbul lalesinin çığlıklarını duyuyor musun?!.. İstanbul’a çıkmayan bir lale yolu, laleye çıkmayan bir İstanbul kadar kayıptır, yitiktir. Rüzgârları toplayan hüzünler aşklar yoksa İstanbul bahçelerinde ve bir kabir başında ışıklar yas tutar gibi laleler ağlar seher vakitlerinde.
Uyan sakî, lale devrindeyiz!..
Lale devrinde uyanıyoruz, yazarın bize “Uyan ey Sakî!” diye seslenmesiyle. Gözlerimizi Lale Devri’nde açıyoruz.
Bir aşk cinayetiyle başlayan yolculuğumuzda bizlere kimler kimler eşlik ediyor. İshak Efendi, Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, III. Ahmet ve gönünllerin şuh şairi Nedim.
Yolculuğa bir delinin ve bir aşığın başından geçenlerle başlıyorsunuz. Sonra mesela bir aşığın meselesinden çıkıp, bir İstanbul, bir imparatorluk meselesi haline geliyor.
700 yıl hüküm süren bir imparatorluğun belki de en hüzünlü 12 yılı konu oluyor romana. Belki de hüznün ve mutluluğun en fazla bir arada olduğu ve en fazla yollarının kesiştiği bir dönem.
İstanbul’un güzelliğinin zirveye ulaştığı, adının dillerden dillere dolaştığı bir dönem. İstanbul eğlencelerinin, Sadâbâd güzelliklerinin ve Lale’nin zirvesine ulaştığı bir…
Tamamını oku |
1 ahkâm kesilmiş »
Adını Baba ve Piç meselesi ile duyduğum Elif Şafak‘ın Pinhan kitabına kadar daha evvel hiç kitabını okumamıştım. Sanırım Baba ve Piç kitabı ile gündemde bir süre olumsuz şekilde kalmasından dolayı bende bir önyargı oluştu ve okumadım Elif Şafak. Orhan Pamuk gibi ona da önyargı ile baktık ama şimdi düşünüyorum da sanırım biraz fazla hissiyat takılmışız. Milliyetçiliği fazlaca yapmışız. Neyse amacım burada bu konulara girmek değil aslında. Sadece Elif Şafak’a karşı benim gibi önyargısı olup da kitaplarını okumayanlar varsa çok şey kaçırdıklarını bilsinler diye söylüyorum.
Pinhan kitabının bitmesine birkaç sayfa kaldı. Hazır Elif Şafak‘tan bir kitap okumuşken diğer kitaplarına da bir göz gezdireyim dedim bugün. Aslında bana Nagehan‘ın tavsiyesi ile okumuştum Pinhan’ı. Bugün kitabın bitmeye yakın olduğunu söyleyip yeni tavsiye istedim. O da Mahrem kitabını tarif etti bana. Bir de Amin Maalouf‘un Yüzüncü Ad kitabını önerdi.
Yarın kitap alma bahanesi ile Kızılay‘a inmeyi düşündüğüm için hemen bu kitapların tanıtımına bakayım dedim ve kitapyurdu‘na girdim. Girip Mahrem‘in tanıtım yazısını okuyunca…
Tamamını oku |
4 ahkâm kesilmiş »