
Yağmurlar hakkında gerekli gereksiz her şeyi bilen birisiyim. Kastetmek istediğim ne zaman yağacağı ve dineceği değil elbette. Müneccim değilim. Hiç de olmayı istemedim aslında. Ancak küçükken Kemal Sunal’ın romatizma olduğu filmi izlerken ben de yağmurun yağacağı zamanı tahmin etmek istemişimdir. Ancak hiçbir zaman yağmurun ne zaman yağacağını tahmin edemedim. Yağmurlar hakkında gerekli gereksiz her şeyi bilirim ben.
Yağmurlar hakkında gerekli gereksiz neler bilinebilir ki demeyin! Yağmurlar da insanlar gibidir. Bir dünyaları vardır. Kendi doğmalarının olduğu, kendi ölümlerinin olduğu, aşklarının, sevgilerinin, ayrılıklarının, mutluluklarının olduğu bir dünyaları vardır. Tıpkı bizim dünyamız gibi. Aradaki tek fark biz insanızdır, onlar ise yağmur.
Sabahları camlarımızı açtığımızda yağmurun yağışını görürüz bazen. Birçoğuna bir şey ifade etmeyecektir bu. İfade etmesi için yağmur olmak gerekir. Ya da yağmurdan olmak gerekir. O gökten yere ince süzülüşüne anlam verebilmek için ya yağmur olmak gerekir ya da yağmurdan olmak gerekir. Onun geldiği yeri, gittiği yeri bilmek gerekir.…
Tamamını oku |
2 ahkâm kesilmiş »
İlk defa bir yazı yazarken ilk önce başlıktan başlamamaya karar veriyorum. Yazacaklarımın belirli bir kalıpta olmayacağını düşündüğüm için sanırım başlık koymak istemedim. Artık yazı neyle son bulursa o zaman başlık koyabilirim.
Son birkaç gündür günlüğe yazı yazmayı ihmal ettiğimin farkındayım. Ancak bunun için kendimce geçerli sebeplerim var. Şimdi bu sebepleri burada yazarak aşikâr etmek istemiyorum. Beli günlük mantığına bu ters gelebilir ama yine de benimle beraber bir gizem olarak kalması taraftarıyım.
İnsan hayatının belirli dönemlerinde belirli sıkıntılar çeker. Bazı sıkıntılar planlanmış sıkıntılardır ancak bazıları ise insanı ansızın yakalayan türdendir. Birincisine yavaş yavaş alışmakla birlikte pek acı vermez insana. Ama ansızın gelen sıkıntılar sizi sağanakta kalmış bir kişi gibi yakalar ve savurabildiği kadar savurur. İşte o sıkıntılara katlanmak gerçekten zordur.
Yaşadığımız dört duvara sığmayacak kadar büyür yüreğimiz. Öyle ki hemen kendimizi dışarı atarız, yürürüz. Kilometrelerce yürürüz. Rampa demez, çamur demez yürürüz. Nereye gittiğimizi bilmeden yürürüz. Hep yürümek için bir hedef ararız.…
Tamamını oku |
1 ahkâm kesilmiş »
Yürümeyi pek seven birisi değilim. Genelde evde hımbıl hımbıl bilgisayar başında vakit geçirmeyi severim. Yapacağım bir şey olmasa da öylesine sayfaları gezmek, gözlerimi yazılar üzerinde boş boş gezdirmek…
İnsanın canı bir şeye epey sıkkın olduğunda bilgisayar da kâr etmiyor. Yapacağı en iyi şey çıkıp dışarı dolaşmaktır. Hele bir de hava güzelse deme gitsin. Bugün ben de bir değişiklik yapıp kendimi sokağa attım. Her zaman otobüsle, dolmuşla ya da arabayla geçtiğim yolları bir de ayaklarımla, tadını çıkarak geçeyim dedim. Yolun sonuna ulaştığımda -ki yolun sonu benim belirlediğim herhangi bir yerdi- ne kadar rahatladığımı bilemezsiniz.
Bazen canımızı bir şeye sıktığımızda kafamızı yukarı kaldırır Allah’a sitem ederiz. Neden bizi buldu diye. Suçumuz ne bizim diye. Ama yanlış yolda olduğumuzu hatırlatmak isterim. Bunu en iyi yollarda anlıyorsunuz doğrusu. Bize ufacık bir dert verdi diye sitem etmek yerine, nefes almamızı sağladığı için şükretmeyi yeğlemek daha güzel olsa gerek. Çünkü attığınız her adım, gördüğünüz her güzellik…
Tamamını oku |
1 ahkâm kesilmiş »

Gençlik geldi geçti bir günlük süstü
Nefsim doyamamaktan dünyaya küstü
Yozgat’ta doğdum ben. Ankara’da çocuk oldum.
İlk kez Ankara’da koştuğumu hatırlıyorum ve ilk kez Ankara’da altıma ettiğimi. Bir bardaktan sonra çay içmemem gerektiğini ilk kez Ankara’da öğrendim ben. İlk salçalı ekmeğimi Ankara’da yedim. İlk “kames” topum Ankara’da oldu benim. Paylaşmayı ilk Ankara’da öğrendim ben, yaşamayı… Neyi öğrenmedim ki Ankara’da ben…
Tamamını oku |
2 ahkâm kesilmiş »