‘denemeler’ konusu hakkında yazılanlara göz atıyorsunuz
yağmuru beklerken
Mart 3rd, 2008 • denemeler, sevgili günlük • No comments
Tags: ankara, deneme, kaan fakılı, yağmuru beklerken
Yağmurlar hakkında gerekli gereksiz her şeyi bilen birisiyim. Kastetmek istediğim ne zaman yağacağı ve dineceği değil elbette. Müneccim değilim. Hiç de olmayı istemedim aslında. Ancak küçükken Kemal Sunal’ın romatizma olduğu filmi izlerken ben de yağmurun yağacağı zamanı tahmin etmek istemişimdir. Ancak hiçbir zaman yağmurun ne zaman yağacağını tahmin edemedim. Yağmurlar hakkında gerekli gereksiz her şeyi bilirim ben.
Yağmurlar hakkında gerekli gereksiz neler bilinebilir ki demeyin! Yağmurlar da insanlar gibidir. Bir dünyaları vardır. Kendi doğmalarının olduğu, kendi ölümlerinin olduğu, aşklarının, sevgilerinin, ayrılıklarının, mutluluklarının olduğu bir dünyaları vardır. Tıpkı bizim dünyamız gibi. Aradaki tek fark biz insanızdır, onlar ise yağmur.
Sabahları camlarımızı açtığımızda yağmurun yağışını görürüz bazen. Birçoğuna bir şey ifade etmeyecektir bu. İfade etmesi için yağmur olmak gerekir. Ya da yağmurdan olmak gerekir. O gökten yere ince süzülüşüne anlam verebilmek için ya yağmur olmak gerekir ya da yağmurdan olmak gerekir. Onun geldiği yeri, gittiği yeri bilmek gerekir. Gözlerimizin alabildiği mesafe kadar gökyüzünden gelmez yağmur. Onun da kendine göre bir hayatı vardır. Evveli vardır. Sonra toprağa karışıyor, bitiyor dememek gerekir. Ahiri de vardır yağmurların. Read more »
hâlet-i ruhiye
Mart 1st, 2008 • denemeler, sevgili günlük • 1 comment
Tags: gam, halet-i ruhiye, keder, ruh hali, ruhsal durum
İlk defa bir yazı yazarken ilk önce başlıktan başlamamaya karar veriyorum. Yazacaklarımın belirli bir kalıpta olmayacağını düşündüğüm için sanırım başlık koymak istemedim. Artık yazı neyle son bulursa o zaman başlık koyabilirim.
Son birkaç gündür günlüğe yazı yazmayı ihmal ettiğimin farkındayım. Ancak bunun için kendimce geçerli sebeplerim var. Şimdi bu sebepleri burada yazarak aşikâr etmek istemiyorum. Beli günlük mantığına bu ters gelebilir ama yine de benimle beraber bir gizem olarak kalması taraftarıyım.
İnsan hayatının belirli dönemlerinde belirli sıkıntılar çeker. Bazı sıkıntılar planlanmış sıkıntılardır ancak bazıları ise insanı ansızın yakalayan türdendir. Birincisine yavaş yavaş alışmakla birlikte pek acı vermez insana. Ama ansızın gelen sıkıntılar sizi sağanakta kalmış bir kişi gibi yakalar ve savurabildiği kadar savurur. İşte o sıkıntılara katlanmak gerçekten zordur.
Yaşadığımız dört duvara sığmayacak kadar büyür yüreğimiz. Öyle ki hemen kendimizi dışarı atarız, yürürüz. Kilometrelerce yürürüz. Rampa demez, çamur demez yürürüz. Nereye gittiğimizi bilmeden yürürüz. Hep yürümek için bir hedef ararız. Ulaşmak için değil, yürümek için. Yürüdükçe rahatlarız. Sanki atttığımız her adımda paçalarımızdan biraz daha yüreklerimizdeki küfler dökülür. Biraz daha aydınlığa kavuşur ruhlarımız. Kara bulutlardan silkelenir ve berrak düşüncelere kavuşuruz. Read more »
umuda yürümek
Şubat 5th, 2008 • denemeler, sevgili günlük • No comments
Yürümeyi pek seven birisi değilim. Genelde evde hımbıl hımbıl bilgisayar başında vakit geçirmeyi severim. Yapacağım bir şey olmasa da öylesine sayfaları gezmek, gözlerimi yazılar üzerinde boş boş gezdirmek…
İnsanın canı bir şeye epey sıkkın olduğunda bilgisayar da kâr etmiyor. Yapacağı en iyi şey çıkıp dışarı dolaşmaktır. Hele bir de hava güzelse deme gitsin. Bugün ben de bir değişiklik yapıp kendimi sokağa attım. Her zaman otobüsle, dolmuşla ya da arabayla geçtiğim yolları bir de ayaklarımla, tadını çıkarak geçeyim dedim. Yolun sonuna ulaştığımda -ki yolun sonu benim belirlediğim herhangi bir yerdi- ne kadar rahatladığımı bilemezsiniz.
Bazen canımızı bir şeye sıktığımızda kafamızı yukarı kaldırır Allah’a sitem ederiz. Neden bizi buldu diye. Suçumuz ne bizim diye. Ama yanlış yolda olduğumuzu hatırlatmak isterim. Bunu en iyi yollarda anlıyorsunuz doğrusu. Bize ufacık bir dert verdi diye sitem etmek yerine, nefes almamızı sağladığı için şükretmeyi yeğlemek daha güzel olsa gerek. Çünkü attığınız her adım, gördüğünüz her güzellik O’nun sayesinde. O’nun varlığı, O’nun tecellisi ile. Bir an bile bundan şaşmak insanı en büyük gaflete düşürür. Ben de öyle yaptım. Bir anlık gafletimin içimde ne kadar büyük bir acı verdiğine tanık oldum ve kendimi attım sokağa. Attığım her adımda şükrediyor, nefes alabildiğim için doyasıya mutlu oluyordum. Hava için şükrediyor, toprak için şükrediyor, güneş için şükrediyor, bize bahşettikleri için şükrediyordum. Read more »
ankara’da çocuk oldum ben
Mayıs 19th, 2007 • denemeler, sevgili günlük • 1 comment

Gençlik geldi geçti bir günlük süstü
Nefsim doyamamaktan dünyaya küstü
Yozgat’ta doğdum ben. Ankara’da çocuk oldum.
İlk kez Ankara’da koştuğumu hatırlıyorum ve ilk kez Ankara’da altıma ettiğimi. Bir bardaktan sonra çay içmemem gerektiğini ilk kez Ankara’da öğrendim ben. İlk salçalı ekmeğimi Ankara’da yedim. İlk “kames” topum Ankara’da oldu benim. Paylaşmayı ilk Ankara’da öğrendim ben, yaşamayı… Neyi öğrenmedim ki Ankara’da ben…
Read more »
sevgili!
Ekim 13th, 2006 • denemeler • No comments
Bize bahşedilen bu hayatın hangi basamağındayız kim bilir… Kaç gecemiz geçmiş var oluşumuzdan ya da kaç gecemiz kalmış sonlandırmaya nefsimizi. Ve kaç adım tepmeliyiz kavuşmak için… Ey Sevgili! Kaç gece daha aldanacağım bu yalancı yıldızların pusulasında. Ve kaç gece kat edeceğim yol diye saçlarını… Ey sevgili! Kaç gece gözyaşım akacak vuslatına nail olmak için harcadığım ömrümün bu deminde, kaç gece …
Nuri Kaan Fakılı
13.10.2006
04.00




son yorumlar