‘garnitür’ konusu hakkında yazılanlara göz atıyorsunuz
türklerde dağ kültü
Temmuz 6th, 2008 • garnitür, sevgili günlük • No comments
Tags: ağaç kültü, ateş kültü, dağ kültü, eski inanışlar, eski türk inanışları, eski türklerde kültler, ötüken dağı, tanrı
Kült kelimesi dilimize Fransızca culte kelimesinden ve Fransızcaya da kökenini teşkil eden Latinceden geçmiştir. Latincedeki esası “cultus” yani “tapınma” demektir. Ancak kült kelimesi bizde salt tapınma anlamını içermemektedir. Hattâ tapınma anlamı bizde tamamen unutulmuştur. Kült kelimesinin bizdeki anlamı, dinî bir esrarı olan nesnedir. Yani kutsal sayılan şeylerdir. Bu bir nesne olabileceği gibi bir mekân da olabilir.
Türklerde belli başlı kültler vardır. Atalar kültü, dağ kültü, ateş ve ocak kültü bunların başında gelir. Bu nesneler ve mekânlar Türkler tarafından kutsal kılınmıştır. Bu kutsallık bugüne kadar süregelmiştir.
Dağlar, Tanrı’nın mekânları olarak düşünüldüğü için kutsallaştırılmıştır. Ayrıca dağ Türklerde vatan anlamına gelmektedir. Türkler için en kutsal olan dağ Ötüken Dağı‘dır.
Yine yaradılış efsanelerinden birisine göre Kara Han, yarattığı toprak üzerine bir kuş göndermiş ve o kuş bu toprakları gagalayınca orada bir dağ oluşmuştur.
Dağlarda bulunan mağaralar sembolik olarak ana rahmini simgeler. Bu da mağaraların kutsal olduğunu ifade eder. Yine Türk edebiyatının mühim yazarlarından birisi olan Tanpınar için de mağara önemli imgeler arasında yer alır.
Mağara ayrıca suyun çıktığı yer olması bakımından da önemli bir yere sahiptir ve kutsiyet atfedilmiştir.
Şüphesiz bugünkü bakıp açısı ile baktığımızda bize saçma gelen bu kültler o zamanın insanının yaşayışını gözlememizi sağlamaktadır. Günlük hayatta karşılaştıkları doğa olaylarına böyle kutsiyet vermeleri, karşılaştıkları bu olayları tanımlayamamalarından ve insanüstü güçlerin kontrolünde olduğunu düşünmelerinden gelmektedir.
gülse birsel’den bulaşık makinesi reklâmı
Haziran 21st, 2008 • garnitür • 5 comments
Tags: birsel, bulaşık reklamı, gag, göstergebilim, gülse birsel, reklam, reklamcılık, reklamın önemi
Bugün kanalları şöyle bir gezeyim derken bizim meşhur reklâm eleştirmenimiz, GAG‘dan mütevellid yakından tanıdığımız Gülse Birsel’in oynadığı bir bulaşık makinesi reklâmını gördüm. Aslında daha evvel de bu reklâmı görüyor olmama rağmen bugün reklâmdaki ince bir ayrıntı dikkatimi çekti doğrusu. Reklâmın hangi marka için çekildiğini bilmediğim için internette reklâmın videosunu bulup koyamadığım siteye. Ancak reklâmı bulan arkadaşlar olursa bana adresini yollasınlar, onların adına yayınlayım falan
Efendim, reklâm dediğimiz iş çok ciddi bir iştir. Milyonlarca YTL (bakın YTL diyorum) harcayıp piyasaya sürdüğünüz bir ürünün adam gibi tanıtımını yapamazsanız ürününüz elinizde patlar ve ağlaya ağlaya anne bana reçelli ekmek ver dersiniz. Reklâm vardır, üç beş bin YTL’ye mâl olan bir üründen size milyonlarca YTL ekmek yedirir. Vergi rekortmeni bile olur, boy boy fotoğraf yayınlatırsınız. Peki reklâmcılıkta başarı nedir, başarıyı ne getirir, başarısızlık nerede başlar? Ben bir reklâmcı olmadığım için her soruya yeterince cevap veremeyeceğim ancak reklâm çözümlemeleri göstergebilimin konusuna girdiği için ve ben de üzerinde az çok düşündüğüm için bir şeyler söyleme gereği duydum.
Reklâmdaki olayın ya da durumun yaşandığı mekân, mekânın içerisindeki dekorlar -dikkatinizi çekerim, en ince ayrıntısına kadar her şey-, reklâmda oynayan kişinin el ve kol hareketleri, duruşu, mimikleri, reklâmda kullandığınız ağırlıklı renkler, reklâm sloganları, ürünü vurgulayıcı resimler falan hep reklâmın başarısını etkileyen şeylerdir. İşte reklâmcılıkta asıl başarı da -bana göre- bu tamamının bir arada verilmesi ile olur. İzleyici reklâmdaki bu unsurları reklâmı izlerken farkında olmadan algılar. Reklâmda eğer bu unsurlar varsa reklâm izleyici gözünde başarıya ulaşır. Ancak bilinçsiz -bilinçsizden kasıt, reklâm çözümlemesi hakkında fikir sahibi olmayan- izleyici bu unsurların varlığından habersiz bir şekilde beğenir bu reklâmları.
Benim de son zanlarda izlediğim bu Gülse Birsel‘in reklâmı hoşuma gidiyordu. Özellikle tüm kirlerin söküldüğünü anlatan bölüm. Malûmunuz burada tüm kirlerin bundan hoşlanmayacağını söyleyen Birsel, kendi suratını da asar ve kendinin de bir kir olduğunu imâ eder.
Reklâm bu yönleriyle güzeldir, ancak gözden kaçan bir şey vardır. Eğer yakalayanlar varsa -ki bu yetmiş milyonda birdir
- gerçekten zeki ve dikkatli kişilerdir. Reklâmda bizim malûm kişimiz Birse, duş kabininden çıkınca her tarafından su akar işte başlar bu tazyikli suyun kirleri nasıl derinden çıkardığını falan anlatmaya. Ama ne hikmettir ki, kendisinin yüzüneki makyaj bir gram dağılmamış, bozulmamıştır. Üstüne üstlük suratından da bir sürü su akmasına rağmen…Kadın olmadığım için makyajların bu kadar uzun süre ve bu kadar suya rağmen kalıp kalamayacağını bilemediğim için şimdilik susma hakkımı kullanıyorum.
Bizim GAG programımızın güzel sunucusu, acaba bu gözden kaçan ayrıntıyı fark etti mi dersiniz? Ettiyse acaba milletin ahını aldım da demiş midir?
namaz kılan robot
Mayıs 28th, 2008 • garnitür • 8 comments
Tags: amerikan sineması, namaz kılan robot, robot
Sözüm sana Amerikan sineması, yıllardır bir öcü gibi, bir uzaylı gibi tanıttın bize robotları. Bak adamlar namaz kılan robot bile yapmışlar. Çok şaşırdım videoyu görünce.
Saat epey ilerlemiş olduğundan dolayı pek yorum yazamayacağım ama bakın bakalım…
fark edemediğim(iz) türkülerimiz
Nisan 29th, 2008 • garnitür, sevgili günlük • 2 comments
Tags: 7 numara, anadolu, bastım da kırıldı iğdenin dalı, kurtlar vadisi, madımak oylum oylukm, sivas, tarih, türküler, türkülerimiz, yedi numara, yörelerimiz, yozgat
Yıllardır üzerinde yaşadığımız cennet vatanımızın jeolojik önemini papağan gibi tekrarlar dururuz. İki kıta arasında köprü olduğunu falan filan işte. Ancak bu vatanın kültürel güzelliklerini nedense sadece işimize geldiğimiz zaman, reklâm malzemesi yapmak istediğimiz zaman fark ederiz. Oysa tam bir kültür deryası üzerinde oturduğumuzu, bu kültür deryasından faydalanmamız gerektiğini düşünüyorum. İnsan ruhuna dinginlik veren, insan ruhunu coşturan vs. her duygunun bir karşılığı var bizim dünyamızda.
Türkülerden bahsetmek istiyorum aslında. O kültürümüzün özünü yansıtan türküler. Türkülerin diğer müzik türlerinden ayrılan bir yönü var: Yaşanmış olmaları. O ezgilerini, sözlerini, her notasını bir yaşanmışlıktan almışlar. Her yöremizin, her türden insanın yaşadığı her hissi yansıtan türkülerimiz. İşte biz bu türkülerimizin farkında değiliz aslında. Popüler bir kültürün peşinde sürüklenip duruyoruz. Oysa öyle güzel türkülerimiz var ki…
Bilinmeyen türkülerimizi bizlere hatırlatma açısından televizyon dizilerinin yerini yadırgayamayız. Günümüz dizilerinden birçoğu batı özentisi diziler olsa da içlerinden birkaç diziyi istisna tutarak bu tezimi doğrulamak istiyorum. Bundan bir iki sene evvel Kurtlar Vadisi dizisinde meşhur olmadı mı Asiye türküsü? Ya da Elif şarkısı ?
Dün akşam 7 Numara dizisinin 81. bölümünü izlerken bir iki güzel türkü ile karşılaştım. O kadar çok hoşuma gitti ki, hemen youtube’den türküleri bulmaya çalıştım. Buldum ve tekrar tekrar dinledim. Bunlardan birisi “Madımak Oylum Oylum”. Türkü Sivas yöresine ait. Bir diğer türkü ise “Bastım da Kırıldı İğdenin Dalı“. Bu türkü de bizim memleket olan Yozgat yöresine ait…
iskilipli atıf hoca
Nisan 13th, 2008 • garnitür • 1 comment
Tags: bayrak, iskilipli atıf hoca, istiklal mahkemeleri, şapka



son yorumlar