
Eskiden yazarlar ve şairler kahvehane, çay ocağı gibi değişik yerlerde toplanırlar, edebiyat, sanat ve düşünce üzerine sohbet ederlermiş. İşte böyle yerlere mahfil denirmiş. Böyle yerler kültür merkezi diye düşünülür ve adına yakışır şekilde davranılmaktan da hiçbir zaman vazgeçilmezmiş. Büyük şairler ve yazarlar mahfilde büyümüştür.
Biz, modern insanın bir mahfile ihtiyacı varsa ki bu mahfil kendi mahfili olmalıdır. Kendisiyle konuştuğu, kendi ile sohbet ettiği bir mahfildir bu. Çünkü modern insan, kalabalıklar arasında yalnızken en çok kendini düşünmeye ihtiyacı vardır. İşte benim de böyle bir mahfilim var en nihayetinde. Kendimi zaman zaman da olsa dinleyebildiğiğm bir yer.
Burada oturup kitap okurken bir amca geliyor. Ben mutfaktan kendim çay almaya gidince bana, “Sen burada mı çalışıyorsun?” diye soruyor. Ben de henüz öğrenci olduğumu söylüyorum (iş muhabbeti yapmak istemediğim kişilere genelde bunu söylerim, zira akıl veren çoktur iş hususunda; şunu yapsaydın ya, bunu yapsaydın ya…). Sonra başlıyor amca koyu bir sohbete. “Başlıyor” diyorum çünkü sohbeti yapan amca, dinleyen/edilgen taraf ise ben oluyorum. Zira arka masaya kafamı dönüp yarım saat boyunca dinlemek zor oluyor.
Amcanın sayısını hatırlamadığım kadar oğlu ve kızı varmış. Bir oğlundan ve kızından bahsetti bana. Onların evlenme hadisesinden. Dinlerken çok kahkaha attığımı hatırlıyorum. Hikâyeyi anlatacağım, yalnız isimleri ve şehirleri dile getirirken müstear isimler kullanmam gerekiyor. Bir de olayların karışmaması için sıralı bir şekilde anlatacağım. Lütfen takıldığınız yerde dönüp tekrar okuyun.
1. Bu iki kardeşten erkek olan Ahmet İstanbul’da okuyor. Kız olan ise Ankara’da okuyor. Bir gün Ahmet’in sıra arkadaşı, Ahmet’i memleketine, Antalya’ya, davet ediyor. Ahmet de seve seve gidiyor ve gezip, eğleniyorlar. Yalnız Ahmet, arkadaşının kızkardeşinden hoşlanıyor. Neyse efendim aradan zaman geçiyor, Ahmet de sıra arkadaşını Ankara’ya, memleketine davet ediyor. Arkadaşı da geliyor ve birlikte geziyorlar. İşin ilginç yanı şu ki Ahmet’in arkadaşı da Ahmet’in kız kardeşinden hoşlanıyor.
2. Neyse bunlar mezun oluyorlar falan derken iki erkek arkadaşın annesi de çocuklarını evlendirmek istiyorlar. Ve iki anne de iki arkadaşın kız kardeşini düşünüyorlar gelin olarak.
Ahmet’in annesi arkadaşının kızkardeşini, Ahmet’in arkadaşının annesi de Ahmet’in kızkardeşini.
3. Bir gün Ahmet ve ailesi evinde otururken çatkapı bir misafir geliyor. Gelen kim olsa beğenirsiniz? Ahmet’in arkadaşı ve ailesi. Hayırlı bir için gelmişler. Oturuyorlar ve çaylar geliyor. Erkeğin babası diyor ki, bu çayı tek şartla içerim, Allah’ın emri, peygamberin kavliyle kızınızı oğluma istiyorum.
Kız babası da şaşırıyor tabii. Kız annesi ise hepten şaşkın. Biz de kızı bir şartla veririz, a bu kızınızı da bizim oğlumuza vereceksiniz.
Neyse efendim öyle böyle derken Ahmet arkadaşının kızkardeşi ile, arkadaşı da Ahmet’in kız kardeşi ile evleniyor.
4. İşin en ilginç tarafı ne mi? Ahmet’in kızkardeşi Ankara’da okuyordu ya hani. Arkadaşının kızkardeşi de Ankara’da okuyor.
Ve bu iki kız da sıra arkadaşı.
İsterseniz bir denklem kuralım.
Ahmet ( mühendis ) Ahmet’in arkadaşının kız kardeşi ( mühendis )
Ahmet’in arkadaşı ( mühendis ) Ahmet’in kız kardeşi ( mühendis )
Aradaki evliliği düşünebiliyor musunuz?
Bu bahsettiğim olay 10 yıla yakın bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşiyor. Şimdi mi ne yapıyorlar? Bu dört kişi aynı fabrikada, hemen hemen yakın birimlerde mühendis olarak çalışıyorlar…. Allah mutluluklarını daim etsin inşallah…
İşte evlilik denen hadise böyle kader kısmet olayı olsa gerek değil mi? Rabbim yazdığında onu bozmaya kimsenin gücü yetmiyor…

1 ahkâm kesilmiş, ilkin okuyayım, sonra ben de yazarım bir şeyler
26 Ekim 2009, 00:13
Türk filmi diyecem ama orda bile bu kadar tevafuk olmuyor