Daha evvelki yazılarımda Klâsik Türk edebiyatının günümüzde yanlış anlaşıldığını ve özellikle bazı kesimin bu yanlış anlaşılmayı arttırmaya çalıştığından bahsettim durdum. Biz edebiyat öğrencilerine düşenin ise neslimize Klâsik Türk edebiyatını sevdirmek, yanlış olarak bilinenleri düzeltmeye çalışmak olduğunu yine daha evvel sık sık söylemiştim. Bugün de bizim şarap, aşk, kadın şairimiz Fuzûlî‘nin şiirlerindeki bu şarap, aşk, kadın gibi olguları açıklamaya çalışacağım ve onun şiirlerinin hüviyetini sizlere Ahmet Kartal hocamızın ders notlarından hareketle anlatmaya çalışacağım.
- Fuzûlî her şeyden evvel bir aşk şairidir. Bütün şiirlerinde aşkı anlatmıştır. Bu aşk maddî ve beşerî aşktan başlayarak ilâhî, tasavvufî aşka gitmiştir. Fuzûlî kendisinin de söylediği gibi gençliğinde aşk şiirleri yazmıştır. O kendi şiirleriyle, şuaranın şiirlerini muyase etmiş ve arada uçurumun olduğunu düşünmüştür. Bu uçurumu fark eden Fuzûlî, ilim ve marifet öğrenme yoluna gitmiştir. İlimi kendi benliğiyle hemhâl etmiştir. Şairin gençlik hevesiyle söylediği şiirler maddî ve beşerî aşkı, ilim tahsilinden sonra yazdıkları ise tasavvufî aşkı anlatan şiirlerdir. Fuzûlî‘de aşkın böyle beşerî aşktan nasıl yavaş yavaş sıyrılarak ve maddeden uzaklaşarak, ilâhî, tasavvufî aşka eriştiği L & M mesnevisinde de en iyi şekilde görülür. Leylâ ile Mecnûn‘un aşkları okulda maddî bir aşk olarak başlar, daha sonra Kays’a, Leylâ’yı vermemeleri onun halini değiştirir, cûnun olur, çöllere düşer. Eserin sonunda da bu aşk ilâhî bir aşk haline gelir.
- Tasavvuf, Fuzûlî‘nin şiirlerinde çok önemli bir unsurdur. Tasavvufa olan hakimiyeti şiirlerine yansımıştır. Sadece tasavvufa değil fıkha da büyük önem verir. Fakat Fuzûlî‘de tasavvuf bir gaye yani amaç değil bir araçtır. O Yunûs Emre gibi, Mevlânâ gibi tasavvufu anlatma çabasında değil tasavvufu şiirlerini anlatmada bir araç olarak görür.
- Fuzûlî‘nin şiirlerinde sevgili çeşit çeşit isimler alır. Onda sevgili bazen dost, bazen bir güzel bazen ise bir ulaşılamayandır. İlimle uğraşmadan önceki şiirlerinde bir güzel, ilimden sonra ise bir dosttur yani Allah’tır. Fuzûlî O’na olan aşkından hiç pişman olmamı, verdiği cefayı sefa çekmeye benzetmiştir hep. Onun ilminde gerçek aşık güçlüklere katlanan insandır. Bir beytinde şöyle der:
“Aşk yolunu bildim, korkuludur, tehlikelidir
Ancak ben bu yoldan dönmezem” - Fuzûlî güzele ve iyiye aşıktır. Bu aşk sufli yani mecazî bir aşk değildir. Maddi hazların üzerinde farklı bir aşktır. Bu seneple o Leylâ ve Mecnûn Mesnevisinde şöyle der:
“Yâ Râb belâ-yı aşk ile âşina kıl beni
Bir dem belâ-yı aşktan kılma cüdâ beni” - Fuzûlî bir ızdırap şairidir. Aşkı hep hüzün, keder ve acı yönüyle görür. Ayrılık, dert ve üzüntüyü arar, kavuşmayı, neşeyi, mutluluğu istemez. Acı çekmekten hoşlanır. Her kavuşmanın sonunda dayanılmaz bir ayrılık olduğu için kavuşmayı hiç istemez. ızdırap’nin şiirinde acının ve üzüntünün çokluğunu kullandığı kelimelerden anlamak mümkündür. Şiirlerinde en çok geçen kelimeler; âh, hicrân, kan, ağlamak, perişân, zâr, cevr ü cefâ gibi hep üzüntü, keder ve acıyı anlatan kelimelerdir. Fuzûlî‘nin dünya görüşü karamsarlıktır. Aslında birkaç şair bir yana bırakılırsa Divân şairlerinin hayat hakkındaki görüşleri hep söyledir. Fuzûlî‘de ise bu karamsarlık ileri derecededir.
- Fuzûlî bir mazmun ustasıdır. Mazmun* bulma ve kullanmadaki ustalığı Fuzûlî‘nin şiirlerinin bir başka özelliğidir. Gerek İran edebiyatından Türk edebiyatına geçmiş mazmunları, gerekse de kendinden önce yaşamış Türk şairlerin bunlara ekledikleri mazmunları en güzel şekilde ve ustaca kullanmıştır.
- Fuzûlî‘nin şiirleri içten ve samimidir. Aşklarını anlatırken, heyecanını, lirizmini hemen hissettirir.
Mazmun: Kalıplaşmış söz demektir. Örneğin birisinin gül deyince yüz anlaşılması gibi. Kaşa yay denilmesi, göze kömür denmesi gibi.

4 ahkâm kesilmiş, ilkin okuyayım, sonra ben de yazarım bir şeyler
26 Mayıs 2008, 05:25
klasik türk edebiyatı aynı zamanda divan edebiyatı mı oluyor hocam yoksa ayrı mı değerlendirmek gerek?
yazı açıklayıcı ve akıcı olmuş.bir an iskender pala okuyorum sandım(:divan edebiyatına has çok güzel eserleri var okunması gereken..
teşekkürler yazı için..
26 Mayıs 2008, 09:35
Aslında ikisi de aynı şey. Fakat bizde isimlendirme konusunda eksiklikler çok. O yüzden herkes Divân edebiyatı diyor. Ancak biz Klâsik Türk edebiyatı denmesi taraftarıyız. Çünkü Divân edebiyatı ismi bu dönemde sadece divân niteliğinde( içerisinde kaside, gazel gibi şiirlerin olduğu kitaba divan denir.) eserlerin verildiğini düşündürüyor. Ancak bu dönemde divan dışında da eserler veriliyor. Bağımsız gazeller, kasideler, mesneviler vs. Bu yüzden bu döneme Divân edebiyatı demek kısır kalır. Yine Saray edebiyatı diyenler var. Bu edebiyat yalnızca sarayda yapılmadığı için Saray edebiyatı demek de doğru olmaz.
4 Ekim 2008, 11:56
Öncelikle bu edebiyat hakkındaki samimi yorumlarınızdan dolayı teşekkür ederim.Affınıza sığınarak klasik türk edebiyatı başlığı altında fuzuli nin şiirleri konusundaki yazınızla ilgili bir sorum olacak.izninizle sorumun olduğu tam anlamıyla anlayamadığım kısmı göstereyim: Fuzuli güzele ve iyiye aşıktır.Bu aşk ,mecazi bir aşk değildir.Maddi hazların üzerinde farklı bir aşktır. Bu kısmı tamamıyla anlayamadım ve çelişkiye düştüm.Beni aydınlatmanızla bu zıtlıktan kurtulacağımı ümit ediyorum ve türkçemize fazla yakışmayan uzun ifademden sonra sorumu yöneltiyorum: Mecazi aşkla maddi hazların üzerindeki aşkın arasında ne fark vardır? şimdiden teşekkürler…
4 Ekim 2008, 12:04
Felsefede cevapların değil ,soruların önemli olduğu mantığıyla yine öğranmek için sizlere bir sorum daha olacak:Klasik Türk Edebiyatın`a neden ihtiyaç duyulmuştur?Sorumu cevaplayacaklara ve en azından bu sorum üzerinde düşüneceklere şimdiden teşekkür eder,saygılarımı sunarım.