<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>n. kaan fakılı</title>
	<atom:link href="http://www.kaanfakili.com.tr/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kaanfakili.com.tr</link>
	<description>hüzün ki en ziyade yakışandır bize</description>
	<lastBuildDate>Sun, 07 Mar 2010 17:29:24 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Müzik kültürüm ve dinlediklerim hakkında</title>
		<link>http://www.kaanfakili.com.tr/muzik-kulturum-ve-dinlediklerim-hakkinda/</link>
		<comments>http://www.kaanfakili.com.tr/muzik-kulturum-ve-dinlediklerim-hakkinda/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 17:29:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kaan Fakılı</dc:creator>
				<category><![CDATA[sevgili günlük]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Kaya]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Kınık]]></category>
		<category><![CDATA[arabesk]]></category>
		<category><![CDATA[Candan Erçetin]]></category>
		<category><![CDATA[Gay Bana Geceler]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel efsaneler]]></category>
		<category><![CDATA[müzik kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Onur Akın]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Gencebay]]></category>
		<category><![CDATA[Seviyorum Seni]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Halk Müziği]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Sanat Müziği]]></category>
		<category><![CDATA[Zeki Müren]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaanfakili.com.tr/?p=929</guid>
		<description><![CDATA[<p>Aslında bu yazıma ilham kaynağı olan şey şu an müzik çalarda çalan<strong> Orhan Gencebay</strong> oldu. Şöyle bir düşündüm de; ne garip bir <strong>müzik kültürü</strong>m var.  Bir de acaba gerçekten bir müzik kültürüm var mı ve bu müzik kültürüm postmodernist bir tavır mı sergiliyor, yoksa dinlediğim müzikler de hayatımdaki birçok şeyde olduğu gibi rastgelelikten mi kaynaklanıyor. Ben yazımı yine müzik kültürümün olduğunu düşünerek yazıyorum. Rica edeceğim siz de böyle düşünün lütfen.</p>
<p>Şimdi boş yere kafanızı bulandırmak için size birçok müzik kültüründen falan bahsetmek istemiyorum. Hepimiz az ya da çok  Türkiye&#8217;deki müzik türlerini ve yurtdışındaki müzik türlerini biliyoruz. Yurtdışında müzik türlerinin insanlar arasında nasıl tasniflendiğini bilmiyorum ama bizim kültürümüzde genelde yaşa bağlı olarak tasnifleniyor.</p>
<p>Mesela &#8220;<strong>arabesk</strong>&#8221; müzik diye nitelendirdiğimiz damar müzikler. Her ne kadar kültürel mânâda genel kabul görmemiş bir müzik türü olarak bilinse de hepimiz lise çağımızda platonik aşkların da falan etkisiyle mutlaka dinlemişizdir. Hele bir de gelişim dönemimizdeki temel kavramlarla bağdaştıracak olursak; işte kişisel&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aslında bu yazıma ilham kaynağı olan şey şu an müzik çalarda çalan<strong> Orhan Gencebay</strong> oldu. Şöyle bir düşündüm de; ne garip bir <strong>müzik kültürü</strong>m var.  Bir de acaba gerçekten bir müzik kültürüm var mı ve bu müzik kültürüm postmodernist bir tavır mı sergiliyor, yoksa dinlediğim müzikler de hayatımdaki birçok şeyde olduğu gibi rastgelelikten mi kaynaklanıyor. Ben yazımı yine müzik kültürümün olduğunu düşünerek yazıyorum. Rica edeceğim siz de böyle düşünün lütfen.</p>
<p>Şimdi boş yere kafanızı bulandırmak için size birçok müzik kültüründen falan bahsetmek istemiyorum. Hepimiz az ya da çok  Türkiye&#8217;deki müzik türlerini ve yurtdışındaki müzik türlerini biliyoruz. Yurtdışında müzik türlerinin insanlar arasında nasıl tasniflendiğini bilmiyorum ama bizim kültürümüzde genelde yaşa bağlı olarak tasnifleniyor.</p>
<p>Mesela &#8220;<strong>arabesk</strong>&#8221; müzik diye nitelendirdiğimiz damar müzikler. Her ne kadar kültürel mânâda genel kabul görmemiş bir müzik türü olarak bilinse de hepimiz lise çağımızda platonik aşkların da falan etkisiyle mutlaka dinlemişizdir. Hele bir de gelişim dönemimizdeki temel kavramlarla bağdaştıracak olursak; işte kişisel efsaneler diye bir kavram var eğitimde. Nedir efendim; ergenliğe giren çocuğun, yaşadıklarının hiç kimsenin başına gelmeyeceğini, kendinin çok fazla sorumluluk yüklendiğini, her olayın altından kalkabileceğini falan düşünmesidir. E bunların hepsi birleşince ister istemez ortaya bir arabesk, damar tavır çıkıyor ve bu tür müziklerin ruhumuza işlemesiyle birlikte uçuşa geçiyoruz. <em>Five, for </em>gibisinden.</p>
<p>Ben de ergenlik döneminde az çok böyleydim. Aradan geçen yıllarda genelde yabancı müziklere meyletmemiş birisi olarak , efendim yaş gelmiş 30&#8242;a yaklaşmış, ben de ister istemez arabesk müziğe döneyim dedim. Şimdi Orhan Gencebay dinlemek -ki ne kadar arabesk tartışılır- benim için vazgeçilmez bir zevk. Acı falan hissetmiyorum aslında. Herhangi bir keer belirtisi de yok. Sadece zevk alıyorum onu dinlerken. Bir de onun şarkılarının bir kısmını Cemal Safi&#8217;nin şiirlerinden derlediğini düşünürsek Allah derim.</p>
<p>Bunun dışında yukarıda değindiğim gibi, yabancı müzik dinlememek. Dinliyorum ara sıra. Ama öyle her müziği değil. Gerçekten beğendiğim müzikleri dinliyorum. Netice itibariyle pek zevk aldığım söylenemez.</p>
<p>Gelelim siyasî müziklere. Her ne kadar arkadaşlarım <strong>Ahmet Kaya</strong> dinleme gel <strong>Ali Kınık</strong> dinle deseler de Ahmet Kaya&#8217;nın yerini tutamaz zannımca. Bu konu sürekli tereddüt ettiğim bir konu. Sanat acaba başka şeyleri önüne geçebilir mi buralarda? Kaya&#8217;nın birçok şarkısında Türklere giydirdiği apaçık. Adamın PKK lehinde propaganda yaptığı da aşikâr. Ama adam dinlettiriyor kendini. Allah vergisi bir sesi, bir yorum yeteneği var ki sormayın. CD&#8217;sini almam. Korsanını dinlerim aga.</p>
<p><strong>Onur Akın</strong>&#8216;ı çok seviyorum. Çok güzel sesi var. Yorum yeteneği de kezâ. &#8220;Seviyorum Seni&#8221; ya da &#8220;Gay Bana Geceler&#8221; şarkıları çok güzel. Kendisi de iyi birisi zaten, şükür.</p>
<p><strong>Candan Erçetin</strong> dinlerim mesela. Gerçekten güzel söylüyor kadın. Çok tatlı bir ses tonu var.</p>
<p>Pop müzik dinlemeyi pek sevmiyorum. Zaten popüler kültüre genel anlamda karşı duran birisi olarak yeni çıkan şarkıları pek takip etmiyorum. Hoşuma gitmiyor nedense.</p>
<p><strong>Türk Halk Müziği</strong> ve <strong>Türk Sanat Müziği</strong> her zaman için favorimdir. Belki halk müziğini her ruh halinde dinleyemem. Zira oldukça üzücü müzikler oluyor. Kaldı ki her türkünün bir hikâyesinin olduğunu düşünürsek&#8230;</p>
<p>Geldik sürekli dinlediğim müzik türüne: Türk Sanat Müziği. Alıp götürüyor beni. Kibarlığından, nahifliğinden mi bilmiyorum ama beni mest ediyor.<strong> Zeki Müren</strong> tabii başı çekiyor. Onun şarkılarının hepsinin hem sözleri -ki özellikle sözleri- hem de müziği harika. Oturup dinlediğinizde adam akıllı bir şeylerden bahsettiğini anlıyorsunuz.</p>
<p>Birçok şarkıcıyı gördük, birçok şarkıcıyı tanıdık. Kalın sağlıcakla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaanfakili.com.tr/muzik-kulturum-ve-dinlediklerim-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Tekel&#8221; İşçileri</title>
		<link>http://www.kaanfakili.com.tr/tekel-iscileri/</link>
		<comments>http://www.kaanfakili.com.tr/tekel-iscileri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Feb 2010 23:04:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kaan Fakılı</dc:creator>
				<category><![CDATA[mühim meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[4-C kapsamı]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[atanamayan öğretmenler]]></category>
		<category><![CDATA[dört c]]></category>
		<category><![CDATA[insanca yaşama]]></category>
		<category><![CDATA[özelleşen Tekel]]></category>
		<category><![CDATA[pkk]]></category>
		<category><![CDATA[PKK sempatizanı]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya Caddesi]]></category>
		<category><![CDATA[Tekel İşçilerinin durumu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaanfakili.com.tr/?p=917</guid>
		<description><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-918 aligncenter" title="tekel iscileri" src="http://www.kaanfakili.com.tr/wp-content/uploads/2010/02/tekel-iscileri.jpg" alt="tekel iscileri" width="400" height="266" /></p>
<p>Bir süreden beri Türkiye&#8217;nin gündemini zaman zaman meşgul eden meselelerden bir tanesi <strong>Tekel İşçilerinin durumu</strong>. Birkaç ay önce başladıkları direnişleri henüz devam ediyor. <strong>Ankara</strong>&#8216;da yaşayan birisi olarak, <strong>Sakarya Caddesi</strong>&#8216;nden her geçişinizde oradaki durumu rahatlıkla görebiliyorsunuz.</p>
<p>Bu yazımda onların haklılıklarını ya da haksızlıkları hakkında uzun uzun beyanat verecek değilim. Sadece bir iki hususta fikrimi söyleyip, yazımı noktalayacağım, o kadar.</p>
<p>Şimdi tam olarak olayın içyüzünü detayıyla bilmemekle birlikte, bildiğim sadece;  geçen yıllarda <strong>özelleşen Tekel</strong>&#8216;in işçilerini <strong>4-C kapsamı</strong>nda, yani özel şirket elemanına yakın bir statüde çalıştırmaya devam ettirilmek istemesi. 4-C kapsamında çalışmak istemeyene de bir miktar tazminat verip (40 milyar civarında sanıyorum) esnaflığa yönlendirilmesi meselesi .</p>
<p>Öncelikle Türkiye&#8217;de refah içinde, mutlu mesut yaşayabilmek için bir aileye ortalama 2500-3000 TL maaş girmesi gerekir değil mi? Yani 700-900 arası bir maaşla geçinen ailenin geçinmesi mümkün mü? Üstelik bu adam yıllarca 2500-3000 lira civarında bir maaş alıp da hayatlarını bu yönde plânlıyorsa&#8230;</p>
<p>Neyse efendim, fazladan işin detayına girmeyeceğim. Ben birkaç&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-918 aligncenter" title="tekel iscileri" src="http://www.kaanfakili.com.tr/wp-content/uploads/2010/02/tekel-iscileri.jpg" alt="tekel iscileri" width="400" height="266" /></p>
<p>Bir süreden beri Türkiye&#8217;nin gündemini zaman zaman meşgul eden meselelerden bir tanesi <strong>Tekel İşçilerinin durumu</strong>. Birkaç ay önce başladıkları direnişleri henüz devam ediyor. <strong>Ankara</strong>&#8216;da yaşayan birisi olarak, <strong>Sakarya Caddesi</strong>&#8216;nden her geçişinizde oradaki durumu rahatlıkla görebiliyorsunuz.</p>
<p>Bu yazımda onların haklılıklarını ya da haksızlıkları hakkında uzun uzun beyanat verecek değilim. Sadece bir iki hususta fikrimi söyleyip, yazımı noktalayacağım, o kadar.</p>
<p>Şimdi tam olarak olayın içyüzünü detayıyla bilmemekle birlikte, bildiğim sadece;  geçen yıllarda <strong>özelleşen Tekel</strong>&#8216;in işçilerini <strong>4-C kapsamı</strong>nda, yani özel şirket elemanına yakın bir statüde çalıştırmaya devam ettirilmek istemesi. 4-C kapsamında çalışmak istemeyene de bir miktar tazminat verip (40 milyar civarında sanıyorum) esnaflığa yönlendirilmesi meselesi .</p>
<p>Öncelikle Türkiye&#8217;de refah içinde, mutlu mesut yaşayabilmek için bir aileye ortalama 2500-3000 TL maaş girmesi gerekir değil mi? Yani 700-900 arası bir maaşla geçinen ailenin geçinmesi mümkün mü? Üstelik bu adam yıllarca 2500-3000 lira civarında bir maaş alıp da hayatlarını bu yönde plânlıyorsa&#8230;</p>
<p>Neyse efendim, fazladan işin detayına girmeyeceğim. Ben birkaç arkadaşımla konuşmamda arkadaşların, <em>&#8220;Ya çiftlik gibi bu adamlar 2,5 &#8211; 3 milyar lira maaş aldılar yıllarca, üstelik işe de gitmediler.&#8221; </em>gibi cümleler sarf ettiğini duydum. Ben onların düşüncesinin tamamen <strong>siyasî, taraflı</strong> olduğunu düşünüyorum. Hangimize devlet 3 bin liralık maaş bağlasa hayır deriz ki? Ben demem şahsen. Bunun dışında bir de asgari ücretle geçinen aileler var diye bir savunmada bulunmayı da ihmal etmiyorlar. Efendim, problem onların 2.500 lira maaş alması değil. Problem milletin asgari ücretle geçinilmeye mecbur bırakılması. Ben isterim ki ülkemdeki çalışan her vatandaş en az 2 bin lira maaş alsın. Bu<strong> insanca yaşama</strong>nın ilk şartıdır zannımca.</p>
<p>Benim esas canımı sıkanlardan bir tanesi, insanların verdiği mücadelenin hep siyasal boyuta kaçması. Neden Ankara&#8217;nın göbeğindeki bu direniş çadırlarında bir tane sağ görüşlü partinin desteklediği çadır yok? Efendim, sağcılar hiç mi ezilmiyor? Hiç mi devlet tarafından haksızlığa maruz bırakılmıyor? Bence tam tersi. Orada çadırlarda mücadele veren adamların davasıyla, öte yanda <span style="color: #800000;"><strong>atanamayan yüzbinlerce öğretmen</strong></span>in davası aynıdır bence.</p>
<p>Rahatsız olduğum husus, oradaki işçilerin sırtından siyaset yapan sol görüşlü partiler, terör yandaşı sendikalar ve partilerdir. Oradan geçerken, hep bıyıkları ağızlarının içine girmiş adamlar görmekten bıktım. Ya da çadırların içindeki &#8220;sarı, kırmızı, yeşil&#8221; renkli battaniyeleri izlemek beni tiksindiriyor.</p>
<p>Bu direniş belli bir kesimin direnişi olamaz. Ancak onları destekleyenlerin büyük bir çoğunluğu <strong>PKK sempatizanı</strong>dır. Bunu gidip, gözlerimle gördüm birkaç kez. Bunda işçilerin de kabahati yok zannımca. Her gördüğü fırsatı kaçırmak istemeyen devlet düşmanlarının uyanıklığı falan.</p>
<p>Neyse efendim, gökten üç elma düşürelim; birisi bana, birisi siz okuyucularıma, diğeri de tekel işçilerine. pkk sempatizanlarına mı? onlara, neyse.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaanfakili.com.tr/tekel-iscileri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>sevmiyorum.</title>
		<link>http://www.kaanfakili.com.tr/sevmiyorum/</link>
		<comments>http://www.kaanfakili.com.tr/sevmiyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Jan 2010 23:41:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kaan Fakılı</dc:creator>
				<category><![CDATA[mühim meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[bağnaz]]></category>
		<category><![CDATA[faşist]]></category>
		<category><![CDATA[feminist]]></category>
		<category><![CDATA[liberal]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaanfakili.com.tr/?p=914</guid>
		<description><![CDATA[<p>Şöyle bir düşündüm de, birçok şeyi sevmiyormuşum aslında. Neleri sevdiğimi ya da sevmediğimi düzenli bir şekilde düşünmemiştim. Oysa ne çokmuş.</p>
<p><strong>Bağnazları sevmiyorum:</strong> Dünyayı tek görüş etradında değerlendiren insanları sevmiyorum. Özellikle koyu Müslüman olanlarını. Bir de koyu dinsiz olanlar var ya, neyse. Efendim, hayat sadece Müslümanlıktan ibaret değildir. Müslüman olmayan kötü değildir. Müslüman da illâ iyi değildir. Falan filan işte. Ne dediğimi anlayan anladı.</p>
<p><strong>Feministleri sevmiyorum: </strong>Hayatta daha ciddi meseleler var. Elbette, erkekler kadınları ezmemeli falan ama bir şeylerin de doğası var ya hu. Fıtrat meselesi var. Ben şahsen evin dışındaki hayatta eşimle aynı şartları taşımak istemem. Ben her zaman daha önde olmalıyım. Zira evin içi kadın içindir.</p>
<p><strong>Çıkarlar için imâları sevmiyorum: </strong>Bırakın Allah aşkına. Biraz özünüz sözünüz bir olsun. Ne istiyorsanız söyleyin. Öyle kibarlık yaparak bir şeyleri örtbas edemezsiniz.</p>
<p><strong>Burnumun akması sevmiyorum:</strong> Böyle yana yana akıyor ya, deli oluyorum. Kesip, atasım geliyor.</p>
<p><strong>Irkçılığı da sevmiyorum aşırı Liberalliği de: </strong>Efendim, ırkçılığa oldum olası karşıyımdır. Şükür, Rabbin herkesi eşit&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Şöyle bir düşündüm de, birçok şeyi sevmiyormuşum aslında. Neleri sevdiğimi ya da sevmediğimi düzenli bir şekilde düşünmemiştim. Oysa ne çokmuş.</p>
<p><strong>Bağnazları sevmiyorum:</strong> Dünyayı tek görüş etradında değerlendiren insanları sevmiyorum. Özellikle koyu Müslüman olanlarını. Bir de koyu dinsiz olanlar var ya, neyse. Efendim, hayat sadece Müslümanlıktan ibaret değildir. Müslüman olmayan kötü değildir. Müslüman da illâ iyi değildir. Falan filan işte. Ne dediğimi anlayan anladı.</p>
<p><strong>Feministleri sevmiyorum: </strong>Hayatta daha ciddi meseleler var. Elbette, erkekler kadınları ezmemeli falan ama bir şeylerin de doğası var ya hu. Fıtrat meselesi var. Ben şahsen evin dışındaki hayatta eşimle aynı şartları taşımak istemem. Ben her zaman daha önde olmalıyım. Zira evin içi kadın içindir.</p>
<p><strong>Çıkarlar için imâları sevmiyorum: </strong>Bırakın Allah aşkına. Biraz özünüz sözünüz bir olsun. Ne istiyorsanız söyleyin. Öyle kibarlık yaparak bir şeyleri örtbas edemezsiniz.</p>
<p><strong>Burnumun akması sevmiyorum:</strong> Böyle yana yana akıyor ya, deli oluyorum. Kesip, atasım geliyor.</p>
<p><strong>Irkçılığı da sevmiyorum aşırı Liberalliği de: </strong>Efendim, ırkçılığa oldum olası karşıyımdır. Şükür, Rabbin herkesi eşit yarattığına inancım kavi. Siyahın, beyazın falan hepsi eşit. Ama, bazı ırklara da içim ısınmıyor be. Hani nefret seviyesine geliyorum. Acaba bütün ırklar eşit deyip de bazılarını sevmesek günah olur mu?</p>
<p>Liberallik güzel, hoş. İnsanlara farklılıklarına rağmen birlikte yaşama imkânı veriyor. Ama fazlası da zararlı ya hu. Adamı kimliğinden uzak tutuyor ve her şeyi hoş görmeye başlıyorsun. Zararlı.</p>
<p><strong>Burjuvazi Müslümanları sevmiyorum: </strong>Son günlerde en nefret ettiğim şey. Nedense paranın Müslüman&#8217;da olmasını çekemiyorum. Para bozuyor insanı abi. Hem de çok bozuyor. Gerçekten. Ne demiş Efendi, <span style="color: #ff0000;"><strong><em>El</em>- <em>fakru</em> fahrî</strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaanfakili.com.tr/sevmiyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>evden eve taşıma, nakliyat haberleri ve nakliyatçılar sektörü</title>
		<link>http://www.kaanfakili.com.tr/evden-eve-tasima-nakliyat-haberleri-ve-nakliyatcilar-sektoru/</link>
		<comments>http://www.kaanfakili.com.tr/evden-eve-tasima-nakliyat-haberleri-ve-nakliyatcilar-sektoru/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Jan 2010 22:02:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kaan Fakılı</dc:creator>
				<category><![CDATA[sevgili günlük]]></category>
		<category><![CDATA[evden eve nakliyat]]></category>
		<category><![CDATA[evden eve taşımacılık]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul evden eve nakliyat firmaları]]></category>
		<category><![CDATA[kaliteli güvenilir nakliyat şirketi]]></category>
		<category><![CDATA[nakliyat]]></category>
		<category><![CDATA[şehir içi şehirler arası nakliye hizmeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaanfakili.com.tr/?p=907</guid>
		<description><![CDATA[<p>Evden Eve Nakliyat &#8211; Taşımacılık</p>
<p>Evinizde bulunan eşyaların nakliyat firması tarafından güvenli bir şekilde paketlenip diğer evinize taşınıp kurulumunun yapılması işlemidir. Üstelik <a href="http://www.aytacnakliyat.com/" target="_blank">evden eve nakliyat</a> firmalarına ulaşmak çok daha kolay! Nakliyat firması aramaya son! İnternet üzerinden arama yaparak yüzlerce evden eve taşıma işlemi için nakliyat firması bulmak çok kolay.</p>
<p>Dikkat edilmesi gereken nokta kaliteli nakliyat firmasını bulmaktır. Bir çok evden eve nakliyat firması büyük firmaların isimlerini taklit ederek müşterileri mağdur etmektedir. Sizin içiniz rahat olsun diye biz sizin yerinize evden eve nakliyat firmaları arasında araştırmalar yaptık işte sonuçları;</p>
<p><strong>İstanbul iline ait evden eve nakliyat analizi;</strong></p>
<p>En uygun firmalar;</p>
<p><strong>-www.aytacnakliyat.com ;</strong> Aytaç Nakliyat şehiriçi şehirler arası <a title="evden eve taşıma" href="http://www.aytacnakliyat.com/" target="_blank">evden eve taşıma</a>, büro taşıma ve <a href="http://www.aytacnakliyat.com/muze-tarihieser-tasima" target="_blank">tarihi eser taşıma</a> gibi hizmetleri uygun fiyata ve kalitesi ile sunmaktadır. Firma şuanda kış sezonuna özel taşıma işlemlerinde %20 indirim uygulamaktadır. Aytaç Nakliyat firmasına ait belli başlı referanslar;</p>
<p>Temsa, Tedaş Anadolu Yakası, Koç Grubu, İstanbul Eğitim Vakfı, Ebru Gündeş, Kuşum Aydın, Zulfu Livaneli, Gökhan Zan, Emre Aşık, Bobo&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Evden Eve Nakliyat &#8211; Taşımacılık</p>
<p>Evinizde bulunan eşyaların nakliyat firması tarafından güvenli bir şekilde paketlenip diğer evinize taşınıp kurulumunun yapılması işlemidir. Üstelik <a href="http://www.aytacnakliyat.com/" target="_blank">evden eve nakliyat</a> firmalarına ulaşmak çok daha kolay! Nakliyat firması aramaya son! İnternet üzerinden arama yaparak yüzlerce evden eve taşıma işlemi için nakliyat firması bulmak çok kolay.</p>
<p>Dikkat edilmesi gereken nokta kaliteli nakliyat firmasını bulmaktır. Bir çok evden eve nakliyat firması büyük firmaların isimlerini taklit ederek müşterileri mağdur etmektedir. Sizin içiniz rahat olsun diye biz sizin yerinize evden eve nakliyat firmaları arasında araştırmalar yaptık işte sonuçları;</p>
<p><strong>İstanbul iline ait evden eve nakliyat analizi;</strong></p>
<p>En uygun firmalar;</p>
<p><strong>-www.aytacnakliyat.com ;</strong> Aytaç Nakliyat şehiriçi şehirler arası <a title="evden eve taşıma" href="http://www.aytacnakliyat.com/" target="_blank">evden eve taşıma</a>, büro taşıma ve <a href="http://www.aytacnakliyat.com/muze-tarihieser-tasima" target="_blank">tarihi eser taşıma</a> gibi hizmetleri uygun fiyata ve kalitesi ile sunmaktadır. Firma şuanda kış sezonuna özel taşıma işlemlerinde %20 indirim uygulamaktadır. Aytaç Nakliyat firmasına ait belli başlı referanslar;</p>
<p>Temsa, Tedaş Anadolu Yakası, Koç Grubu, İstanbul Eğitim Vakfı, Ebru Gündeş, Kuşum Aydın, Zulfu Livaneli, Gökhan Zan, Emre Aşık, Bobo gibi ünlü isimler yer almaktadır.</p>
<p>İstanbul da evden eve taşıma hizmeti verdigimiz ilçeler; Mecidiyeköy, Zincirlikuyu, Ortaköy, Ulus, Pendik, Kartal, Kadıköy, Kağıthane, Nişantaşı, Güngören, Gaziosmanpaşa, Adalar, Avcılar, Esenler, Çatalca, Eminönü, Bağcılar, Bahçelievler, Eyüp, Fatih, Bakırköy, Gaziosmanpaşa, Dikilitaş, Sirkeci, Alibeyköy,Küçükköy, Kartal, Küçükçekmece.<br />
7/24 Hizmet verdiğimiz ilçeler; Maltepe, Pendik, Sarıyer, Şile, Silivri, Şişli, Sultanbeyli, Büyükçekmece, Esenler, Gaziosmanpaşa, Kağıthane, Bayrampaşa, Beşiktaş, Beykoz, Beyoğlu, hadımköy, şile, silivri, Sultanahmet, Samandıra, Halkalı, Yenibosna, ikiteli, Bostancı, Sefaköy, Şirinevler, Etiler, Florya, Beylikdüzü, Ataşehir, İstanbul Aytaç şubemiz ile tüm ilçelerinin hizmetindeyiz.</p>
<p><strong>- www.orucoglunakliyat.com;</strong> Oruçoğlu <a title="evden eve nakliyat" href="http://www.orucoglunakliyat.com/" target="_blank">evden eve nakliyat</a> 28 yıllık tecrübesi ile <strong>evden eve nakliyat</strong> alanında bir lider. Oruçoğlu İstanbul evden eve nakliyat olarak expertiz hizmetini ücretsiz olarak vermekteyiz.Evden eve nakliyeniz sırasında sizin güvenceniz olarak eşyalarınız sigortalı bir biçimde nakliye edilmektedir.Evden eve nakliyat işlemi sırasında sizinle diyalog halinde bir elemanımız görevli olarak yanınızda yer alıcaktır.Oruçoğlu evden eve nakliyatı seçtiğiniz için teşekkür ederiz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaanfakili.com.tr/evden-eve-tasima-nakliyat-haberleri-ve-nakliyatcilar-sektoru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>türk gerçekten &#8220;türk&#8221; mü?</title>
		<link>http://www.kaanfakili.com.tr/turk-gercekten-turk-mu/</link>
		<comments>http://www.kaanfakili.com.tr/turk-gercekten-turk-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Dec 2009 00:57:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kaan Fakılı</dc:creator>
				<category><![CDATA[mühim meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[sevgili günlük]]></category>
		<category><![CDATA[Aprunçır Tigin]]></category>
		<category><![CDATA[Baki]]></category>
		<category><![CDATA[Boğaziçi]]></category>
		<category><![CDATA[efkan çalış]]></category>
		<category><![CDATA[eskrim]]></category>
		<category><![CDATA[faşist]]></category>
		<category><![CDATA[fuzuli]]></category>
		<category><![CDATA[geleneksel türk sporu]]></category>
		<category><![CDATA[hacettepe]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalist]]></category>
		<category><![CDATA[komünist]]></category>
		<category><![CDATA[Kürtlük]]></category>
		<category><![CDATA[matrak]]></category>
		<category><![CDATA[matrakçı nasuh]]></category>
		<category><![CDATA[mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[mevlanader]]></category>
		<category><![CDATA[Odtü]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[sağ]]></category>
		<category><![CDATA[sol]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalist]]></category>
		<category><![CDATA[tomak]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[türk nedir]]></category>
		<category><![CDATA[türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Türklük]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücü]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaanfakili.com.tr/?p=902</guid>
		<description><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="matrak sporu" src="http://www.kaanfakili.com.tr/wp-content/uploads/2009/12/matrakmarka.jpg" alt="matrak sporu" align="center" /></p>
<p>Başlık biraz iddialı oldu zannımca. Ama elimden geldiğince, dilim döndüğünce izah etmeye çalışacağım, düşüncelerimi. Amacım öyle makalemsi bilgilerle sizi sıkmak değil, düşüncelerimden hareketle deneme-sitem tadında bir şeyler ortaya çıkarmaktır.</p>
<p>Son günlerde özellikle revaçta olan bir tartışma: <strong>Türklük</strong>-<strong>Kürtlük</strong>. Ben işin sadece &#8220;<em>Türklük</em>&#8221; kısmını ele almak istiyorum:</p>
<p><strong>Türk nedir?</strong> Sizce böyle bir kelimenin tanımını yapmak bir hayli zor değil mi? İdeolojilerin kelimeleri de kendi parmaklıklarına kapattığı bir dönemde yaşıyoruz. Haliyle her kelimenin her ideoloji için bir tanımı olacaktır.Kimine göre &#8220;<em>kan bağı</em>&#8220;, kimine göre &#8220;<em>Türk&#8217;üm diyen</em>&#8220;, kimine göre ise &#8220;<em>Gevurla çarpışmayı göze alan</em>&#8220;  <strong>Türk</strong>&#8216;tür. Nitekim onlarca tanım daha sıralayabiliriz. Ancak onlarca tanımın ortak noktalarını görmek de pek zor olmasa gerek. Hemen birkaç tanesini sıralayalım.</p>
<p>Aşağı yukarı saf diyebileceğimiz bir kan bağı ile birbirine bağlı; aynı kültürden, geçmişten, savaşlardan, barışlardan, eğitimden, öğretimden, mutluluktan, sevinçten&#8230; vs. gelen kişilere Türk diyebilir miyiz? <strong>Bence deriz</strong>. Hem de altını çize çize.</p>
<p>Peki ya insan geçmişini kaybederse Türklüğünü de kaybeder mi? Bence kaybeder dostlarım.&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="matrak sporu" src="http://www.kaanfakili.com.tr/wp-content/uploads/2009/12/matrakmarka.jpg" alt="matrak sporu" align="center" /></p>
<p>Başlık biraz iddialı oldu zannımca. Ama elimden geldiğince, dilim döndüğünce izah etmeye çalışacağım, düşüncelerimi. Amacım öyle makalemsi bilgilerle sizi sıkmak değil, düşüncelerimden hareketle deneme-sitem tadında bir şeyler ortaya çıkarmaktır.</p>
<p>Son günlerde özellikle revaçta olan bir tartışma: <strong>Türklük</strong>-<strong>Kürtlük</strong>. Ben işin sadece &#8220;<em>Türklük</em>&#8221; kısmını ele almak istiyorum:</p>
<p><strong>Türk nedir?</strong> Sizce böyle bir kelimenin tanımını yapmak bir hayli zor değil mi? İdeolojilerin kelimeleri de kendi parmaklıklarına kapattığı bir dönemde yaşıyoruz. Haliyle her kelimenin her ideoloji için bir tanımı olacaktır.Kimine göre &#8220;<em>kan bağı</em>&#8220;, kimine göre &#8220;<em>Türk&#8217;üm diyen</em>&#8220;, kimine göre ise &#8220;<em>Gevurla çarpışmayı göze alan</em>&#8220;  <strong>Türk</strong>&#8216;tür. Nitekim onlarca tanım daha sıralayabiliriz. Ancak onlarca tanımın ortak noktalarını görmek de pek zor olmasa gerek. Hemen birkaç tanesini sıralayalım.</p>
<p>Aşağı yukarı saf diyebileceğimiz bir kan bağı ile birbirine bağlı; aynı kültürden, geçmişten, savaşlardan, barışlardan, eğitimden, öğretimden, mutluluktan, sevinçten&#8230; vs. gelen kişilere Türk diyebilir miyiz? <strong>Bence deriz</strong>. Hem de altını çize çize.</p>
<p>Peki ya insan geçmişini kaybederse Türklüğünü de kaybeder mi? Bence kaybeder dostlarım. Bence, kesinlikle kaybeder. Bugün biz <strong>Aprunçır Tigin</strong>&#8216;in <strong>Mevlânâ</strong>&#8216;nın, <strong>Yunus</strong>&#8216;un, <strong>Baki</strong>&#8216;nin, <strong>Fuzuli</strong>&#8216;nin şiirlerine; <strong>sağcımız, solcumuz, ülkücümüz, komünistimiz, faşistimiz, kapitalistimiz</strong> sahip çıkmayacaksak, bu &#8220;öteki&#8221;ninki, bu &#8220;beriki&#8221;ninki diyeceksek, nerede kaldı ortaklığımız, Türklüğümüz?</p>
<p>Ufak bir şey daha. Çok ufak ama çok hazin:</p>
<p>Son dönemlerde açılım da açılım tutturduk gitti. Katılırız ya da katılmayız, destek veririz ya da vermeyiz, bu hiç önemli değil. Biz Kürtlere &#8220;anadil&#8221;de eğitim neymiş kardeşim? Ne demek Kürtçe eğitim? Tek bir eğitim dili var, o da <strong>Türkçe</strong>! demiyor muyuz? Diyoruz. Peki ya biz anadilimizde eğitim alabiliyor muyuz? <img src='http://www.kaanfakili.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Bknz: <strong>Odtü, Boğaziçi, Hacettepe</strong> ya da her ne zıkkımsa. Buna itiraz edenimiz var mı ? <img src='http://www.kaanfakili.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Pek sanmıyorum ya.</p>
<p>Buradan konuyu bir yere bağlayacağım falan yok. Sadece eski geleneklerimizden birisini günyüzüne çıkaran birisine teşekkür etmek ve kendisini bu yazımla desteklemek istiyorum.</p>
<p>Karşılaşmamız ne kadar tevafuk olsa da&#8230;</p>
<p><strong>Geleneksel Türk Savunma ve Mücadele Sporu, Cenk Sanatı: Matrak</strong></p>
<p>Ben &#8220;<strong>matrak</strong>&#8221; adını üç yerde duymuştum:</p>
<p>Bir, &#8220;<strong>Matrak</strong>&#8221; diye bir radyo programı vardı. İki, bir hocamız derste <strong>&#8220;Çorumlu Gurbet</strong>&#8221; şiirini okurken &#8220;Matrak&#8221; adında bir kafeden bahsetmişti. Üç, <strong>KPSS </strong>kitaplarından adına rastladığım<strong> Matrakçı Nasuh</strong>.</p>
<p>Matrakçı Nasuh&#8217;u biz minyatür ustası, nakkaş, matematikçi ve tarihçi olarak biliriz. Oysa bizim Nasuh&#8217;un adının başındaki &#8220;Matrakçı&#8221; ibaresi ne ola ki? Bize neden adına bile sinen &#8220;matrak&#8221;çılığı unutturulmuş da biz onu sadece minyatür ile anıyoruz ki? Değil mi ?</p>
<p>Arkadaşlar, &#8220;Matrak&#8221; bir tür savunma sporudur. Cenk sanatıdır yani. Tarihi Osmanlı&#8217;ya kadar dayanır.</p>
<p>Matrak, Osmanlı&#8217;da Yeniçeriler ve Sipahiler tarafından kılıç eğitimi amacıyla talim edilmiştir. Sultanlar spor amaçlı öğrenmiş ve uygulamışlardır. Tabiî bizde her kötü şeyi ortadan kaldırırken kötü şeyi de kaldırma adetiyle, Yeniçerilerle beraber Matrak&#8217;ı da kaldırmışız.</p>
<p>Matrak, bir nevî savunma sanatıdır. Dövüş oyunudur. Karate, Taekwando gibi yani. Nasıl elin oğlu kılıcı alıyor eline eskrim midir, nedir, ondan yapıyor ya. İşte bu da bizim geleneksel sporlarımızdan bir tanesi.</p>
<p>Bizim minyatürcü diye nam salan Nasuh, bu oyunun tam 160 tane temel tekniğini belirlemiştir.</p>
<p>Nitekim, bu spor günümüzde unutmaya yüz tutmuştur. Ben inanıyorum ki, bu spor gelecek zamanda tüm Türkiye&#8217;de yayılacak ve beğeniyle izlenilecektir.</p>
<p>Matrak konusunda detaylı bilgi almak istiyorsanız ben sizi bu sporu günyüzüne çıkaran Matrakçı Efkan Çalış ağabeye -Mevlanader&#8217;de karşılaşmıştık işte- yönlendiriyorum. Onların web sitesi aracılığıyla Matrak hakkında ve hattâ bir başka sporumuz Tomak hakkında detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz. Hattâ dilerseniz Matrak sporu ile ilgili videoları da izleyebilirsiniz.</p>
<p><a href="http://www.cenksanati.com/">Matrak hakkında detaylı bilgi için buraya tıklayınız&#8230;</a></p>
<p>*görsel censanati.com &#8216;dan alınmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaanfakili.com.tr/turk-gercekten-turk-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>rüyalar da olmasa</title>
		<link>http://www.kaanfakili.com.tr/ruyalar-da-olmasa/</link>
		<comments>http://www.kaanfakili.com.tr/ruyalar-da-olmasa/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Dec 2009 09:54:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kaan Fakılı</dc:creator>
				<category><![CDATA[sevgili günlük]]></category>
		<category><![CDATA[ağırlık]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[ruya]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaanfakili.com.tr/?p=898</guid>
		<description><![CDATA[<p>uykunun bir parçasıdır rüya. belki bize uykuyu daha uzun hissettirebilmesi için bahşedilmiş bir şeydir, belki de gerçekten gelecekten bir haber veriyordur.</p>
<p>rüyalar hakkında pek bir malûmatım yok. ama inanmıyor da değilim. hz. yusuf&#8217;un bir rüya yorumcusu olduğunu düşünürsek aksi pek mümkün gözükmüyor.</p>
<p>bu gece bir rüya gördüm. öyle bir rüya ki, sanki hz. isa&#8217;ya nasıl incil blok halinde, tek seferde gelmişse, bana da rüyam öyle geldi. bir gecede görüp görebileceğim bütün rüyaları gördüm. görüp görebileceğim bütün insanları ve bütün olayları gördüm.</p>
<p>birlikte olduğum bütün insanlar, arkadaşlarım&#8230; hepsi sanki terker teker gösterildi bana. ve hepsini aynı anda da görmedim. sırayla, hissederek gördüm.</p>
<p>rüyaları hissedersiniz değil mi? uyandığınızda hâlâ etkisindesinizdir. hattâ uyanamadığınızda bile. ben mesela, erken yatmama rağmen uyanamadım sabah. güya erkenden kalkıp, hastaneye falan gidecektim. ama gözlerime bir ağırlık çöktü.tabir-i caizse bu rüya beni &#8220;yordu&#8221;.</p>
<p>evet, rüyalar insanı yorar mı?</p>
<p>bence yorar. hem de koskoca bir gün düşünmüşsünüz gibi yorulursunuz. başınız ağrır. beyninizin kafanızın içinde büyüdüğünü hissedersiniz.&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>uykunun bir parçasıdır rüya. belki bize uykuyu daha uzun hissettirebilmesi için bahşedilmiş bir şeydir, belki de gerçekten gelecekten bir haber veriyordur.</p>
<p>rüyalar hakkında pek bir malûmatım yok. ama inanmıyor da değilim. hz. yusuf&#8217;un bir rüya yorumcusu olduğunu düşünürsek aksi pek mümkün gözükmüyor.</p>
<p>bu gece bir rüya gördüm. öyle bir rüya ki, sanki hz. isa&#8217;ya nasıl incil blok halinde, tek seferde gelmişse, bana da rüyam öyle geldi. bir gecede görüp görebileceğim bütün rüyaları gördüm. görüp görebileceğim bütün insanları ve bütün olayları gördüm.</p>
<p>birlikte olduğum bütün insanlar, arkadaşlarım&#8230; hepsi sanki terker teker gösterildi bana. ve hepsini aynı anda da görmedim. sırayla, hissederek gördüm.</p>
<p>rüyaları hissedersiniz değil mi? uyandığınızda hâlâ etkisindesinizdir. hattâ uyanamadığınızda bile. ben mesela, erken yatmama rağmen uyanamadım sabah. güya erkenden kalkıp, hastaneye falan gidecektim. ama gözlerime bir ağırlık çöktü.tabir-i caizse bu rüya beni &#8220;yordu&#8221;.</p>
<p>evet, rüyalar insanı yorar mı?</p>
<p>bence yorar. hem de koskoca bir gün düşünmüşsünüz gibi yorulursunuz. başınız ağrır. beyninizin kafanızın içinde büyüdüğünü hissedersiniz. sanki gözlerinizden çıkacak gibidir. belki o yüzden en çok gözler etkilenir rüyadan.</p>
<p>her şeyi görebilirsiniz rüyada. en saçma kurgular içinde, en saçma insanları bile. karşınızdaki adamla tokalaşırsınız, adamın yüzünden eline doğru çevirirsiniz kafanızı, bir bakarsınız kız eli çıkmış. ya da bir hayvan eli. mümkündür. hattâ tokalaştığınız insanın yüzünün yarısı erkek öteki yarısı da kız olabilir. bu da mümkün.</p>
<p>peki size mühim bir soru.</p>
<p>hiç öldüğünüzü gördünüz mü rüyada ?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaanfakili.com.tr/ruyalar-da-olmasa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>vaveyla</title>
		<link>http://www.kaanfakili.com.tr/vaveyla/</link>
		<comments>http://www.kaanfakili.com.tr/vaveyla/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Dec 2009 21:41:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kaan Fakılı</dc:creator>
				<category><![CDATA[sevgili günlük]]></category>
		<category><![CDATA[hüzün]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Özel]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir Okuma Kılavuzu]]></category>
		<category><![CDATA[suskun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaanfakili.com.tr/?p=895</guid>
		<description><![CDATA[<p>“her sağlıklı ve dolaysız bildirişim şiirin doğmasını gerektiren pürüzleri ortadan kaldırır. şiir bize düzyazının vermediğini sağlar dediğimiz zaman, kullandığımız dilin asıl insanca bildiriyi ulaştırmakta yetersiz kaldığını itiraf etmiş oluyoruz.”(şiir okuma kılavuzu,vsayfa 18)</p>
<p>&#8220;insan kendi insanlığını tartışmak istediği zaman, insanların birbiriyle olan bağlantılarını tartışma alanına sokmak istediği zaman, <em>kendini çevreleyen nesnelerle olan bağlantısının vehametini kavradığı zaman</em> şiir canlılık kazanır. bireyin hayatında da, toplumların hayatında da şiir &#8220;critique&#8221; dönemlerin sanatıdır.&#8221; (şiir okuma kılavuzu, sayfa 21)</p>
<p>yukarıdaki satırları anlamak o kadar güç olmasa gerek. okumaktan az çok anlayan, hayatında &#8220;cin ali&#8221; dışında birkaç kitap okumuş kişiler bu cümlelerden az ya da çok bir şeyler anlayacaktır. ancak hakkıyla anlamak, hissetmek için bu cümleleri bizzat yaşamak gerekiyor.</p>
<p>şiir,  iletişimsizlik anında ortaya çıkar. insanlar birbirleriyle rahatlıkla iletişim kurabildiklerinde, dertlerini en net biçimde ifade ettiklerinde şiir dediğimiz şey ortaya çıkmaz. şiir, insanın kendini ifade edemediği zamanlarda başvurduğu bir &#8220;şey&#8221;dir. bir kendini ifade etme aracıdır, biçimidir, şiir. söylemek istediklerinizi kimsenin anlayamayacağını düşündüğünüzde&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“her sağlıklı ve dolaysız bildirişim şiirin doğmasını gerektiren pürüzleri ortadan kaldırır. şiir bize düzyazının vermediğini sağlar dediğimiz zaman, kullandığımız dilin asıl insanca bildiriyi ulaştırmakta yetersiz kaldığını itiraf etmiş oluyoruz.”(şiir okuma kılavuzu,vsayfa 18)</p>
<p>&#8220;insan kendi insanlığını tartışmak istediği zaman, insanların birbiriyle olan bağlantılarını tartışma alanına sokmak istediği zaman, <em>kendini çevreleyen nesnelerle olan bağlantısının vehametini kavradığı zaman</em> şiir canlılık kazanır. bireyin hayatında da, toplumların hayatında da şiir &#8220;critique&#8221; dönemlerin sanatıdır.&#8221; (şiir okuma kılavuzu, sayfa 21)</p>
<p>yukarıdaki satırları anlamak o kadar güç olmasa gerek. okumaktan az çok anlayan, hayatında &#8220;cin ali&#8221; dışında birkaç kitap okumuş kişiler bu cümlelerden az ya da çok bir şeyler anlayacaktır. ancak hakkıyla anlamak, hissetmek için bu cümleleri bizzat yaşamak gerekiyor.</p>
<p>şiir,  iletişimsizlik anında ortaya çıkar. insanlar birbirleriyle rahatlıkla iletişim kurabildiklerinde, dertlerini en net biçimde ifade ettiklerinde şiir dediğimiz şey ortaya çıkmaz. şiir, insanın kendini ifade edemediği zamanlarda başvurduğu bir &#8220;şey&#8221;dir. bir kendini ifade etme aracıdır, biçimidir, şiir. söylemek istediklerinizi kimsenin anlayamayacağını düşündüğünüzde başvurduğunuz bir şeydir. bir karalamadır belki. içinizden sövmek geldiğinde sövebildiğiniz; övmek geldiğinde övebildiğiniz bir şeydir. bazen bir isyanın resmidir, bir çığlığın satırlarıdır şiir. bazen hırsınızın görünen yüzüdür, bazen de suskunluğunuzun şahidi. bir şekilde anlatamadığınız ne varsa, şiir odur işte.</p>
<p>insan her şeyden kuşkuya düştüğünde, varlığını sorguladığında, her şeyden tiksinmeye başladığında, insanların birbiriyle olan münasebetlerinden endişelendiğinde, kendisi ile etrafındakiler arasında bir husumet olduğunda şiire sığınır.</p>
<p>ismet özel&#8217;in yorumlarından yola çıkarak -hattâ bizzat onu yorumlayarak- kendimce şiir hakkında bir şeyler söyledim. aslında söylemek istediğim şiirin &#8220;ne&#8221;liği hususu değildi belki. ama bir öykünün ya da bir romanın ne olduğunu böylelikle izah edebilecek kadar kitap okumadım. tek bildiğim şiirse ben de şiirin tanımıyla anlatırım duygularımı.</p>
<p>bazen çaresiz kalabiliyor insan. bir şeyler söylemek istiyor, ama susturuyorlar, dinlemiyorlar. bir şeylere değinmek istiyor ama değindiği şeyi orada bulamıyor. bir şeylerden bahsetmek istiyor ama bu bir şeylerin neler olduğunu bilemiyor. hepsinden de öte bir şeylerden bahsetse bile <em>muhatapları anlamıyor bu &#8220;bir şeyler&#8221;</em> neler. dinlemek ve anlamak istemiyorlar. zaten dinlemek ve anlamak isteseler iletişim problemi olmayacak.</p>
<p>karşıdakini yargılamak ne kadar kolay. karşındaki hakkında hüküm vermek. karşındakinin düşüncesini dinlemeden- zerre kadar değer vermeden- karara varmak. ne kadar kolay tek doğruyu kendi bildiği sanmak. çok kolay, çok.</p>
<p>bazen susmayı tercih eder insan. bırakın öyle zamanlarda, sussun. sizlere anlatacağı bir şeyi olmadığından değil, susmak istediği için susmuştur. anlatma isteği duymamıştır. canı istemiyordur.</p>
<p>insan sustuğunda da birçok şeyi söyler. yargılamayın onu. aldırmıyor, bilmiyor, istemiyor, görmüyor, duymuyor, dokunmuyor, hissetmiyor, sevmiyor vs. vs. vs. bildiğiniz ne kadar olumsuzluk varsa yüklemeyin ona. belki sizden daha fazla şey biliyordur, ama konuşmak istemiyordur. susmayı tercih ediyordur&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaanfakili.com.tr/vaveyla/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>sandığımdan daha güzelsin</title>
		<link>http://www.kaanfakili.com.tr/sandigimdan-daha-guzelsin/</link>
		<comments>http://www.kaanfakili.com.tr/sandigimdan-daha-guzelsin/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 00:58:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kaan Fakılı</dc:creator>
				<category><![CDATA[garnitür]]></category>
		<category><![CDATA[güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[komedi]]></category>
		<category><![CDATA[şaka şuka]]></category>
		<category><![CDATA[sandigim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaanfakili.com.tr/?p=875</guid>
		<description><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img   title="sandigim" src="http://www.kaanfakili.com.tr/wp-content/uploads/2009/11/sandigim.jpg" alt="sandigim"   /></p>
<p>bir kere de gülelim istedim. hem de epey içten. zira pek hoşuma gitti bu. <img src='http://www.kaanfakili.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img   title="sandigim" src="http://www.kaanfakili.com.tr/wp-content/uploads/2009/11/sandigim.jpg" alt="sandigim"   /></p>
<p>bir kere de gülelim istedim. hem de epey içten. zira pek hoşuma gitti bu. <img src='http://www.kaanfakili.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaanfakili.com.tr/sandigimdan-daha-guzelsin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>hayatıma yenilikler getiriyorum</title>
		<link>http://www.kaanfakili.com.tr/hayatima-yenilikler-getiriyorum/</link>
		<comments>http://www.kaanfakili.com.tr/hayatima-yenilikler-getiriyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Nov 2009 03:18:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kaan Fakılı</dc:creator>
				<category><![CDATA[sevgili günlük]]></category>
		<category><![CDATA[45'lik]]></category>
		<category><![CDATA[asosyal ağ]]></category>
		<category><![CDATA[asosyal pazar]]></category>
		<category><![CDATA[blog]]></category>
		<category><![CDATA[friend feed]]></category>
		<category><![CDATA[friendfeed]]></category>
		<category><![CDATA[google reader]]></category>
		<category><![CDATA[pikap]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal ağ]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal pazar]]></category>
		<category><![CDATA[twitter]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaanfakili.com.tr/?p=872</guid>
		<description><![CDATA[<p>son yazılarımda artık bir şeyleri düzeltmeye başlamanın zamanı geldiğini epeyce hissettirmiştim. hissettirmenin de ötesinde aleni söylemiştim bunu. arka arkaya yazdığım yazılarda sürekli bunu dile getirmem bu durumdan oldukça rahatsız olduğum içindir. ve bu yazıyı yazmamın da temel nedeni bu belki.</p>
<p>hayatımda artık biraz değişiklik yapmam gerektiğini düşündüm. her gün bilgisayarı açtığımda belli başlı siteleri gezmek, belli bir kalıba girmek gibi bir şey oldu benim için. bu da ruhumu gıdıklamaya başladı. neler mi yaptım&#8230;</p>
<p>öncelikle teknolojiye karşı birisi olarak, bilgisayarımı kaldırıp çöpe atabilsem diyorum hep, ama bir türlü beceremiyorum. bir iş aracı olarak kullanıyorum bilgisayarımı. ama keşke kullanmaya ihtiyaç duymasam&#8230;</p>
<p>internette biraz zaman geçirenler sosyal ağların pençesine bir kere düşerler. <strong>friendfeed </strong>dediğim bir siteden bahsediyorum ben. kullanıcıların anlık iletiler ile düşüncelerini -cirolarını ve pazarlarını- herkese duyurabildiği ve herkesin bu düşünceyi beğenme, yorum -ve yalakalık- yapma gibi katılımlarının olduğu bir site. gülmek, eğlenmek için fevkâlade güzel bir site. belki iş yapmak için de öyle. ama&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>son yazılarımda artık bir şeyleri düzeltmeye başlamanın zamanı geldiğini epeyce hissettirmiştim. hissettirmenin de ötesinde aleni söylemiştim bunu. arka arkaya yazdığım yazılarda sürekli bunu dile getirmem bu durumdan oldukça rahatsız olduğum içindir. ve bu yazıyı yazmamın da temel nedeni bu belki.</p>
<p>hayatımda artık biraz değişiklik yapmam gerektiğini düşündüm. her gün bilgisayarı açtığımda belli başlı siteleri gezmek, belli bir kalıba girmek gibi bir şey oldu benim için. bu da ruhumu gıdıklamaya başladı. neler mi yaptım&#8230;</p>
<p>öncelikle teknolojiye karşı birisi olarak, bilgisayarımı kaldırıp çöpe atabilsem diyorum hep, ama bir türlü beceremiyorum. bir iş aracı olarak kullanıyorum bilgisayarımı. ama keşke kullanmaya ihtiyaç duymasam&#8230;</p>
<p>internette biraz zaman geçirenler sosyal ağların pençesine bir kere düşerler. <strong>friendfeed </strong>dediğim bir siteden bahsediyorum ben. kullanıcıların anlık iletiler ile düşüncelerini -cirolarını ve pazarlarını- herkese duyurabildiği ve herkesin bu düşünceyi beğenme, yorum -ve yalakalık- yapma gibi katılımlarının olduğu bir site. gülmek, eğlenmek için fevkâlade güzel bir site. belki iş yapmak için de öyle. ama benim gibi maddeye çok önem vermek istemeyen -vermeyen diyemiyorum maalesef- birisi için çok üst numara bir yer. insanların kendilerini pazarladıkları, kendi reklâmlarını yaptıkları bir yer. klavye arkasında özgüven taklası attıkları bir yer. şirketlerinin cirosunu ne kadar senede ne kadar katladıkları ile hayatın anlamını bulduklarını düşünen insanlar, dört beş tane kitap okumadan hemen &#8220;yeni girişimcilere, genç iş adamlarına&#8230;&#8221; gibi başlıklar açan insanlar&#8230; hepsi ve daha fazlası burada. durmak istemediğimi keşfettim ve sildim üyeliğimi.</p>
<p>bir de artık <strong>blog </strong>takip etmeyeceğim. her akşam insanların web sitelerini tek tek ziyaret etmek artık sıkmaya başladı. bu yüzden uzun süredir kullanmadığım &#8220;<strong>google reader</strong>&#8220;i tekrar etkin bir şekilde kullanacağım. ve artık sadece hislerime yazanları takip edeceğim. bu arkadaşım acaba ne yazmıştır, bu tanıdığım gibi ithamlarda bulunmadan sadece hislerime hitap edenleri ekleyeceğim. diğer arkadaşların yazısını da bir ara sitelerine uğradığımda görür, okurum.</p>
<p>bir pikap edinmeliyim kendime. 45&#8242;lik takıp dinlemeliyim. o doygun sesi hissetmeliyim.</p>
<p>yaşadığım her şey, okuduğum kitaplar, dinlediğim müzikler, izlediğim filmler beni ben yapıyor sanırım. her gün, her kitap, her müzik ve her film bana öylesine çok şey katıyor ki. anlayana.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaanfakili.com.tr/hayatima-yenilikler-getiriyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>80&#8242;lerin sonunda ve 90&#8242;ların başında çocuk olmak</title>
		<link>http://www.kaanfakili.com.tr/80lerin-sonunda-ve-90larin-basinda-cocuk-olmak/</link>
		<comments>http://www.kaanfakili.com.tr/80lerin-sonunda-ve-90larin-basinda-cocuk-olmak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Nov 2009 12:35:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kaan Fakılı</dc:creator>
				<category><![CDATA[sevgili günlük]]></category>
		<category><![CDATA[80'lerin sonunda ve 90'ların sonu]]></category>
		<category><![CDATA[alıç]]></category>
		<category><![CDATA[dantel]]></category>
		<category><![CDATA[iki bisküvi arası lokum]]></category>
		<category><![CDATA[leblebi tozu]]></category>
		<category><![CDATA[nohut]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaanfakili.com.tr/?p=859</guid>
		<description><![CDATA[<p>son zamanlarda eskiye bir özlem duyduğumu sık sık dile getiriyordum. özlemlerimin sadece bana ait değil de benim yaşıtım olan herkeste olduğunu görünce bunun bir tesadüf olmadığını gördüm. aslında buna dair söylenecek onca şey var ki&#8230; neden özlediğimiz, eskinin neden tatlı olduğu vs. vs. oysa şimdi tek söylemek istediğim, bizim çocuklarımızın bizim tattığımız çocukluğu tadamayacakları, bizim gibi özlemlerinin olmayacağı beni çok üzüyor. o ufak ekrana kendilerini hapsedip etrafındaki hiçbir şeyi göremeyecek olmaları&#8230;</p>
<p>80&#8242;lerin sonunda ve 90&#8242;ların başında çocuk olmakla nelere şahit olduk acaba? neleri özümsedik ve neleri daha dün gibi hatırlıyoruz&#8230; isterseniz sıralayalım hepsini ne dersiniz?</p>
<p><strong>iki bisküvi arası lokum</strong></p>
<p><img title="bisküvi lokum" src="http://www.kaanfakili.com.tr/wp-content/uploads/2009/11/bis-lok1.jpg" alt="bisküvi lokum" /></p>
<p>sanırım 90&#8242;lara dair en çok hatırladığımız şey bu olsa gerek. camiilerde mevlütlerden sonra kapıya bir tezgah atılır ve amcalar iki bisküvi, yanında da bir lokum vererek &#8220;allah kabul etsin amca.&#8221; demenizi beklerdi. onlar için bu sözü duymak ne kadar önemli ve anlamlıysa bizim için de lokum ve bisküvi o kadar önemliydi. hiç vakit kaybetmeden&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>son zamanlarda eskiye bir özlem duyduğumu sık sık dile getiriyordum. özlemlerimin sadece bana ait değil de benim yaşıtım olan herkeste olduğunu görünce bunun bir tesadüf olmadığını gördüm. aslında buna dair söylenecek onca şey var ki&#8230; neden özlediğimiz, eskinin neden tatlı olduğu vs. vs. oysa şimdi tek söylemek istediğim, bizim çocuklarımızın bizim tattığımız çocukluğu tadamayacakları, bizim gibi özlemlerinin olmayacağı beni çok üzüyor. o ufak ekrana kendilerini hapsedip etrafındaki hiçbir şeyi göremeyecek olmaları&#8230;</p>
<p>80&#8242;lerin sonunda ve 90&#8242;ların başında çocuk olmakla nelere şahit olduk acaba? neleri özümsedik ve neleri daha dün gibi hatırlıyoruz&#8230; isterseniz sıralayalım hepsini ne dersiniz?</p>
<p><strong>iki bisküvi arası lokum</strong></p>
<p><img title="bisküvi lokum" src="http://www.kaanfakili.com.tr/wp-content/uploads/2009/11/bis-lok1.jpg" alt="bisküvi lokum" /></p>
<p>sanırım 90&#8242;lara dair en çok hatırladığımız şey bu olsa gerek. camiilerde mevlütlerden sonra kapıya bir tezgah atılır ve amcalar iki bisküvi, yanında da bir lokum vererek &#8220;allah kabul etsin amca.&#8221; demenizi beklerdi. onlar için bu sözü duymak ne kadar önemli ve anlamlıysa bizim için de lokum ve bisküvi o kadar önemliydi. hiç vakit kaybetmeden iki bisküvinin arasına o &#8220;en ucuz&#8221; lokumları koyar ve bisküvileri kırmadan yeme sanatını icra ederdik. lokumlar ara ara dişinize yapışır, ara ara da lokumun pudra şekeri üzerinize dökülür, sizi &#8220;leke&#8221;lerdi. a bu lokum ve bisküvilerin yanında verilen gül suyunu da ihmal etmeyelim. o buzdolabından yeni çıkmış soğukluğu ile içinizi, gönlünüzü ferahlatırdı.</p>
<p><strong>yerken &#8220;yusuf&#8221; diyemediğimiz leblebi tozu</strong></p>
<p><img title="leblebi tozu" src="http://www.kaanfakili.com.tr/wp-content/uploads/2009/11/leblebitozu2.jpg" alt="leblebi tozu" /></p>
<p>5&#8230;&#8217;le başlayan bir paraya satıldığını hatırlıyorum. 500 lira mıydı, 5 lira mıydı, 500 kuruş muydu onu tam hatırlayamıyorum. ama okul önlerinde ya da mahalle bakkallarında ufak bir pakete konulmuş bir şekilde satılırdı. yanında da bir kamış. kaşıkla yemezdik, kamışla çekerdik onu. ve eğer dikkatli çekemezsek genzimize kaçar &#8220;ölüm&#8221;le burun buruna da gelebilirdik. ne olursa olsundu, leblebi tozu yemek bir başkaydı benim için.</p>
<p><strong>boyna asılan alıç<br />
</strong><br />
<img title="alıç" src="http://www.kaanfakili.com.tr/wp-content/uploads/2009/11/alic1.jpg" alt="alıç" /></p>
<p>yine okul önlerinde satılan alıç&#8217;ı boynumuza asıl yemek bizim için büyük bir zevkti. zevkimizi baltalayan tek şey, arkadaşımızın alıçımızdan kopararak almasıydı. buna tepki olarak &#8220;ooolum adam gibi iste verim la, kopuyo böyle.&#8221; derdik sadece. sonra kaldığımız yerden, elimizde beslenme ya da resim dosyası, sırtımızda çanta, ağır aksak adımlarla dönerdik eve.</p>
<p><strong>nooooohut, nohut</strong></p>
<p><img title="nohut" src="http://www.kaanfakili.com.tr/wp-content/uploads/2009/11/nohut1.jpg" alt="nohut" /></p>
<p>mahalle aralarında bir el arabası ya da ona benzeyen bir araçla satılan bu nohutları görünce hemen &#8220;anneeee, anne gııı, bana nohut al gııı.&#8221; derdik büyük bir seviçle. ve o nohutu yedikten sonra dudaklarımız tuzdan kavrulurdu. bir de ellerimiz tozla karışık tuza bulanırdı. parmaklarımızı birbirine değdirmek çok zevkli olurdu.</p>
<p><strong>&#8230; üzerine dantel</strong></p>
<p><img title="dantel" src="http://www.kaanfakili.com.tr/wp-content/uploads/2009/11/dantel.jpg" alt="dantel" /></p>
<p>belki hâlâ evlerimizde olan bu danteller, işlemeler o zamanın vazgeçilmez örtüsüydü. hangi akla hizmet serildiğini henüz bile anlayamadığım bu danteller olur olmadık, açık olan her yeri kapatırdı. telefon, televizyon gibi açıkta kalan her şeyi&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaanfakili.com.tr/80lerin-sonunda-ve-90larin-basinda-cocuk-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>zaman harbiden geçiyor -2</title>
		<link>http://www.kaanfakili.com.tr/zaman-harbiden-geciyor-2/</link>
		<comments>http://www.kaanfakili.com.tr/zaman-harbiden-geciyor-2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 21:21:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kaan Fakılı</dc:creator>
				<category><![CDATA[sevgili günlük]]></category>
		<category><![CDATA[lise yılları]]></category>
		<category><![CDATA[ozlem]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaanfakili.com.tr/?p=855</guid>
		<description><![CDATA[<p>sanırım artık yazı dizisi oluşturmaya başlayacağım. <a href="http://www.kaanfakili.com.tr/zaman-harbiden-geciyor/" target="_blank">&#8220;zaman harbiden geçiyor&#8221; </a>yazısından sonra, aynı nedenlerle bu yazıyı yazma ihtiyacı hissediyorum. son zamanlarda pek sosyalleştim nedense?!</p>
<p>birkaç hafta evvel lise arkadaşlarımla buluştuğumu söylemiştim. onları çok özlediğimi ve uzunca bir ayrılıktan sonra (tahminim 6-7 yıl) onları tekrar görmenin hoşnutluğunu üzerimde taşıyordum. güzel bir sohbetten sonra <strong>a.</strong>&#8216;nın evinde buluşmak için sözleştik. ve bu akşam da oradaydık.</p>
<p>yıllar önce sınıfımızın başkanı olan, o tahta kalemi elinde tutuşunu daha dün gibi hatırladığım <strong>a.</strong> bugün kucağında çocuğunu tutuyordu. -hem de bir yaşından büyük çocuğunu-. ona baktığımda gri pantolon ve lacivert ceket giyen o delikanlıyı değil, evine ekmek getiren, evinin faturalarını ödeyen o koca adamı görüyordum. bir insanın iki halini görmek ve bunun farkına varma başarısını tatmak ne güzel değil mi ?</p>
<p>sadece <strong>a.</strong>&#8216;nın farklılıklarını değil, hepimizin farklılıklarını tek tek hissedebiliriz aslında. ve farklılıklarla birlikte benzerliklerini. o koyu sohbetlerin arasında şöyle birbirimize bakıp:<em> &#8220;hiç değişmemişsin he!&#8221; </em>demek bambaşka bir duygu olsa gerek.</p>
<p>çok özlüyor insan&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>sanırım artık yazı dizisi oluşturmaya başlayacağım. <a href="http://www.kaanfakili.com.tr/zaman-harbiden-geciyor/" target="_blank">&#8220;zaman harbiden geçiyor&#8221; </a>yazısından sonra, aynı nedenlerle bu yazıyı yazma ihtiyacı hissediyorum. son zamanlarda pek sosyalleştim nedense?!</p>
<p>birkaç hafta evvel lise arkadaşlarımla buluştuğumu söylemiştim. onları çok özlediğimi ve uzunca bir ayrılıktan sonra (tahminim 6-7 yıl) onları tekrar görmenin hoşnutluğunu üzerimde taşıyordum. güzel bir sohbetten sonra <strong>a.</strong>&#8216;nın evinde buluşmak için sözleştik. ve bu akşam da oradaydık.</p>
<p>yıllar önce sınıfımızın başkanı olan, o tahta kalemi elinde tutuşunu daha dün gibi hatırladığım <strong>a.</strong> bugün kucağında çocuğunu tutuyordu. -hem de bir yaşından büyük çocuğunu-. ona baktığımda gri pantolon ve lacivert ceket giyen o delikanlıyı değil, evine ekmek getiren, evinin faturalarını ödeyen o koca adamı görüyordum. bir insanın iki halini görmek ve bunun farkına varma başarısını tatmak ne güzel değil mi ?</p>
<p>sadece <strong>a.</strong>&#8216;nın farklılıklarını değil, hepimizin farklılıklarını tek tek hissedebiliriz aslında. ve farklılıklarla birlikte benzerliklerini. o koyu sohbetlerin arasında şöyle birbirimize bakıp:<em> &#8220;hiç değişmemişsin he!&#8221; </em>demek bambaşka bir duygu olsa gerek.</p>
<p>çok özlüyor insan geçmişi. ve sürekli her şeyin değiştiğinden yakınıyor. aldığımız hava aynı, üzerimize doğan güneş aynı&#8230; peki ya değişen ne?! <strong> insan olmalı bence.</strong></p>
<p>bundan altı sene evvelki hayatı algılayışımız ile bugünkü algılayışımız arasında büyük fark var. hayatı okul asıp internet kafeye gitmek, derslerin yoruculuğundan, hocaların bize taktığından bahsetmek zannederdik. oysa böyle mi oluyor hep hayat?</p>
<p>gün geçiyor, ay geçiyor, yıl geçiyor&#8230; tek güzellik ise farkında olarak yaşamak. yaşadığın her an&#8217;ın farkında olarak&#8230;</p>
<p>a. her şey için teşekkürler kardeşim. yemekler bir harikaydı.</p>
<p>s. bak senden de bahsediyorum. &#8220;bunları mutlaka yaz.&#8221;, &#8220;benden mutlaka bahset.&#8221; diyordun. senden nasıl bahsedeyim bilmiyorum ki? hele bir askerden gel de o zaman konuşacak, paylaşacak epeyce hatıramız olacak ve biz onlardan hiç bıkmadan bahsedeceğiz. he bir de güzel araba sürüyorsun, güzel. ayağımı ezmeseydin daha iyi olacaktı ama. <img src='http://www.kaanfakili.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_wink.gif' alt=';)' class='wp-smiley' /> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaanfakili.com.tr/zaman-harbiden-geciyor-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ney ile keman</title>
		<link>http://www.kaanfakili.com.tr/ney-ile-keman/</link>
		<comments>http://www.kaanfakili.com.tr/ney-ile-keman/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Nov 2009 23:23:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kaan Fakılı</dc:creator>
				<category><![CDATA[sevgili günlük]]></category>
		<category><![CDATA[kamışlık]]></category>
		<category><![CDATA[keman]]></category>
		<category><![CDATA[ney]]></category>
		<category><![CDATA[rabbelalemin]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[vuslat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaanfakili.com.tr/?p=851</guid>
		<description><![CDATA[<p>bir şarkı insanı nerelere götürebilirse oralardayım işte. bir süre de gelmeyeceğe benziyorum. dinliyorum, dinliyorum, dinliyorum&#8230;</p>
<p>keman ve ney oldum olası sevdiğim iki müzik aletidir. ikisinin de bende özel bir yeri vardır. birazcık zıtlığı ifade eder bana. aynı duygunun zıt şekilde tezahür ettiği iki alet.</p>
<p><strong>keman:</strong> insanın feryadını anlatır. ama acıklı bir şekilde. bir sızı vardır keman sesinde. bir kalp cızlatan, yürek sızlatan feryat. ben yanıyorum der adeta. ben bu dertten kurtulmalıyım der. her bir yay çekişi kalbinizin bir tınısını hoplatır yerinden. ve dinlerken yüzünüze bir hüzün çöker.</p>
<p>sigara içen bir adamın imajı canlandı gözümde şu an. bir film karesi. adam sigara içiyor oturduğu yerde. keman sesi eşliğinde. sonra müziğin sonuna doğru, adam da kalp krizi geçiriyor ve hafif hafif yere düşüyor. işte ölüyor orada. ama yalnız adam. yapayalnız hem de&#8230;</p>
<p><strong>ney:</strong> insan feryadını anlatır. bir sızıdan ziyade dert yanma vardır. ama ben bu dertten memnunum der ney. bu dert bana huzur veriyor der. bu dert beni&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>bir şarkı insanı nerelere götürebilirse oralardayım işte. bir süre de gelmeyeceğe benziyorum. dinliyorum, dinliyorum, dinliyorum&#8230;</p>
<p>keman ve ney oldum olası sevdiğim iki müzik aletidir. ikisinin de bende özel bir yeri vardır. birazcık zıtlığı ifade eder bana. aynı duygunun zıt şekilde tezahür ettiği iki alet.</p>
<p><strong>keman:</strong> insanın feryadını anlatır. ama acıklı bir şekilde. bir sızı vardır keman sesinde. bir kalp cızlatan, yürek sızlatan feryat. ben yanıyorum der adeta. ben bu dertten kurtulmalıyım der. her bir yay çekişi kalbinizin bir tınısını hoplatır yerinden. ve dinlerken yüzünüze bir hüzün çöker.</p>
<p>sigara içen bir adamın imajı canlandı gözümde şu an. bir film karesi. adam sigara içiyor oturduğu yerde. keman sesi eşliğinde. sonra müziğin sonuna doğru, adam da kalp krizi geçiriyor ve hafif hafif yere düşüyor. işte ölüyor orada. ama yalnız adam. yapayalnız hem de&#8230;</p>
<p><strong>ney:</strong> insan feryadını anlatır. bir sızıdan ziyade dert yanma vardır. ama ben bu dertten memnunum der ney. bu dert bana huzur veriyor der. bu dert beni olgunlaştırıyor, beni ben yapıyor der. varlığımı bu derde borçluyum der. öyle de değil midir birazcık? kamışlıktan kopmasa var olabilir miydi ney? ve o acıyı, o hasreti hissetmese dile getirebilir miydi hüznünü? tefekküre dalan bir adam canlandı gözümde. ney sesini dinliyor bir yandan. bir yandan da düşünüyor. arada iç geçiriyor. ya rabbelalemin, neredeydik, nereye geldik diyor. vardır bir bildiğin diyor. tevekkül etmiş allah&#8217;a.</p>
<p>ney sesi dinleyen adam da ölebilirdi, keman sesini dinleyen gibi. her şey olabilirdi. ama ben öyle hissetmedim şu an. o yüzden öldürmedim ney dinleyeni.</p>
<p>her iki enstrümanı da seviyorum. her ikisinden çıkan sese de hayranım. ama farklı ruh hallerinin ilacı ikisi de.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaanfakili.com.tr/ney-ile-keman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ölmedeyim</title>
		<link>http://www.kaanfakili.com.tr/olmedeyim/</link>
		<comments>http://www.kaanfakili.com.tr/olmedeyim/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Nov 2009 21:07:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kaan Fakılı</dc:creator>
				<category><![CDATA[nazmettim]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaanfakili.com.tr/?p=847</guid>
		<description><![CDATA[<p>ya biz gribiysek dünyanın<br />
hurharca tüketmeli mi maskeleri,<br />
yoksa tecrit mi edelim kendimizi,<br />
gaz odalarında.</p>
<p>yoksa,<br />
esirgemeli miyiz,<br />
sevgimizi dünyadan.</p>
<p>garip bir çıkmazdayım ben ya rabbelalemin:<br />
mumları sönük dehlizlerde,<br />
boşluğa mı adım atmalıyım?</p>
<p>sükûnet&#8230;<br />
iyi çocuk olmak için susmalıyım,<br />
sanırım.</p>
<p>bir çıtırtı duyarsanız eğer benden,<br />
anlayın ki, ölmedeyim.</p>
<p>dört kasım iki bin dokuz, on sekiz on üç</p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ya biz gribiysek dünyanın<br />
hurharca tüketmeli mi maskeleri,<br />
yoksa tecrit mi edelim kendimizi,<br />
gaz odalarında.</p>
<p>yoksa,<br />
esirgemeli miyiz,<br />
sevgimizi dünyadan.</p>
<p>garip bir çıkmazdayım ben ya rabbelalemin:<br />
mumları sönük dehlizlerde,<br />
boşluğa mı adım atmalıyım?</p>
<p>sükûnet&#8230;<br />
iyi çocuk olmak için susmalıyım,<br />
sanırım.</p>
<p>bir çıtırtı duyarsanız eğer benden,<br />
anlayın ki, ölmedeyim.</p>
<p>dört kasım iki bin dokuz, on sekiz on üç</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaanfakili.com.tr/olmedeyim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>sebeb-i telif / ismet özel</title>
		<link>http://www.kaanfakili.com.tr/sebeb-i-telif-ismet-ozel/</link>
		<comments>http://www.kaanfakili.com.tr/sebeb-i-telif-ismet-ozel/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 13:18:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kaan Fakılı</dc:creator>
				<category><![CDATA[derkenar]]></category>
		<category><![CDATA[bir yusuf masalı]]></category>
		<category><![CDATA[iktibas]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Özel]]></category>
		<category><![CDATA[manzume]]></category>
		<category><![CDATA[nazmettim]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi telif]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaanfakili.com.tr/?p=839</guid>
		<description><![CDATA[<p>pek alıntı yapmak istemiyordum aslında. günlüğümde sadece kendi yazılarım, manzumelerim olsun istiyordum. ama bu şiiri her okumamda farklı yerlere gidiyorum. çok güzel bir şiir. gerçekten şiir.</p>
<div class="wpv_videoc">
<div class="wpv_self"><a href="http://www.skarcha.com/wp-plugins/wpvideo/"></a></div>
<div class="wpv_video"></div>
</div>
<p>sebeb-i telif</p>
<p>Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız<br />
yaprakla yağmurun aşkı meselâ<br />
kim olsa serpilen coşturuyor bizi<br />
imreniyoruz başkalarının mahvına. Yağmur mahvoluyor çarparak<br />
Kendini parçalıyor mâşukunun açılan kıvrımında<br />
yaprak dirimle irkiliyor nazlı ve mağrur<br />
silkiniyor vuran her damlayla.</p>
<p>Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız<br />
bakıp başkasının başkayla kurduğu bağlantıya<br />
aşka dair diyoruz ilk anı bu olmalı<br />
ilk önce damarlarımızda duyuyoruz çağıltısını<br />
uzak iklimlerin<br />
kokusu gitmediğimiz şehirlerin önceden<br />
bir baş dönmesiyle kabarıyor hafızamızda<br />
sonra ayrılıklar düşüne dalıyoruz:<br />
Bize ait olan ne kadar uzakta!</p>
<p>Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız<br />
başkalarının düşünceleriyle değil.<br />
&#8220;Üstümde yıldızlı gök&#8221; demişti Königsberg&#8217;li<br />
&#8220;içerimde ahlâk yasası&#8221;.<br />
Yasa mı? Kimin için? Neyi berkitir yasa?<br />
İster gözünü oğuştur, istersen tetiği çek<br />
idam mangasındasın içinde yasa varsa.<br />
Girmem, girmedim mangalara<br />
Yer etmedi adalet duygusu<br />
içimde benim<br />
çünkü ben<br />
ömrümce adle boyun eğdim.<br />
Yıldızlı gökten bana soracak olursanız<br />
kösnüdüm ona karşı<br />
onu hep altımda istedim.</p>
<p>Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız<br />
ve devam ediyor başkalarının hınçlarıyla<br />
düşmanı gösteriyorlar, ona saldırıyoruz<br />
siz gidin artık<br />
düşman dağıldı dedikleri bir anda<br />
anlaşılıyor<br />
baştan beri bütün&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>pek alıntı yapmak istemiyordum aslında. günlüğümde sadece kendi yazılarım, manzumelerim olsun istiyordum. ama bu şiiri her okumamda farklı yerlere gidiyorum. çok güzel bir şiir. gerçekten şiir.</p>
<div class="wpv_videoc">
<div class="wpv_self"><a href="http://www.skarcha.com/wp-plugins/wpvideo/"></a></div>
<div class="wpv_video"><object data="http://www.youtube.com/v/0SUylH7v7yo" type="application/x-shockwave-flash" width="100%" height="100%"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/0SUylH7v7yo"></param></object></div>
</div>
<p>sebeb-i telif</p>
<p>Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız<br />
yaprakla yağmurun aşkı meselâ<br />
kim olsa serpilen coşturuyor bizi<br />
imreniyoruz başkalarının mahvına. Yağmur mahvoluyor çarparak<br />
Kendini parçalıyor mâşukunun açılan kıvrımında<br />
yaprak dirimle irkiliyor nazlı ve mağrur<br />
silkiniyor vuran her damlayla.</p>
<p>Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız<br />
bakıp başkasının başkayla kurduğu bağlantıya<br />
aşka dair diyoruz ilk anı bu olmalı<br />
ilk önce damarlarımızda duyuyoruz çağıltısını<br />
uzak iklimlerin<br />
kokusu gitmediğimiz şehirlerin önceden<br />
bir baş dönmesiyle kabarıyor hafızamızda<br />
sonra ayrılıklar düşüne dalıyoruz:<br />
Bize ait olan ne kadar uzakta!</p>
<p>Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız<br />
başkalarının düşünceleriyle değil.<br />
&#8220;Üstümde yıldızlı gök&#8221; demişti Königsberg&#8217;li<br />
&#8220;içerimde ahlâk yasası&#8221;.<br />
Yasa mı? Kimin için? Neyi berkitir yasa?<br />
İster gözünü oğuştur, istersen tetiği çek<br />
idam mangasındasın içinde yasa varsa.<br />
Girmem, girmedim mangalara<br />
Yer etmedi adalet duygusu<br />
içimde benim<br />
çünkü ben<br />
ömrümce adle boyun eğdim.<br />
Yıldızlı gökten bana soracak olursanız<br />
kösnüdüm ona karşı<br />
onu hep altımda istedim.</p>
<p>Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız<br />
ve devam ediyor başkalarının hınçlarıyla<br />
düşmanı gösteriyorlar, ona saldırıyoruz<br />
siz gidin artık<br />
düşman dağıldı dedikleri bir anda<br />
anlaşılıyor<br />
baştan beri bütün yenik düşenlerle<br />
aynı kışlaktaymışız<br />
incecik yas dumanı herkese ulaşıyor<br />
sevinç günlerine hürya doluştuğumuzda<br />
tek başınayız.</p>
<p>Diyorum hepimizin bir gizli adı olsa gerek<br />
belki çocuk ve ihtiyar, belki kadın ve erkek<br />
hepimiz, herbirimiz gizli bir isimle adaşız<br />
yoksa şimdiye kadar hesapların tutması lâzımdı<br />
hayatımıza kendi adımızla başlardık<br />
bilmediğimiz bu isim, hesaptaki bu açık<br />
belki dilimi çözer, aşkımı başlatırım<br />
aşk yazılmamış olsa bile adımın üzerine<br />
adımı aşkın üstüne kendim yazarım. </p>
<p>*bir yusuf masalı kitabından</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaanfakili.com.tr/sebeb-i-telif-ismet-ozel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>zaman harbiden geçiyor</title>
		<link>http://www.kaanfakili.com.tr/zaman-harbiden-geciyor/</link>
		<comments>http://www.kaanfakili.com.tr/zaman-harbiden-geciyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 22:03:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kaan Fakılı</dc:creator>
				<category><![CDATA[sevgili günlük]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaşlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[büyümek]]></category>
		<category><![CDATA[dostluklar]]></category>
		<category><![CDATA[gezmek]]></category>
		<category><![CDATA[lise arkadaşları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaanfakili.com.tr/?p=837</guid>
		<description><![CDATA[<p>hepimiz sık sık söyleriz bu sözü. ama ne kadar hissederiz orası meçhul. ben bugün bu sözü gerçekten ama gerçekten hissettim. hem de en derinlerimde bir yerde.</p>
<p>birkaç gün evvel akşam bu saatlerde eve dönerken liseden bir arkadaşımla karşılaştım yolda. ayaküstü on, on beş dakika sohbet ettik. onların sınıfına son sınıfta gelmeme rağmen ve beni sınıf ortamından uzak tutan uyarıcıların olmasına rağmen kendinisi çokça özlediğimi fark ettim ve hemen sıkıca bir sarıldım. biraz hoşbeşten sonra cumartesi akşamı (bu akşam 17.30 gibi) bir buluşma olacağını söyledi. sınıftakilerin ne kadarını hatırlıyorum diye düşündüysem de, olsundu, onlar benim sınıf arkadaşımdı en nihayetinde.</p>
<p>bu akşam biraz rahatsız olsam da hiç üşenmeden kalktım, gittim buluşma yerimize. yaklaşık bir on, on beş kişi falandık. şöyle hepsine tek tek dikkatlice bir baktım da, ne kadar büyümüşüz. mezun olalı 7 sene geçmiş. ve hepimiz farklı şeylerin peşinde koşmuşuz. kimimiz tasarımcı olmuşuz, kimimiz işletmeci, kimimiz avukat, kimimiz de edebiyatçı&#8230;</p>
<p>yedi yıl önce sınıfta&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>hepimiz sık sık söyleriz bu sözü. ama ne kadar hissederiz orası meçhul. ben bugün bu sözü gerçekten ama gerçekten hissettim. hem de en derinlerimde bir yerde.</p>
<p>birkaç gün evvel akşam bu saatlerde eve dönerken liseden bir arkadaşımla karşılaştım yolda. ayaküstü on, on beş dakika sohbet ettik. onların sınıfına son sınıfta gelmeme rağmen ve beni sınıf ortamından uzak tutan uyarıcıların olmasına rağmen kendinisi çokça özlediğimi fark ettim ve hemen sıkıca bir sarıldım. biraz hoşbeşten sonra cumartesi akşamı (bu akşam 17.30 gibi) bir buluşma olacağını söyledi. sınıftakilerin ne kadarını hatırlıyorum diye düşündüysem de, olsundu, onlar benim sınıf arkadaşımdı en nihayetinde.</p>
<p>bu akşam biraz rahatsız olsam da hiç üşenmeden kalktım, gittim buluşma yerimize. yaklaşık bir on, on beş kişi falandık. şöyle hepsine tek tek dikkatlice bir baktım da, ne kadar büyümüşüz. mezun olalı 7 sene geçmiş. ve hepimiz farklı şeylerin peşinde koşmuşuz. kimimiz tasarımcı olmuşuz, kimimiz işletmeci, kimimiz avukat, kimimiz de edebiyatçı&#8230;</p>
<p>yedi yıl önce sınıfta otururken bugünleri yaşayacağımızı hiç düşünmemişiz aslında. yedi yıl sonra şurada burada oluruz dememişiz. hepimiz birbirimizden habersiz yaşamışız. arada görüşenler olmamış değil. en azından ben hepsinden bihaber yaşamışım. belki de facebook&#8217;ta görmüşüm hepsini. ama oturup üç beş sohbet edememişim.</p>
<p>beni etkileyen de arkadaşlarımın çoğunun evlenmiş olmasıydı. hattâ kimisinin çocukları bile vardı. kimisi eşi ile geldi, kimisi de bekâr. vay be dedim, birbirimize silgi fırlattığımız, birbirimizin çayına tükürdüğümüz (duy sesimi ömer, çayını tükürdüğümü bir kere daha gururla söylüyorum. <img src='http://www.kaanfakili.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  ) günleri geride bırakmışız, elektrik faturası yatırır, kira öder hale gelmişiz. onları düşünür olmuşuz.</p>
<p>gün bitti, eve geldim. ve düşünceye daldım her zamanki gibi. hayatı nasıl yaşıyoruz acaba?</p>
<p>büyümeye başladığımızdan beri bir şeylere ulaşmaya çabalıyoruz. dershaneye git, liseyi bitir, üniversiteyi kazan, iş bul vs. vs. hep bir amacımız var değil mi hayatımızda? ve tabii bu amaçları gerçekleştirirken bir yandan da evlen, çoluk çocuğa karış falan&#8230; bu kadar mı? bence böyle olmamalı hayatımız. hayattan yaşadığımız her bir an için zevk duymalıyız. her bir an&#8217;ın kıymetini bilmeliyiz. biz doğmak ve ölmek için yaratılmadık. hiçbir şeyi aradan çıkarmaya gerek yok. bir arkadaşın dediği gibi, askerliği aradan çıkar gitsin, nişanı aradan çıkar gitsin, evliliği aradan çıkar gitsin,&#8230; hiçbir şey aradan çıkarmadan olmayacak mı?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaanfakili.com.tr/zaman-harbiden-geciyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>kahve bahane</title>
		<link>http://www.kaanfakili.com.tr/kahve-bahane/</link>
		<comments>http://www.kaanfakili.com.tr/kahve-bahane/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 19:02:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kaan Fakılı</dc:creator>
				<category><![CDATA[sevgili günlük]]></category>
		<category><![CDATA[abla]]></category>
		<category><![CDATA[allah'ın taktiri]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[kardeş]]></category>
		<category><![CDATA[komik]]></category>
		<category><![CDATA[nasip kısmet]]></category>
		<category><![CDATA[şahane]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaanfakili.com.tr/?p=834</guid>
		<description><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="türk kahvesi" src="http://www.kaanfakili.com.tr/wp-content/uploads/2009/10/turk_kahvesi.jpg" alt="türk kahvesi" align="center" /></p>
<p>Eskiden yazarlar ve şairler kahvehane, çay ocağı gibi değişik yerlerde toplanırlar, edebiyat, sanat ve düşünce üzerine sohbet ederlermiş. İşte böyle yerlere <strong>mahfil </strong>denirmiş. Böyle yerler kültür merkezi diye düşünülür ve adına yakışır şekilde davranılmaktan da hiçbir zaman vazgeçilmezmiş. Büyük şairler ve yazarlar mahfilde büyümüştür.</p>
<p>Biz, modern insanın bir mahfile ihtiyacı varsa ki bu mahfil kendi mahfili olmalıdır. Kendisiyle konuştuğu, kendi ile sohbet ettiği bir mahfildir bu. Çünkü modern insan, <strong>kalabalıklar arasında yalnızke</strong>n en çok kendini düşünmeye ihtiyacı vardır. İşte benim de böyle bir mahfilim var en nihayetinde. Kendimi zaman zaman da olsa dinleyebildiğiğm bir yer.</p>
<p>Burada oturup kitap okurken bir amca geliyor. Ben mutfaktan kendim çay almaya gidince bana, <em>&#8220;Sen burada mı çalışıyorsun?&#8221; </em>diye soruyor. Ben de henüz öğrenci olduğumu söylüyorum (iş muhabbeti yapmak istemediğim kişilere genelde bunu söylerim, zira akıl veren çoktur iş hususunda; şunu yapsaydın ya, bunu yapsaydın ya&#8230;). Sonra başlıyor amca koyu bir sohbete. &#8220;Başlıyor&#8221; diyorum çünkü sohbeti yapan&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="türk kahvesi" src="http://www.kaanfakili.com.tr/wp-content/uploads/2009/10/turk_kahvesi.jpg" alt="türk kahvesi" align="center" /></p>
<p>Eskiden yazarlar ve şairler kahvehane, çay ocağı gibi değişik yerlerde toplanırlar, edebiyat, sanat ve düşünce üzerine sohbet ederlermiş. İşte böyle yerlere <strong>mahfil </strong>denirmiş. Böyle yerler kültür merkezi diye düşünülür ve adına yakışır şekilde davranılmaktan da hiçbir zaman vazgeçilmezmiş. Büyük şairler ve yazarlar mahfilde büyümüştür.</p>
<p>Biz, modern insanın bir mahfile ihtiyacı varsa ki bu mahfil kendi mahfili olmalıdır. Kendisiyle konuştuğu, kendi ile sohbet ettiği bir mahfildir bu. Çünkü modern insan, <strong>kalabalıklar arasında yalnızke</strong>n en çok kendini düşünmeye ihtiyacı vardır. İşte benim de böyle bir mahfilim var en nihayetinde. Kendimi zaman zaman da olsa dinleyebildiğiğm bir yer.</p>
<p>Burada oturup kitap okurken bir amca geliyor. Ben mutfaktan kendim çay almaya gidince bana, <em>&#8220;Sen burada mı çalışıyorsun?&#8221; </em>diye soruyor. Ben de henüz öğrenci olduğumu söylüyorum (iş muhabbeti yapmak istemediğim kişilere genelde bunu söylerim, zira akıl veren çoktur iş hususunda; şunu yapsaydın ya, bunu yapsaydın ya&#8230;). Sonra başlıyor amca koyu bir sohbete. &#8220;Başlıyor&#8221; diyorum çünkü sohbeti yapan amca, dinleyen/edilgen taraf ise ben oluyorum. Zira arka masaya kafamı dönüp yarım saat boyunca dinlemek zor oluyor.</p>
<p>Amcanın sayısını hatırlamadığım kadar oğlu ve kızı varmış. Bir oğlundan ve kızından bahsetti bana. Onların evlenme hadisesinden. Dinlerken çok kahkaha attığımı hatırlıyorum. Hikâyeyi anlatacağım, yalnız <strong>isimleri ve şehirleri dile getirirken müstear isimler kullanmam gerekiyor</strong>. Bir de olayların karışmaması için sıralı bir şekilde anlatacağım. Lütfen takıldığınız yerde dönüp tekrar okuyun. <img src='http://www.kaanfakili.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>1. Bu iki kardeşten erkek olan Ahmet İstanbul&#8217;da okuyor. Kız olan ise Ankara&#8217;da okuyor. Bir gün Ahmet&#8217;in sıra arkadaşı, Ahmet&#8217;i memleketine, Antalya&#8217;ya,  davet ediyor. Ahmet de seve seve gidiyor ve gezip, eğleniyorlar. Yalnız Ahmet, arkadaşının kızkardeşinden hoşlanıyor.  Neyse efendim aradan zaman geçiyor, Ahmet de sıra arkadaşını Ankara&#8217;ya, memleketine davet ediyor. Arkadaşı da geliyor ve birlikte geziyorlar. İşin ilginç yanı şu ki Ahmet&#8217;in arkadaşı da Ahmet&#8217;in kız kardeşinden hoşlanıyor. <img src='http://www.kaanfakili.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>2. Neyse bunlar mezun oluyorlar falan derken iki erkek arkadaşın annesi de çocuklarını evlendirmek istiyorlar. Ve iki anne de iki arkadaşın kız kardeşini düşünüyorlar gelin olarak. <img src='http://www.kaanfakili.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Ahmet&#8217;in annesi arkadaşının kızkardeşini, Ahmet&#8217;in arkadaşının annesi de Ahmet&#8217;in kızkardeşini. <img src='http://www.kaanfakili.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>3. Bir gün Ahmet ve ailesi evinde otururken çatkapı bir misafir geliyor. Gelen kim olsa beğenirsiniz? Ahmet&#8217;in arkadaşı ve ailesi. Hayırlı bir için gelmişler. Oturuyorlar ve çaylar geliyor. Erkeğin babası diyor ki, bu çayı tek şartla içerim, Allah&#8217;ın emri, peygamberin kavliyle kızınızı oğluma istiyorum. <img src='http://www.kaanfakili.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Kız babası da şaşırıyor tabii. Kız annesi ise hepten şaşkın. Biz de kızı bir şartla veririz, a bu kızınızı da bizim oğlumuza vereceksiniz. <img src='http://www.kaanfakili.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Neyse efendim öyle böyle derken Ahmet arkadaşının kızkardeşi ile, arkadaşı da Ahmet&#8217;in kız kardeşi ile evleniyor.</p>
<p>4. İşin en ilginç tarafı ne mi? Ahmet&#8217;in kızkardeşi Ankara&#8217;da okuyordu ya hani. Arkadaşının kızkardeşi de Ankara&#8217;da okuyor. <img src='http://www.kaanfakili.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Ve bu iki kız da sıra arkadaşı. <img src='http://www.kaanfakili.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  İsterseniz bir denklem kuralım.</p>
<p>Ahmet ( mühendis )                               Ahmet&#8217;in arkadaşının kız kardeşi ( mühendis )</p>
<p>Ahmet&#8217;in arkadaşı ( mühendis )      Ahmet&#8217;in kız kardeşi ( mühendis )</p>
<p>Aradaki evliliği düşünebiliyor musunuz? <img src='http://www.kaanfakili.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Bu bahsettiğim olay 10 yıla yakın bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşiyor. Şimdi mi ne yapıyorlar? Bu dört kişi aynı fabrikada, hemen hemen yakın birimlerde mühendis olarak çalışıyorlar&#8230;. Allah mutluluklarını daim etsin inşallah&#8230;</p>
<p>İşte evlilik denen hadise böyle kader kısmet olayı olsa gerek değil mi? Rabbim yazdığında onu bozmaya kimsenin gücü yetmiyor&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaanfakili.com.tr/kahve-bahane/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>sızı</title>
		<link>http://www.kaanfakili.com.tr/sizi/</link>
		<comments>http://www.kaanfakili.com.tr/sizi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Oct 2009 20:57:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kaan Fakılı</dc:creator>
				<category><![CDATA[nazmettim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaanfakili.com.tr/?p=826</guid>
		<description><![CDATA[<p>tarifi mümkün olmayan bir şehrin akşamında<br />
sırtıma yük olmuş bir gülümsemenin<br />
bencilliğini yaşıyorum</p>
<p>mutluluk dolu satırlardan sonra<br />
sisli gözlere bakmanın<br />
hüznünü yaşıyorum</p>
<p>bir görünüp bir kaybolan sis perdesi<br />
ruhumdan sıçrayan bir çocuk yüzü<br />
hissettiğini bilmeden çığlık atıyor<br />
ve sızı&#8230;</p>
<p><em>n. kaan fakılı ( 14.10.2009 )</em></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>tarifi mümkün olmayan bir şehrin akşamında<br />
sırtıma yük olmuş bir gülümsemenin<br />
bencilliğini yaşıyorum</p>
<p>mutluluk dolu satırlardan sonra<br />
sisli gözlere bakmanın<br />
hüznünü yaşıyorum</p>
<p>bir görünüp bir kaybolan sis perdesi<br />
ruhumdan sıçrayan bir çocuk yüzü<br />
hissettiğini bilmeden çığlık atıyor<br />
ve sızı&#8230;</p>
<p><em>n. kaan fakılı ( 14.10.2009 )</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaanfakili.com.tr/sizi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>aşk şeriatı</title>
		<link>http://www.kaanfakili.com.tr/ask-seriati/</link>
		<comments>http://www.kaanfakili.com.tr/ask-seriati/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2009 20:21:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kaan Fakılı</dc:creator>
				<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[40 kural]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk Şeriatı]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Akarsu]]></category>
		<category><![CDATA[Ella]]></category>
		<category><![CDATA[Ene’l Hak]]></category>
		<category><![CDATA[Hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[Hallac-ı Mansur]]></category>
		<category><![CDATA[Kâbe]]></category>
		<category><![CDATA[kırk kural]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[Marifet]]></category>
		<category><![CDATA[mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[rind]]></category>
		<category><![CDATA[Şems]]></category>
		<category><![CDATA[Şeriat]]></category>
		<category><![CDATA[sufi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarikat]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[tecelli]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus]]></category>
		<category><![CDATA[yunus emre]]></category>
		<category><![CDATA[Zahara]]></category>
		<category><![CDATA[zahid]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaanfakili.com.tr/?p=820</guid>
		<description><![CDATA[<p><img title="ask seriati" src="http://www.kaanfakili.com.tr/wp-content/uploads/2009/10/ask-seriati.jpg" alt="ask seriati" hspace="10" vspace="10" align="left" />Uzunca bir zaman sonra ilk defa, günlüğümde yayımlamak üzere <strong>Word</strong>’de bir yazı hazırlıyorum. İnternet bağlantım olmadığı için Word’e yazacağım ve internet kafeye gidip yayına vereceğim. Değişik bir duygu. Belki de yazdığım yazıyı dergiye teslim etme ciddiyetini hissediyorum şu an üzerimde.</p>
<p>Taşınmadan evvel bir çırpıda okuyup bitirdiğim <em><strong>“Aşk”</strong></em> romanı hakkındaki izlenimlerimi yazabilme saadetine ancak şimdi nail olabiliyorum. Ve bu güzel romanı artıları ve eksikleri ile sizlere anlatabilmek için güzel bir kompozisyon tasarlıyorum kafamda.</p>
<p>Öncelikle bu romanı, <strong>Mevlânâ</strong>’yı ve<strong> Şems</strong>’i tanıyan tanımayan herkes okuduğu için ve -<em>bu kelimeyi pek sevmem ama</em>- bestseller bir roman olduğu için çekine çekine okudum.  Çok okunan bir roman hep basit gelmiştir gözüme. Okunmak için yazılmış gibi gelmiştir. Ve bir de dost meclislerinde Aşk romanından çok basitçe bir övgü ile bahsedenleri gördükçe okuma isteğim daha da azalmıştır. Nitekim tüm basmakalıplıklarımı yıkıp okudum çok şükür…</p>
<p>Bu kitabın insanları neden bu kadar etkilediğini tahmin edebiliyorum aslında. İnsanın bürünmek istediği bütün kisvenin Şems’in karakterinde toplanması ve&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="ask seriati" src="http://www.kaanfakili.com.tr/wp-content/uploads/2009/10/ask-seriati.jpg" alt="ask seriati" hspace="10" vspace="10" align="left" />Uzunca bir zaman sonra ilk defa, günlüğümde yayımlamak üzere <strong>Word</strong>’de bir yazı hazırlıyorum. İnternet bağlantım olmadığı için Word’e yazacağım ve internet kafeye gidip yayına vereceğim. Değişik bir duygu. Belki de yazdığım yazıyı dergiye teslim etme ciddiyetini hissediyorum şu an üzerimde.</p>
<p>Taşınmadan evvel bir çırpıda okuyup bitirdiğim <em><strong>“Aşk”</strong></em> romanı hakkındaki izlenimlerimi yazabilme saadetine ancak şimdi nail olabiliyorum. Ve bu güzel romanı artıları ve eksikleri ile sizlere anlatabilmek için güzel bir kompozisyon tasarlıyorum kafamda.</p>
<p>Öncelikle bu romanı, <strong>Mevlânâ</strong>’yı ve<strong> Şems</strong>’i tanıyan tanımayan herkes okuduğu için ve -<em>bu kelimeyi pek sevmem ama</em>- bestseller bir roman olduğu için çekine çekine okudum.  Çok okunan bir roman hep basit gelmiştir gözüme. Okunmak için yazılmış gibi gelmiştir. Ve bir de dost meclislerinde Aşk romanından çok basitçe bir övgü ile bahsedenleri gördükçe okuma isteğim daha da azalmıştır. Nitekim tüm basmakalıplıklarımı yıkıp okudum çok şükür…</p>
<p>Bu kitabın insanları neden bu kadar etkilediğini tahmin edebiliyorum aslında. İnsanın bürünmek istediği bütün kisvenin Şems’in karakterinde toplanması ve bu kisvenin <strong>40 kural</strong> altında okuyucuya <strong>kişisel gelişim kitapları</strong>nı anımsatır şekilde aktarılması insanları çok etkilemiş olacak. Daha ziyade hepimizi.</p>
<p>Şems’in karakterindeki teslimiyetin büyük hazzı, dünyayı ve dünya saadetini boşvermişliği, <strong>Allah</strong>’a bir dosta güvenden daha fazla güvenmesi, doğaüstü güçlerini kullanarak insanların geçmişlerini okuyabilmesi ve ona göre konuşabilmesi ve bu daha önemli ki onun ten olarak, beden olarak biz insanlar gibi olması, yakışıklı ve çekici olması bizi bu roman karakteri ile iyice özdeşleştiriyor ki, siz Şems’e yukarıdan bakınca romandaki diğer insanlar gibi onu aşağılamıyor, sapıklıkla suçlamıyorsunuz. Çünkü siz Şems’in hareketlerinin altında yatan her davranışı biliyor ve haliyle onun yaptıklarının doğruluğundan hiç şek duymuyorsunuz. Onu için için taktir ediyor ve onun yerinde olabilmek için can atıyorsunuz. Çünkü siz de insanlardan çok çektiniz, insanlar zaman zaman sizin üzerinize geldi ve sizi bunalttı. Siz de bir Şems ve Mevlânâ edasıyla <strong>Allah’a teslim olma</strong>yı hep düşündünüz, insanlara aldırış etmeden yaşamayı yıllarca özlediniz.</p>
<p>Şems ile Mevlânâ’nın o eşsiz birlikteliklerini anlatan ender romanlardan bir tanesi ‘<strong>Aşk Şeriatı</strong>’. Onların vuslatından evvel birbirlerine nasıl ihtiyaç duyduklarını onların dilinden öğreniyorsunuz. İkisi de bir dost istiyor. Bir dostun aşkıyla kavrulmayı istiyor. Birisi yalnızlığını gidermek için dost istiyor, öteki bilgisini aktarmak için. Nihayet Allah onları bir yerde buluşturuyor.</p>
<p>Şems Mevlânâ’ya geliyor, 40 gün boyunca bir odaya çekiliyorlar. İşte genelde art niyetlilerin Mevlânâ ile Şems arasında bir ten ilişkisi olduğunu bu kırk günün neticesinde söylüyorlar. Onların kırk gün boyunca bir odaya kapanmasını bir başka türlü açıklıyorlar. <strong>Şafak </strong>ise kitabında bu kırk günün her bir gününde Şems’in kurallarından bir tanesini Mevlânâ’ya öğretmesi olarak insanlara aktarıyor sanki art niyetlilere bir ders verircesine.</p>
<p>Birlikteliklerinin birkaç yılında birbirlerine öyle aşkla bağlanıyorlar ki, artık tek kişi oluyorlar. Bir nevi vahdet yaşıyorlar. Ve bunu sık sık etraflarındaki art niyetli insanlara söylüyorlar: <em>“Onu inciten beni incitir, beni inciten ise onu…”</em></p>
<p>Kitabı okumadan kitaptaki aşk olgusunu tam olarak kavrayamayacaksınız belki ama yine de aşkın, kitabın ana unsuru olduğunu sık sık tekrar ettiriyor kahramanlarına, yazar. Benim için <strong>Kur’an</strong> yazılı bir kitap değildir, diyor Şems. Benim için <strong>Kur’an kâinattır </strong>diyor. Her yerde, her şeyde ben Kur’an’ı görürüm diyor. İşte bu yüzdendir ki hiç kimseye kötülükle bakamıyor. Tasavvuftaki <strong>tecelli </strong>insancı olsa gerek bu. Yaratılan her şeyin Allah’ın yansıması olduğunu düşünüyorlar. Allah’ın her an tecelli ettiğini, yansıdığını düşünüp her şeyi O olarak görüyorlar. İşte bundan değil mi ki <strong>Hallac-ı Mansur</strong> <strong>Ene’l Hak</strong> (Hak benim) diyor?  Ve onu anlamıyorlar, idam ediyorlar. Tıpkı Şems’i anlamayıp… Şems ile Mevlânâ’nın karşılaşması da kezâ böyle. Halkın anlamadığı aşikâr…</p>
<p>Sufiler bambaşka insanlar. Rindler, zahid değiller. Gönülleri Allah aşkıyla doludur. Onlar için Allah’ı sevmek cennetle mükafatlandırıldıkları için değildir. Onlar Allah’a aşık oldukları için severler. <strong>Yunus </strong>da böyle değil mi ki? “Cennet cennet dedikleri/Birkaç köşk ile birkaç huri /İsteyene ver sen anı/ Bana seni gerek seni”. Allah’a aşık olmak, evliya makamına çıkmak değil midir?</p>
<p>Hangimiz birilerini severken gerçek anlamıyla seviyoruz ki. Gerçekten sevmek istediğimiz için seviyoruz. Bizi tersleyen, bizi rezil eden birisini hangimiz vardır bir hikmeti deyip de seviyoruz ki? Ya da hangimiz aşka “senin beni sevdiğin için seni sevdim” diye imâlarda bulunup da aşkı basitleştirmiyoruz ki? Öyle değil midir dostlarım, siz söyleyin. Biz sevgimizi, aşkımızı karşılıklı çıkarlar uğruna vermiyor muyuz? Allah’a yaptığımız ibadetlerimiz, borçlarımız cennete girme isteğimizden değil mi? Bir cismani varlığa aşık oluyoruz, onun bir gülüşü ile hayat buluyoruz da bizim günde binlerce kez ritmik bir şekilde nefes almamızı sağlayan Allah’a neden bir Sufi saflığıyla aşık olamıyoruz?</p>
<p>Sufiler için dört makam vardır: <strong>Şeriat, Tarikat, Hakikat, Marifet</strong> kapıları. Diyor ki Şems bu kapılardan hangisine geçerseniz bir öncekinin yaptığından sorumlu değilsiniz. Gerçek aşk da zaten bu değil mi? Ya da gerçek ibadet. Siz her yattığınızda Allah’ı zikrediyorsanız namaz kılmaya ne hacet? Siz yediğiniz her lokmada Allah’ı zikrediyorsanız oruç tutmaya ne hacet? Siz her adım attığınızda Allah’ı zikrediyorsanız <strong>Kâbe</strong>’yi tavaf etmeye ne hacet. Rabbim de demiyor mu: “Ben dağları taşları yarattım, bir türlü sığamadım da şu insanın gönlüne sığdım.” diye. Biz, hepimiz Allah’ı içimizde tutabilecek kadar büyük bir gönle sahibiz. Ancak Sufiler bu gönüllerini son demlerine kadar kullanabiliyorlar.  Bunun farkındalar. Biz ise Allah adını zikretmeye korkar olmuşuz.</p>
<p>Ve bize bir şeyleri daha öğretiyor bu Sufiler. Sadece kendine bakmayı. Yaşadığımız her şeyden sonra kendimize yönelmeyi ve kendimizi dinlemeyi. Kendini bilen insan, kendini dinleyen insan daima gerçekleri görür. Burada bir hikâye aktarmak istiyorum:</p>
<p><em>Dört tüccar, boş bir camide namaz kılıyorlarmış. Derken içeri müezzin girmiş. İlk tüccar duasını yarım bırakıp hemen sormuş: “Müezzin Efendi! Ezan okundu mu? Yoksa daha vaktimiz var mı?” </em></p>
<p><em>İkinci tacir dua etmeyi bırakıp, arkadaşına dönmüş: “Ya hu, duanı yarım bıraktın, niye konuştun? Şimdi namazın boşa gitti. Haydi, baştan başla bakalım!”</em></p>
<p><em>Bunu duyunca üçüncü tacir müdahale etmiş: “Yuh, salak, ne diye onu suçlarsın? Kendi namazına bakacaktın. Bak, seninki de boşa gitti.”<br />
Dördüncü tacir dayanamamış, kendi kendine mırıldanmış: “Bak şu akılsızlara! Üçü de namazlarını ziyan etti. Allah’ım sana şükürler olsun, beni faka bastırtmadın, onlar gibi şaşırtmadın.” </em></p>
<p><em>Sizce diyor Şems, bu dört tüccardan namazı heba olan varmı? Varsa hangisi ya da hangileri? </em></p>
<p><em>Kimisi hepsini suçlu buluyor, kimisi ilk üçünü vs. Bir Sufi de diyorki: “Şayet bu tacirlerin bir kabahati varsa, namazlarını kesip konuşmaları değil, esas kabahatleri kendi işlerine bakıp, ettikleri duanın hakikatine odaklanmak yerine, akıllarının başka yerde olması ve etrafta olan bitene takılmaları. <strong>Ama şimdi biz tutup da onları yargılarsak, aynı hatayı biz de yapmış oluruz.</strong>”</em></p>
<p>Yani ne olursak olalım, kendimize bakalım. Hatayı, kusuru kendi içimizde görelim…</p>
<p>Kitap hakkındaki olumsuz düşüncelerime gelince. Aslında çok daz fazla olumsuz bir düşünceye kapılmadım. Ancak çerçeve hikâyenin basitliği beni düşündürdü. Okuyan bilir, Aşk kitabı iki öyküden oluşuyor. Birisi Şems ile Mevlânâ’nın öyküsü diğeri de çerçeve, üst öykü olan Ella ile Zahara’nın öyküsü. İşte bu çerçeve öykünün kurgusunun basit olması ve bu iki kişinin aşkının Mevlânâ ile Şems’e benzetilmeye çalışılması romanın tadını kaçırıyor biraz da olsa. Şafak’ın Mahrem romanına bakarsanız aynı şekilde kurgulanmıştır. Günümüzde yaşanan olaylar ile bundan yıllar evvel yaşanan olayların paralelliğini tek bir roman içerisinde eritmiştir. Ama Ella’nın eşini ve çocuklarını terk edip Zahara’ya kaçmasını pek hazmedemiyorum ben. Hoş Mevlânâ da Şems geldiğinde çocuklarını ve eşini bırakıp sadece onunla ilgileniyor. Ama bu romana göre böyle tabii. Sizce bir insana çok fazla bağlanıp etrafında senin ağzından çıkan sözleri bekleyen onca insanları sensiz bırakmam reva mı? Belki de reva…</p>
<p>Kitapta çok fazla tensellik konusunda atıfta bulunulmuş. Belki <strong>Ella </strong>ve <strong>Zahara </strong>arasındaki tensellik bir noktaya kadar sindirilebiliyor ama Şems’ atfedilen tenselliği ben biraz basit buldum. Çünkü Şems’i hayal edişim daima yaşlı, tatlı bir insan yüzü idi. Şimdi ise rahmetli <strong>Barış Akarsu</strong> gibi birisini tahayyül ediyorum.</p>
<p>Kitaptaki bir diğer hususa gelince Mevlânâ’nın bulunduğu konum acaba gerçekten böyle mi? Mevlânâ toy bir insan mı ki Şems gelince gerçekten Mevlânâ olabildi? Mevlânâ gerçekten bu kadar insani miydi davranışları ile… Kim bilir…</p>
<p>Meraklısına ise <a href="http://zehrasunay.wordpress.com/2009/05/11/semsin-40-kurali/">aşkın kırk kuralı</a>&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaanfakili.com.tr/ask-seriati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>sancı çekmeden doğum olmaz*</title>
		<link>http://www.kaanfakili.com.tr/sanci-cekmeden-dogum-olmaz/</link>
		<comments>http://www.kaanfakili.com.tr/sanci-cekmeden-dogum-olmaz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Sep 2009 18:14:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kaan Fakılı</dc:creator>
				<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[sevgili günlük]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[elif şafak]]></category>
		<category><![CDATA[Irvan Yalom]]></category>
		<category><![CDATA[kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Nietzsche Ağladığında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaanfakili.com.tr/?p=818</guid>
		<description><![CDATA[<p>Yatağıma uzanmıştım. Odanın hafif serinliğini üzerime aldığım cankurtaran<em>(Bir arkadaşla birlikte vermiştik bu hırkaya bu ismi. Zamanında çalıştığım bir işyerinde aniden gelen üşümelere merhem olsun diye askıda asılı dururdu. Ve üşüdükçe giyerdik onu.) </em>sayesinde bertaraf ediyordum. Bir yandan akşam yemeğini hazmetmeye çalışırken bir yandan kitap okuyor ve bir yandan da sıcak sıcak gelecek çayı bekliyordum. Ne de olsa<em> akşam yemeğinden sonra çay gibisi yok </em>değil mi? Kimileri der ya: <em>İster fakir ol, ister fukara. Her yemekten sonra yak bir cigara! </em>Benim cigaram da çayım olsa gerek!</p>
<p>Daha yeni bitirdiğim kitabın etkisini üzerimden atamadan yeni bir kitaba başladım. Artık hız kesmek yok,  romanların dünyasından düşmek yok, dedim kendi kendime. Ve birini bitirdiğim an diğerinden birkaç sayfa okumadan bırakmadım.</p>
<p><a href="http://www.kaanfakili.com.tr/nietzsche-mutluluk-icin-iman-edin/" target="_blank"><strong>Nietzsche Ağladığında</strong></a>&#8216;yı okudum. Bitti. Ve şimdi listemdeki kitaplardan <strong>Aşk</strong> romanına başladım. <strong>Elif Şafak</strong>&#8216;ın o dillerden düşmeyen (bestseller) romanı, <em><strong>Aşk</strong></em>.</p>
<p>Kendimdeki bir özelliği çok severim: İki şey arasında bağ kurmak, iki şeyi mukayese etmek. Mukayese, işi güzellik kötülük gibi nitelik&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yatağıma uzanmıştım. Odanın hafif serinliğini üzerime aldığım cankurtaran<em>(Bir arkadaşla birlikte vermiştik bu hırkaya bu ismi. Zamanında çalıştığım bir işyerinde aniden gelen üşümelere merhem olsun diye askıda asılı dururdu. Ve üşüdükçe giyerdik onu.) </em>sayesinde bertaraf ediyordum. Bir yandan akşam yemeğini hazmetmeye çalışırken bir yandan kitap okuyor ve bir yandan da sıcak sıcak gelecek çayı bekliyordum. Ne de olsa<em> akşam yemeğinden sonra çay gibisi yok </em>değil mi? Kimileri der ya: <em>İster fakir ol, ister fukara. Her yemekten sonra yak bir cigara! </em>Benim cigaram da çayım olsa gerek!</p>
<p>Daha yeni bitirdiğim kitabın etkisini üzerimden atamadan yeni bir kitaba başladım. Artık hız kesmek yok,  romanların dünyasından düşmek yok, dedim kendi kendime. Ve birini bitirdiğim an diğerinden birkaç sayfa okumadan bırakmadım.</p>
<p><a href="http://www.kaanfakili.com.tr/nietzsche-mutluluk-icin-iman-edin/" target="_blank"><strong>Nietzsche Ağladığında</strong></a>&#8216;yı okudum. Bitti. Ve şimdi listemdeki kitaplardan <strong>Aşk</strong> romanına başladım. <strong>Elif Şafak</strong>&#8216;ın o dillerden düşmeyen (bestseller) romanı, <em><strong>Aşk</strong></em>.</p>
<p>Kendimdeki bir özelliği çok severim: İki şey arasında bağ kurmak, iki şeyi mukayese etmek. Mukayese, işi güzellik kötülük gibi nitelik bakımdan karşılaştırmaktan ziyade arasındaki benzerliği bulmaya dayanıyor bendeki anlamıyla.</p>
<p>Eğer okuduysanız ya da biraz internette dolaştıysanız sık sık rastlamışsınızdır Aşk romanının konusuna. <strong>Şems&#8217;</strong>i anlatıyor roman. Şems&#8217;in <strong>Mevlânâ </strong>ile buluşmasını. Ve 40 kuraldan bahsediyor. <strong>GÖNLÜ GENİŞ VE RUHU GEZGİN SUFİ MEŞREPLERİN KIRK KURALI.</strong></p>
<p>On birinci kural: <span style="color: #ff0000;"><strong><em>Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni ve taptaze bir &#8220;sen&#8221; zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir. </em></strong></span> (Aşk, sayfa: 117)</p>
<p>Şems&#8217;in kırk kuralından on birincisi buydu. Nietzsche ise geçirdiği krizlerin, günlerce yataktan çıkmamasının sonucu olarak eserlerini gösteriyor. Ya da <strong>Irvan Yalom</strong> öyle söyletiyor Nietzsche&#8217;ye.</p>
<p>Bu iki kitap arasındaki benzerlik dikkatimi çekti. İki kitapta da arka arkaya, güzellik bekliyorsak zorluklara katlanmamız gerektiğine vurgu yapıyor. Aslında biraz sorgulayıcı olduğumda vardığım sonuç aymazlıktan kurtulmak gibi gözükse de pek öyle değil.  Çünkü oradan bağlantı kurduğum bir şey de beni öylesine memnun ediyor ki&#8230;</p>
<p>Bu iki kitabın yazarı da önce kahramanlarına acı çektiriyorlar. Bir tanesinin yazarı kahramanına,<em> acıyı çek ki sonunda güzel bir şey üret</em> diyor. Eserlerini yazmanı çektiğin acılara bağla diyor. Diğer kitabın yazarı ise acıyı, <em>sıkıntıyı çek ki sonunda rahata er</em>. Sen kâmil insan olma yolundasın. Ölmeden önce öldün. Allah yolunda acıyı çek, ilmini ona aktar ve sonra Allah&#8217;a kavuş. Sonsuz mutluluğu tat diyor.</p>
<p>Ve bir kitabın yazarı da bize sık sık diyor ki, acı çekmesi gerekene acıyı veririm. O acıyı çeker. Ama her şeyin sonunda mükâfat vardır. Her şeyin ama her şeyin sonu mutluluktur. Mutluluğu bu dünyada da tadabilirsin, başka bir dünyada da. Ama unutma ki, onu sana vereceğim. İşte bunu söyleyen de diğer kitapların yazarı gibi sanki kendi yazdığı bir romanda kahraman olarak bizi seçmiş. Bildiniz mi?</p>
<p>O kitabın adı, <span style="color: #ff0000;"><strong>Kur&#8217;an-ı Kerim</strong></span>. Yazarı mı?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaanfakili.com.tr/sanci-cekmeden-dogum-olmaz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>bayramlar bayram ola</title>
		<link>http://www.kaanfakili.com.tr/bayramlar-bayram-ola/</link>
		<comments>http://www.kaanfakili.com.tr/bayramlar-bayram-ola/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Sep 2009 09:23:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kaan Fakılı</dc:creator>
				<category><![CDATA[sevgili günlük]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[bayram kutlaması]]></category>
		<category><![CDATA[bayram şekeri]]></category>
		<category><![CDATA[bayramın anlamı]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[şeker bayramı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaanfakili.com.tr/?p=814</guid>
		<description><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="seker" src="http://www.kaanfakili.com.tr/wp-content/uploads/2009/09/seker.jpg" alt="seker" align="center" /></p>
<p>Son günlerde yazma konusunda çok fazla sıkıntı duymuyorum. Kanımca bu aldığım bir kararın neticesinde oldu. Herhangi bir yerde oturmuş düşünürken aklıma onlarca fikir ve bundan daha güzeli de onlarca söz geliyor. Ve hepsi zihnimden zaman içerisinde silinip gidiyor. Ben de bunları yabana atmamak için her ne kadar teknolojiye karşı olsam da telefonu çıkarıyorum ve notlar bölümüne kaydediyorum. Böylece eve gelip bilgisayar başına oturduğumda yazacak konu sıkıntısı çekmiyorum.</p>
<p>Benim nasıl yazdığımı bilseniz bu tarz küçük olayların benim için çok önemli olduğunu siz de düşünürdünüz. Benim için ufak bir söz bile sayfalar tutacak bir yazının tetikleyicisi olabiliyor.</p>
<p>Herkes gibi oturup <strong>Ramazan Bayramı</strong> mı yoksa <strong>Şeker Bayramı</strong> mı münakaşasına girmeyeceğim. Bayram olsun da isterse <strong>resmî bayram</strong> olsun. <img src='http://www.kaanfakili.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Her bayram öncesinde bayramların artık <strong>eski bayramlar </strong>olmadığını söyler dururuz. <em>Peki neden bayramlar eski bayramlar değildir?</em></p>
<p>Hayatta her şey değişir. Değişmeyen tek şey değişimin olduğu gerçeğidir. A, değişmeyen bir şey var ki o da bu söz. Yediğimiz yemekten tutun da giyim tarzımıza&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="seker" src="http://www.kaanfakili.com.tr/wp-content/uploads/2009/09/seker.jpg" alt="seker" align="center" /></p>
<p>Son günlerde yazma konusunda çok fazla sıkıntı duymuyorum. Kanımca bu aldığım bir kararın neticesinde oldu. Herhangi bir yerde oturmuş düşünürken aklıma onlarca fikir ve bundan daha güzeli de onlarca söz geliyor. Ve hepsi zihnimden zaman içerisinde silinip gidiyor. Ben de bunları yabana atmamak için her ne kadar teknolojiye karşı olsam da telefonu çıkarıyorum ve notlar bölümüne kaydediyorum. Böylece eve gelip bilgisayar başına oturduğumda yazacak konu sıkıntısı çekmiyorum.</p>
<p>Benim nasıl yazdığımı bilseniz bu tarz küçük olayların benim için çok önemli olduğunu siz de düşünürdünüz. Benim için ufak bir söz bile sayfalar tutacak bir yazının tetikleyicisi olabiliyor.</p>
<p>Herkes gibi oturup <strong>Ramazan Bayramı</strong> mı yoksa <strong>Şeker Bayramı</strong> mı münakaşasına girmeyeceğim. Bayram olsun da isterse <strong>resmî bayram</strong> olsun. <img src='http://www.kaanfakili.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Her bayram öncesinde bayramların artık <strong>eski bayramlar </strong>olmadığını söyler dururuz. <em>Peki neden bayramlar eski bayramlar değildir?</em></p>
<p>Hayatta her şey değişir. Değişmeyen tek şey değişimin olduğu gerçeğidir. A, değişmeyen bir şey var ki o da bu söz. Yediğimiz yemekten tutun da giyim tarzımıza kadar sürekli bir değişim içerisine giriyoruz. Kullandığımız alet edavatlar değişiyor, insanların birbirine olan ihtiyaçları değişiyor vs. vs.</p>
<p>Dün akşam bir abimle sohbet ederken -kendisi hiç bilgisayar kullanmayan birisi- bana şunları söyledi: <strong><em>&#8220;Kaan&#8217;ım, eskiden kadınlar bile birbirlerine gider dantel örnekleri, fiskos örnekleri alırdı. Şimdi ise açıyorlar interneti oradan bakıyorlar, yapıyorlar, satıyorlar. Ne sosyallik kalıyor, ne etkileşim. Evet, bir kolaylık oldu bu. Ama ekranın o soğukluğu insanın içini ısıtamıyor artık.&#8221;</em></strong></p>
<p>Belki de internette <strong>sosyal ağ siteleri</strong> ile daha fazla sosyalleştiğimizi düşünüyoruz ama yanılıyor muyuz dersiniz? Sosyalleşmenin internetten sürüsüne bereket arkadaş edinmek, hem de ne tesadüfse iş çevremizle alâkalı bir çevre edinmek olduğunu kim iddia edebilir ki?</p>
<p>Neyse konuyu fazla dağıtmayalım derim ben. Bayramlar neden eski bayramlar değil biliyor musunuz? İsterseniz listeleyelim:</p>
<p>- Bilgisayar gibi insanın vaktini çalan bir alet girdi aramıza. Birbirimizle iletişimimizde soğuk ekranlar arkasına saklanmaya başladık. Ne seslerimizi duyabiliyoruz ne de mimiklerimizi görebiliyoruz&#8230;</p>
<p>- Alım gücümüz arttı. Eskiden bayramlık almaya çıkardık pazarlara. Mağaza bilmezdik. Gider en pazarından bir pazara. Paramız yettiğince alışveriş yapardık. Bize düşen bir tek pantolonun ve gömleğin rengini seçmekti. Model mi? Peh&#8230; O ufacık şeylere sevinmeyi bilirdik biz.</p>
<p>- Ve son varsayımım. &#8220;Biz büyüdük ve kirlendi dünya.&#8221; Aslında bizim için kirlendi. Kafamızda o kadar meşgale var ki. Bayramda bile onları düşünür olduk. Oysa kapınıza şeker toplamaya gelen bir çocuğa sorun, size bayramlar hakkında onlarca güzel şey söyleyebilir. Kalbi küt küt atıyordur o çocuğun.</p>
<p>Neyse, gerçekten ama gerçekten bu bayramı en güzel şekilde kutlamanızı istiyorum. Sanki bayramdan sonra artık bir daha bayram olmayacak gibi tüm sevdiklerinizle beraber.</p>
<p><span style="color: #000080;"><strong>Bayramınız bayram ola&#8230;</strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaanfakili.com.tr/bayramlar-bayram-ola/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
