Yıllardır üzerinde yaşadığımız cennet vatanımızın jeolojik önemini papağan gibi tekrarlar dururuz. İki kıta arasında köprü olduğunu falan filan işte. Ancak bu vatanın kültürel güzelliklerini nedense sadece işimize geldiğimiz zaman, reklâm malzemesi yapmak istediğimiz zaman fark ederiz. Oysa tam bir kültür deryası üzerinde oturduğumuzu, bu kültür deryasından faydalanmamız gerektiğini düşünüyorum. İnsan ruhuna dinginlik veren, insan ruhunu coşturan vs. her duygunun bir karşılığı var bizim dünyamızda.
Türkülerden bahsetmek istiyorum aslında. O kültürümüzün özünü yansıtan türküler. Türkülerin diğer müzik türlerinden ayrılan bir yönü var: Yaşanmış olmaları. O ezgilerini, sözlerini, her notasını bir yaşanmışlıktan almışlar. Her yöremizin, her türden insanın yaşadığı her hissi yansıtan türkülerimiz. İşte biz bu türkülerimizin farkında değiliz aslında. Popüler bir kültürün peşinde sürüklenip duruyoruz. Oysa öyle güzel türkülerimiz var ki…
Bilinmeyen türkülerimizi bizlere hatırlatma açısından televizyon dizilerinin yerini yadırgayamayız. Günümüz dizilerinden birçoğu batı özentisi diziler olsa da içlerinden birkaç diziyi istisna tutarak bu tezimi doğrulamak istiyorum. Bundan bir iki sene evvel Kurtlar Vadisi dizisinde meşhur olmadı mı Asiye türküsü? Ya da Elif şarkısı ?
Dün akşam 7 Numara dizisinin 81. bölümünü izlerken bir iki güzel türkü ile karşılaştım. O kadar çok hoşuma gitti ki, hemen youtube’den türküleri bulmaya çalıştım. Buldum ve tekrar tekrar dinledim. Bunlardan birisi “Madımak Oylum Oylum”. Türkü Sivas yöresine ait. Bir diğer türkü ise “Bastım da Kırıldı İğdenin Dalı“. Bu türkü de bizim memleket olan Yozgat yöresine ait…
Madımak Oylum Oylum
(more…)
Yazar: Kaan Fakılı |
2 ahkâm kesilmiş »

Farklı şehirlerden, farklı kültürlerden ve farklı yaşam tarzlarından kopup, İstanbul’a üniversite okumaya gelen 6 gencin öyküsü bu. Yok yok, sadece 6 gencin öyküsü mü? Bu 6 genci kendi evlatları gibi bağrına basan, onlara bir ana şevkati ile yaklaşan bir kadının ve onun kocasının da öyküsü değil mi? Ya beş çocuk annesi, erkekler tarafından sürekli kandırılan, hor görülen bir dul kadının öyküsü değil mi? Bu öykü, bu dizi içerisinde ufak bir karede gözükecek kadar o diziye ait olanların öyküsü…
Yıllar önce girdiler yaşamımıza bu 6 üniversiteli genç. Birbirlerinden habersiz İstanbul‘a geldiler üniversite okumaya. Kimisi çevre mühendisliği okumak için, kimisi jeodezi ve fototogrometri(?
) okumak için geldi İstanbul’a, kimisi de matematik okumak için… Her biri bir yappozun ayrı parçalarıydı. 7 numara çatısına geldiler yappoz tamamlandı. Ve bize de bir araya gelmesi imkânsız bu yappoz parçalarının nasıl bir araya geldiğini gösterdiler. Hüzün içinde mutluluğu yaşattılar bize. Mutluluk içinde de hüznü. Zıtlıkları bize sevgi ile gösterdiler. Zıtlıkların nasıl bir arada yaşanacağını…
Yıllar oldu bu dizi biteli. Ben lise 1′deyken izlerdim her hafta pazartesi akşamları. Şimdi üniversite bitti, hâlen bilgisayarımdan açıp açıp izliyorum bu diziyi. Neydi bu dizide bizi çeken acaba? Neydi izlediğimizde sürekli tebesüm ettiren bizi… Sanırım en önemli ayrıntısı, doğallığıydı. Yaşanılabilirliğiydi. Hattâ hepimiz bir parçasını, belki de tamamını yaşıyorduk orada yaşanılanların. Neyse, o zamandan bu zamana değişen tek şey benim hayatımdı. 7 Numara’ya ait hiçbir şey değişmedi bende. O dizi hep benim en sevdiğim dizimdi. Hep de öyle kalacak. Biraz diziden bahsetmek istiyorum size… (more…)
Yazar: Kaan Fakılı |
5 ahkâm kesilmiş »