Kaan Fakılı
  • anasayfa
  • kim bu kaan?
  • bana ulaşın
  • takip ettiklerim
  • ziyaretçi defteri
  • projeler

Hâsılım yoh ser-i kûyunda belâdan gayrı
Garazım yoh reh-i aşkında fenâdan gayrı (Fuzûlî)
Rss Aboneliği
Rss Nedir
Ağu
14

stranger than fiction’dan hareketle birkaç kelâm

Kategori: sevgili günlük, sinema | 3 ahkâm kesilmiş

stranger than fiction

İki gündür bilgisayar başında yazı yazmak dışında pek bir işim olmadığından internet bağlantısını sonuna kadar kullanarak birkaç film indireyim dedim. En azından canım sıkıldığında seyrediyorum, güzel oluyor. 2 gündür üç tane film indirmişim. Bunlardan ilki Erhan‘ın tavsiyesi ile indirdiğim Never Back Down‘dı. Film güzel hoş, gerçekten vurdulu kırdılı bir şeyler izlemek isteyenler için ideal bir film. Ancak ben biraz daha psikolojik, kurgusu biraz daha karmaşık filmler izlemeyi seven birisi olduğum için pek hoşuma gitmedi doğrusu. İndirdiğim ikinci film ise bugün izlediğim Stranger Than Fiction idi. Google‘da aradım ancak Türkçe çeviri adına rastlamadım. Pek de bir önemi yok zaten.

Son zamanlarda izlediğim güzel filmlerden bir tanesi. Bu filme de geçen gece Barış’ın şurada yaptığı tanıtım sayfasından ulaştım ve indirdim. Belki Barış‘ın üslûbundan etkilendiğimden midir (çok saçma bir kurgu hikâyesi var demiş) nedir bilemiyorum ancak filmi izlemeye biraz önyargı ile başladım. Ancak filmi bitirip, film oynatıcıyı kapattığımda bir daha önyargılı davranmamak konusunda kendime sıkı bir telkinde bulundum.

Stranger Than Fiction, son zamanlarda izlediğim filmler arasında kurgusu en iyi olan film diyebilirim. Yani hikâyesi. Hikâye aslında basit gibi duruyor ancak yönetmenin hikâyeyi böylesine güzel işlemesine şaşırdım ben. Aslında filmin başlangıcında bizim ana karakterin sıradan birisi olması bana American Beauty filmini çağrıştırdı hemen. O filmde de başına türlü olaylar gelecek olan baba filmin başında sıradan birisiydi. İşte bizim ilgili filmimizde bu adamın başına garip olaylar geliyor ve bir gün bakıyor, kendisini bir romanın ana karakteri olduğunu fark ediyor. Film de zaten burada başlıyor ve sürpriz gelişmelerle devam ediyor.

Aslında ben bu yazıyı filmi tanıtmak amacıyla yazmak istemediğim için filmle ilgili pek bir şey anlatmayacağım size. Ben yine filmi izlerken filmin bana çağrıştırdıklarından bahsedeceğim size. Durmuyor bir türlü beynim ve ruhum, sürekli bir devinim içerisinde. Düşünüyor, hissediyor. Sürekli gördüğü, izlediği şeylerden yeni yeni kurgular üretiyor. İzlediği şeyleri hayatına adapte ediyor vs.

Bir gün birisi çıkıp size, hayatınızı değiştirmenizin kendi elinizde olduğunu söylese ne yapardınız? Hayatınızın bir roman olduğunu, sizin de bu romanda ana karakter olduğunuzu söylese, romanınızı sizin yazmanızı istese neler yazardınız acaba? Ya da hangi romanın ana karakteri olmak isterdiniz?

Filmi izlerken hayatımızın aslında bir roman olduğunu düşündüm ben. Belki saçma gelecektir size, ancak ben öyle düşündüm. Ya da öyle inanmak istediğim için düşündüm. Belki de gerçek hayattan biraz olsun uzaklaşıp, kurgu dünyasında yaşamak istediğim için ya da hayatımda değişiklik istediğim için istemişimdir bunu değil mi?

Filmlerde gördüğüm birçok şeye özenen birisiyim ben. Mesela bu filmde adamın tek hayali bir gitar alıp onu çalmaktır. Ben de bir aralar keman çalmaya heveslenmiştim. Gittim Çin malı bir keman aldım, birkaç da nota öğrendim ve bir iki parçayı acemice çalar hâle geldim. İşte bu filmdeki adamı izleyince yarın kemanı kutusundan tekrar çıkarıp çalsam mı diye düşündüm uzun uzun… Belki de güzel fikirdir ne dersiniz? Kemanın ve ney’in diğer müzik aletlerinden ayrı bir yeri vardır benim için. Onları özel bir müzik aleti olarak görürüm. Belki de müzik aleti değil de, bir insan olarak görürüm onları. Ney’in tasavvuftaki yerini bilmeyen yoktur sanırım. Mevlânâ der ya, bu ney kamışlıktan koparıldığı için, sürekli kamışlığa bir özlem duyar ve ondan böyle sürekli feryat figan eder. Ve arkasından ekler, biz insanlar da Allah’tan koptuğumuz, dünyaya geldiğimiz için sürekli bir ıstırap içerisindeyiz. Ne zaman ki ona döneriz, yani vahdet-i vücûda kavuşuruz, o zaman mutlu oluruz. O zaman bir oluruz, o zaman tam oluruz.

Peki ya keman? Kemanın tarihi hakkında pek bir fikrim yok. Ancak onun da sesinin ney gibi insanın koparılmışlığını, feryadını dile getirdiğini düşünüyorum. Belki söyleyemediklerimizi, yazamadıklarımızı bu iki elçi aracılığıyla söyleriz değil mi? Suskunluğumuzu belki bu iki elçi bozar. Yüreğimizin en derinine hapsettiğimiz, üzerine kırk kilit vurduğumuz duygularımızı bu iki elçi gün ışığına çıkarır değil mi?

“İki müzik aletinden bu kadar hüner beklemek biraz saçmalıktır. ” Belki marksist, maddeci birisi olsam ben de böyle düşünürdüm. Ancak hayatı mânâ olarak gördüğüm için bana pek de öyle gelmiyor. Eğer bizde Allah’ın ruhundan bir ruh varsa, bize de kendi sıfatlarından üflemişse bizde de bir mânâ var demektir. Belki de Hallac-ı Mansur işte bu mânâyı keşfettiği için “En-el Hak” demiştir. Belki de biz ya da onu astıran kimseler anlamamıştır onun ne kadar mânâda gizli bir insan olduğunu değil mi?

Keşke şu bizi hayata tek yönlü bakmaya sevkeden at gözlüklerimizi çıkartabilsek. Keşke hissettiklerimize, düşündüklerimize ve yaşadıklarımıza 360 derece bakabilsek. Keşke her insanı anlayabilsek. Keşke empati denen kelimeyi gerekli kılan tüm unsurlar ortadan kalsak da birbirimizi anlayabilsek…

Bu yazıda da yine bir yerden girdim bir yerden çıktım. Beni affedin ne olur. Aklıma bir şey geldi mi yazmazsam bir daha yazamıyorum. En azından bu aklıma gelenleri kontrollü bir şekilde yazmayı öğrenene kadar beni affedin.

Selametle.

bişnev in ney çün hikâyet mîküned
ez cüdâyîhâ şikâyet mîküned

dinle, bu ney neler hikâyet eder,
ayrılıklardan nasıl şikâyet eder.

Yazar: Kaan Fakılı | 3 ahkâm kesilmiş »

Ağu
08

yeni temam ve eksiklikler

Kategori: sevgili günlük | 13 ahkâm kesilmiş

Aslında uzun bir süre önce şu yazıda Ankara‘dan biraz uzaklaşmak istediğimi, biraz kafa dinlemek istediğimi söyleyerek sahalardan uzak kalacağımın sinyalini vermiştim. Birkaç günlüğüne Ankara‘ya yakın bir ilde biraz gezdim, tozdum. Tebdil-i mekânda rahatlık vardır derler ya, aslında pek de öyle değilmiş, onu anladım. Tebdil ettirdiğiniz eğer bedeniniz ise sizde pek bir değişiklik vaki olmuyor. İllâ ki ruhunuzu tebdil ettirmelisiniz. Biz de onu becerebilecek olgunlukta olmadığımızdan yaptığımız tebdil biraz hüsranla sonuçlandı. Nitekim Ankara’ya geldikten sonra da kaçışım devam etti. Neyse, bu konuda ve aklıma şu an gelmeyen onlarca konuda ileriki günlerde bir şeyler yazacağım. Bu yazıda ise günlüğümün arayüzünü/temasını değiştirdiğimi bildirmek niyetindeyim ve aklımda olan eksiklikleri saymak istiyorum.

Yeni arayüzü yapma fikri epey bir süre evvel oluştu bende. Eski arayüz ile oynarken artık sıkıldığımı ve değişiklik yapmak istediğimi fark ettim. Önceki arayüz  grafik tabanlı bir arayüz olmadığı için üzerine işlediğim grafikler epey sırıtıyordu. Ben burada fazlayım ağabey, diyordu adeta. Ben de bir iki hafta gibi bir süre acaba ne yapayım diye düşünürken sağ olsun Cafer, bana bir arayüz tasarladı ve psd’sini verdi. Ben de daha evvel hiç psd’den Wordpress‘e aktarım yapmadığım için epeyce zorlanacağımı biliyordum ve kolları sıvadım, çalışmalara başladım. Bu çalışmalara başlamadan evvel sağ olsun Erhan, Hüseyin ve Eburhan‘dan birkaç tavsiye aldım, sordum soruşturdum. Bu psd’yi birkaç farklı temaya oturtmaya çalıştım ancak üst menüler beni deli etti ve bir türlü beceremedim. Ben de madem tema siteye uymuyor, siteyi temaya uydurayım dedim ve başladım benim psd’ye göre bir tema aramaya. Nihayetinde times ricer‘den evvel kullandığım ve Eches.Net tarafından yapılan O2 arayüzünü temel alarak yeni temamı oluşturdum. Bir hafta gibi bir sürede epey bir geliştirdim, bir yandan da CSS öğrendim durdum. :)

Nihayet bu uzun çalışmalar neticesinde şu anki temama kavuştum. Ancak temada birçok eksiklik var. Onlara da değineceğim. Bu temayı yaparken söylemeliyim ki en çok zorlandığım şey şu yazı tipi oldu. Bu temanın mevcut yazı tipi biraz ufak kalıyordu. Bir de times ricer‘den dolayı büyük yazı karakterlerine alışkın olduğum için, küçük yazı tipleri gözüme pek kötü geldi. Neyse K2 arayüzünün yazı tipi hoşuma gidiyordu ancak o da ufaktı. Allem ettim, kallem ettim sonunda bu yazı tipinde karar kıldım. Şu an bile hatırlamıyorum hangi yazı tipinde olduğunu, ancak okuyucular eğer “değiştir, değiştir, değiştir” nidaları ile beynimin etciklerini kemirirse neden değiştirmeyim değil mi?

Temanın yorum kısmı şu an için beni pek tatmin etmiyor. Gravatar özelliği ekleyeceğim. Bir de yorumlara sıra numarası vereceğim ama beceremedim. CSS‘den dolayı olmadı, adım gibi biliyorum. İlk işlerim bu bölümler ile uğraşmak olacak, emin olabilirsiniz.

Siz de fark etmişsinizdir, henüz bir arama kutucuğu yok. :) Cafer‘in yaptığı arayüzde arama kutusu şu yukarıdaki rss ve rss nedir simgelerinin hemen üzerinde. Ancak biraz görsel olduğu için tam oturtamadım oraya. Bunu da mutlaka yapacağım, meret deli ediyor beni.

Son günlerin en gözde özelliği olan, hani şu milletin web 2.0 yok 3.0 falan dedikleri şey olan Twitter‘ı ben de kullanmaya karar verdim. Malûm times ricer‘i kullanırken “mini post” eklentisi kullanıyordum ve yazdığım ufak şeyleri oradan paylaşıyordum. Şimdilik Twitter kullanmaya karar verdim bunun yerine, ileride ne kullanırım pek bilmiyorum. Şimdilik yeteceğini düşünüyorum.

Resimli bağlantı kutularının güzel olduğunu düşünüyorum, ancak pek kimseye bağlantı vermediğim için ihtiyaç duymuyorum şu an. Ancak ileride belki o da olacaktır.

Söylemeyi unuttum, birçok sabit sayfa hazırlamam gerekiyor. Mesela reklâm sayfası. Kısmetse biraz para kazanalım değil mi? :) Bir de “rss nedir” sayfası, “projeler” sayfası falan yapmam gerekiyor. Yani anlayacağınız üzre biraz değişiklik istiyorum hayatımda ya hu. Çok şey mi istiyorum?

Podcast tarzı bir şeyler kurup yazılarımı şarkılarla süslemek istiyorum. Ha bir de abimin fotoğraf makinesini kaçırabildiğim zamanlarda da biraz fotoğraf çekip, yazılarımı kendi çektiğim fotoğraflarla süslemek istiyorum. Bu konuda Evren‘i tek geçerim, gerçekten başarılı işler çıkarıyor. Kıskanmıyor değilim onu. Başarılı birisi, bir edebiyatçı diye söylemiyorum, inanın. :)

Ha bir de, naçizane daha evvel güzel şiir okuduğum söylenirdi. Okulda birkaç şiir dinletisinde görev almıştım. Elhamdülillah hepsini de başarı ile yerine getirdim. Şimdi, eğer kendime uygun bir program bulabilirsem, hani şu mikrofona bir şeyler söylerken, patlayan sesler çıkarmayan, hışırtılar çıkarmayan bir program, işte o zaman güzel fonlarla güzel şiirler okuyacağım inşallah. Okuyacağım ilk şiir de Necip üstadımın “Kaldırımlar” şiir olacak, emin olun. Pek bir güzel geliyor bu ara kulağıma o şiir.

Yazacak o kadar çok şeyim var ki, inanın şimdi bunları böyle bir yazıda harcamak istemiyorum. Nasıl olsa yazacak çok vaktimiz olacak.

Bir şeyi öğrendim şu geçtiğimiz ay içerisinde. İnsan ne olursa olsun yaşamda kendisini dinç tutan o elektriği görmeli. Rabbimizin bizler için verdiğini görmeli ve her şeyi kendi lehine çevirmeli. Ne demişler: “Bizi öldürmeyen şey bizi güçlendirir.” değil mi? Yaradan yarattığı ile beraber, bunu hiç unutmayalım.

Son olarak da bizim gönül adamı Suskun‘un aktardığı ve Güher‘in günlüğünde paylaştığı şu güzel kıssayı okumanızı istiyorum. Ne hissedeceğinizi merak ediyorum doğrusu.

Hz. Aişe, Peygamberimizle (a.s.m.) yeni evlenmişti. Eşinin kendisini sevip sevmediğini; ne kadar ve nasıl sevdiğini merak etmekteydi. Hz. Aişe bu düşüncesini Peygamberimizle (a.s.m.) konuşmadan edemedi. “Ey Allah’ın Resulü, beni seviyor musun? “Peygamberimiz: Evet, ya Aişe, tabi seviyorum! dedi.” Hz. Aişe nasıl sevdiğini de merak ediyordu? Hemen sordu. “Beni nasıl seviyorsun?” Peygamberimiz sevgi şeklini tanımladı sevgili eşine: “Kördüğüm gibi“. Alacağı cevap onu çok mutlu ettiği için, Hz. Aişe validemiz Peygamberimize sık sık sorardı: “Ey Allah’ın Resulü, kördüğüm ne alemde?” Peygamberimiz, Hz. Aişe validemizi memnun eden cevabı verirdi her defasında: “ilk günkü gibi…“

Yaratıcımız, hepimizi sevdiğimize bir kördüğüm gibi bağlasın, onu da bize…

Yazar: Kaan Fakılı | 13 ahkâm kesilmiş »

Haz
15

2. türk ? yazarları ankara buluşması

Kategori: sevgili günlük | 12 ahkâm kesilmiş

Sanırım aklınıza ilk takılan başlıkta kullandığım soru işareti (?) olacaktır. Hemen size neden başlıkta “blog” kelimesi değil de ‘?’ni kullandığımı söylemek istiyorum. Bildiğiniz gibi “Türk “blog” yazarları” olarak daha evvel ilkini yaptığımız -şurada bahsettim- bugün ise ikincisini yaptığımız toplantımızda birkaç ana madde üzerinde görüşlerimizi belirtecektik. Bu maddelerden bir tanesi de daha evvel Erdem ile mütalaasını yaptığımız “blog” kelimesi yerine Türkçe bir kelime kullanmak ve bu “blog”larda Türkçe kullanımı ile ilgili noktalardı. Velev ki bu toplantıda bulunan hemen hemen herkes “blog” kelimesi yerine Türkçe bir kelime kullanma taraftarı olduğunu belirtti. Bu günden sonra da hangi kelimeyi kullanacağımıza dair çeşitli araştırmalar yapmaya başlayacağız. İşte ortak bir kelime belirlenene kadar “blog” kelimesi yerine elimden geldiğince hiçbir kelime kullanmamaya çalışacağım. O kelimeyi bulunca da sizlere duyuracağız inşallah.

“?” Yazarları Toplantısından Notlar

“Blog” Ödülleri

“Blog” ödülleri konusunda hemen hemen herkes, bu ödüllerin, böyle bir yarışmanın gerekliliğinden ancak uygulanış şeklindeki eksikliklerden söz etti. Oylamaların adaletsizliği, yeterince şeffaf olmayan oylamalar, oylamalarda eksik olan belirleyici kıstaslar gibi eksiklikler herkesin üzerinde mutabık kaldığı etkinliklerdi. Ayrıca bu organizasyonun ilk olması ve bundan dolayı da bu kadar eksikliğin olmasının normal olduğu üzerinde birleştik ve hoş görülü olmaya karar verdik. Kimseyi dövmeyeceğiz. :) Bildirdiğimiz görüşleri Erhan sağ olsun not aldı. Onları artık “Blog Ödülleri” yönetimine bildirecektir ve inşallah bildirilerimiz değerlendirilmeye alınacaktır.

Bilişim Hukuku

Bilişim hukuku günün önemli konularından bir tanesiydi. Erhan‘ın ön hazırlığı ile bizlere sunduğu bilişim kanunu gerçekten çok faydalı oldu. Bu konuda gerçekten bilgilenmiş olduk. Mesela her internet sitesinin bir iletişim sayfası, ad soyad gibi bilgilerinin olduğu bir iki sayfasının olmamasının suç olduğunu öğrendim. Bu konu hakkında ileride bir şeyler yazmayı planlıyorum. Teşekkürler Erhan.

Blogcuforum.Net

Gülşah isimli “blog” yazarının açtığı “blogcuforum.net“in birazcık tanıtımını yaptı. Ne yapmak istediğini, bugüne kadar ne yaptığını vs. anlattı. Biz de ona elimizden geldiğince destek verme kararı aldık. Ayrıca “blog” kelimesi yerine Türkçe bir isim bulduğumuzda yeni alan adını(domain) Erhan ben alacağım diye kendisine söz verdi. :)

“blog” Kelimesi Yerine Türkçe Bir Kelime Kullanılması ve Akabinde “blog”larda Türkçe Kullanımı

Bence bugün konuşulan ve bize bir şeyler ürettiren en önemli konu buydu. Çünkü herkes bu durumdan şikayetçi olsa da bireysel çözümler üretemediğimiz için gündeme oturan bir konu değildi. Ancak bugün herkes bu konudaki rahatsızlığını ve konunun önemini dile getirdiği için bir aşama katettiğimizi düşünüyorum. Bu konuda Erdem‘in kararlı tavrı benim dikkatimden kaçması. Sanırım buluşmaya gelenlerin de dikkatinden kaçmamıştır.

“Blog” kelimesinin yerine Türkçe bir kelime kullanma kararı aldık. Çünkü türeteceğimiz herhangi bir Türkçe kelime “blog” kelimesine nazaran kullanıcılara daha fazla şey hitap edecektir. Bununla birlikte dilimizin kimliğimiz olduğuna, kültürümüz olduğuna, milletimizin, varlığımızın teminatı olduğuna dair fikirlerimizi beyan ettik. Bizi diğer milletlerden ayıran en önemli özelliğin dil olduğunu söyledik. Buluşmamıza “Blog Yazarları” değil de “Türk Blog Yazarları” dediğimizin en önemli nedeninin “Türk” kelimesi olduğunu, bizi diğer milletlerden “Türk” kelimesinin ayırt ettiğini belirttik. “Türk”ün de en iyi ayırt edici özelliğinin dili olduğunu söyledik. İşte tüm bu sebeplerden dolayı “blog” kelimesine Türkçe bir karşılık aramaya başladık. Bulduğumuz karşılıklardan bir tanesini kararlaştırıp tüm “blog” yazarları olarak o kelimeyi kullanacağız.

Siz de “blog” kelimesine karşılık önermek istiyorsanız, bu iş için özellikle kurduğumuz şu internet sayfasına göz atabilir ve yorumda bulunabilirsiniz.

Bu yukarıda saydığım konuların dışında önemli önemsiz bir sürü konu konuştuk. Onlar benim şu an aklıma gelmiyor. Not alan, aklında olan arkadaşlar eminim ki yazacaklardır. Benim şimdiki yazacaklarım bu kadar. :)

Kendi günlüklerinde buluşmadan bahsedenler

Erkan Hirik, Gülşah, Erdem Çorapçıoğlu, Sanal Duvar, Ne Yazsak, Wp Türkiye, Barış Ünver, Hüseyin Mert

Yazar: Kaan Fakılı | 12 ahkâm kesilmiş »

Reklam Alanı Reklam Alanı
  • kategoriler

    • bilişim
    • denemeler
    • dil bilim
    • garnitür
    • kısa kısa
    • kitap
    • klasik türk edebiyatı
    • mühim meseleler
    • sevgili günlük
    • şiir
    • sinema
    • tasavvuf
    • türkçe
  • son yorumlar

    • somut ve soyut nedir; somutlama ve soyutlama nasıl yapılır  (34)
      nagehan aytekin, furkan, süleyman doğan, eda polat, ceylan, mustafa [...]
    • gözbebeğim  (2)
      Kaan Fakılı, nagehan aytekin
    • papa: kriz ilahi bir uyarı  (1)
      Fibonacci
    • üniversite mezunlarına sınav rehberi  (4)
      Yasemin ÖZBEK, duygu çelen, Yavuz Tanyeri, wireless
    • türkiye'de "edebiyat" mezunu olmak  (40)
      serap, faruk, Kaan Fakılı, Ahmet ÖZDEMİR, serap, özge yılmaz [...]
    • ama bağlacı ve kullanım yerleri  (2)
      irem, recep hilmi tufan
  • son yazılar

    • papa: kriz ilahi bir uyarı
    • gözbebeğim
    • 13 bin sözleşmeli öğretmen atanacak
    • üniversite mezunlarına sınav rehberi
    • latin1′den latin5′e geçiş
    • mevlânâ ve şeb-i arûs
    • dolmasından baklavasına bayram havası
    • iPhone nedir ne değildir
    • varil görevi görmeye son
    • edebyahu.com yenilendi
  • ekmek teknesi

    • çiçekçi
    • çiçek siparişi
    • Lida
    • metin2
    • oyun hileleri
    • fx15
    • youtube
    • Burun estetiği
    • plastik cerrahi
    • müzik indir
    • Firmalar
    • oyunlar
    • evden eve nakliyat
  • benden

    • edeb yâ hû edebiyat
    • anadilim türkçe
  • anlık takip

    © Kaan Fakılı