<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>n. kaan fakılı &#187; üzüntü</title>
	<atom:link href="http://www.kaanfakili.com.tr/etiket/uzuntu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kaanfakili.com.tr</link>
	<description>hüzün ki en ziyade yakışandır bize</description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Jul 2010 22:29:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>mutluluk bir varış değil yolculuktur</title>
		<link>http://www.kaanfakili.com.tr/mutluluk-bir-varis-degil-yolculuktur/</link>
		<comments>http://www.kaanfakili.com.tr/mutluluk-bir-varis-degil-yolculuktur/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 Nov 2008 22:14:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kaan Fakılı</dc:creator>
				<category><![CDATA[sevgili günlük]]></category>
		<category><![CDATA[12 tm b]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[düşün ve başar]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce gücü]]></category>
		<category><![CDATA[kaan öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[karamsarlık]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kızılay]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluğun sırrı]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[olumlu düşünme]]></category>
		<category><![CDATA[üzüntü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaanfakili.com.tr/?p=596</guid>
		<description><![CDATA[<p>Son günlerde yazdığım yazılara şöyle bir baktım da, sanırım istediğim <a href="http://www.kaanfakili.com.tr/etiket/gunluk" target="_blank"><strong>günlük </strong></a>formatına biraz daha ulaştım gibi geliyor. Hani daha fazla <strong>kişisel yazılar</strong>ın yer aldığı, günlük hayatta karşılaştığım durumları daha fazla aktardığım bir format. Her ne kadar son günlerde yazma işini iyice seyreltsem de yine de yazılarımın bu biçim(format) içinde olması beni sevindiriyor. İşte bundan hareketle acaba diyorum hayatımı mı arşivlesem? Günlük hayatta karşılaştığım önemli şeyleri değil de her şeyi ama her şeyi mi yazsam? Bunu zaman gösterecek artık değil mi?</p>
<p>2 haftadır yaşadığım yoğunluktan dolayı kişisel işlerime pek vakit ayıramıyorum. Şöyle gönlüm alabildiğince gezemiyorum mesela. Otübüse binip de <strong><a href="http://www.kaanfakili.com.tr/etiket/kizilay" target="_blank">Kızılay</a></strong>&#8216;da kitapçıları dolaşamıyorum. Her ne kadar bu durumdan şikayetçi gibi gözüksem de aslında memnunum hayatımdan. Yavaş yavaş okuluma uyum sağlamaya çalışıyor, öğrencilerimle diyaloglarımı biraz daha ilerletiyor ve tecrübeme tecrübe katmaya çalışıyorum. Bir süre sonra anlıyorum ki aslında benim hayatım bu imiş. Benin gönlümün alabildiği hunharca gezmek değil de öğrencilerle kaliteli,&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde yazdığım yazılara şöyle bir baktım da, sanırım istediğim <a href="http://www.kaanfakili.com.tr/etiket/gunluk" target="_blank"><strong>günlük </strong></a>formatına biraz daha ulaştım gibi geliyor. Hani daha fazla <strong>kişisel yazılar</strong>ın yer aldığı, günlük hayatta karşılaştığım durumları daha fazla aktardığım bir format. Her ne kadar son günlerde yazma işini iyice seyreltsem de yine de yazılarımın bu biçim(format) içinde olması beni sevindiriyor. İşte bundan hareketle acaba diyorum hayatımı mı arşivlesem? Günlük hayatta karşılaştığım önemli şeyleri değil de her şeyi ama her şeyi mi yazsam? Bunu zaman gösterecek artık değil mi?</p>
<p>2 haftadır yaşadığım yoğunluktan dolayı kişisel işlerime pek vakit ayıramıyorum. Şöyle gönlüm alabildiğince gezemiyorum mesela. Otübüse binip de <strong><a href="http://www.kaanfakili.com.tr/etiket/kizilay" target="_blank">Kızılay</a></strong>&#8216;da kitapçıları dolaşamıyorum. Her ne kadar bu durumdan şikayetçi gibi gözüksem de aslında memnunum hayatımdan. Yavaş yavaş okuluma uyum sağlamaya çalışıyor, öğrencilerimle diyaloglarımı biraz daha ilerletiyor ve tecrübeme tecrübe katmaya çalışıyorum. Bir süre sonra anlıyorum ki aslında benim hayatım bu imiş. Benin gönlümün alabildiği hunharca gezmek değil de öğrencilerle kaliteli, güzel diyaloglar geliştirerek onlara faydalı bir <strong>öğretmen</strong>, bir <strong>ağabey </strong>olabilmek&#8230;</p>
<p>İşte bu düşünceden hareketle bu hafta öğrencilerime biraz daha fazla yakın davranmaya çalıştım. Hattâ elimden geldiğince onların kişisel sorunlarını dinlemeye, onlara öğütler vermeden, kendi hayatımdan kesintiler anlatarak onlara yön göstermeye çalıştım. Bunda ne kadar başarılı olduğumu şu an tam olarak kestirmek mümkün değil belki ama yine de içimin rahatlığı, huzuru doğru şeyler yaptığımı hissettiriyor bana. Bir de şu husus var ki, öğrencilerimin günlüğünü rahatlıkla okuyabildikleri öğretmenlerinin ne kadar iç hesaplaşmalar yaptığını, kendini ne kadar eleştirdiğini, neler hissettiğini, nelere üzüldüğünü, nelere sevindiğini bilmeleri sanırım hoş bir şey ols gerek. Zira hem benim onlara yakınlık derecemi bu şekilde anlayabilirler ve aramızdaki diyaloglara yön verebilirler.</p>
<p>Hayatımın son döneminde çok fazla önemsediğim, hayatı düşünce ile şekillendirme konusu üzerine bugün 12 TM &#8211; B &#8216;de birkaç öğrencim ile pey bir sohbet ettik. Onları dinleyerek onların sıkıntısına bir nebze olsun çözüm bulmaya çalışan <strong>Kaan Öğretmen</strong>lerinin aslında o anda zihninden çok fazla düşünce geçirdiğini pek kestiremediler sanırım.</p>
<p>Kaan Öğretmen onlarla orada sohbet ederken, onların yaşadığı o sorunlardan bazılarını halen yaşadığını düşünüyor ve neden bu sorunlara onlar kadar içten üzülemediğini, hatta üzülemediğini düşünüyor. İşte buradan hareketle <a href="http://www.kaanfakili.com.tr/dusunce-gucu-ile-hayati-sekillendirmek/" target="_blank"><strong>hayatı düşünce ile şekillendirme metodları</strong></a>na yenilerini daha eklediğini fark ediyor.Tabiî bu methodlar sadece kendi hayatında yaşadıklarını çözmek için kendinin belirlediği methodlar. Yoksa bir kişisel gelişim uzmanından falan yardım aldığı yok.</p>
<p>Öğrencilerimin yaşadığı sorunların benzerlerini ben de yakın geçmişimde yaşadım ve bazılarını halen yaşıyorum. Ancak ben onlar gibi olaylara bu kadar kötümser bakmıyor ve olumsuz düşünmüyorum. Bundan dolayıdır ki bu yaşadığım olaylar beni o kadar sarsmıyor, üzmüyor, kahretmiyor. Oysa diyorum yaşadıklarım onlarınki ile aynı. Neden ben üzülmüyorum da onlar üzülüyor? İşte o anda olaylara bakışın, yaşamın belli dönemlerinde değiştiğini fark ediyorum. 15-20 yaş arasındaki bir gencin sevgilisinin olması onun için hayatını yolunda götürmenin, mutlu olmanın tek şartı. Oysa ben kendime bakıyorum, bir sevgilim olsa bile mutlu olamayacağım şeyler görüyorum. Henüz hayatımı tam olarak şekillendiremediğimi düşünüyor ve bundan dolayı üzülüyorum. Belki aradan 5 sene geçince üzüleceğim farklı şeyler ortaya çıkıyor.</p>
<p>Üst paragraftaki düşüncelerimden öyle bir sonuca varıyorum ki, 10 tane kişisel gelişim uzmanı gelse yakama asılsa bu kadar etkili olmaz sanırım:</p>
<p><strong>&#8220;Mutluluk varış değil bir yolculuktur.&#8221;</strong></p>
<p>ÖSS&#8217;ye hazırlanan bu gençler için mutluluğun tek şartı ÖSS, üniversitede okuyan bir genç için mutluluğun şartı üniversiteyi bitirmek, üniversiteyi bitiren bir genç için mutluluğun tek şartı iyi bir işe sahip olmak, iyi bir işe sahip olan bir gencin mutluluğunun tek şartı iyi bir eşe sahip olmak. Sonra mutluluğun şartı bir çocuk, sonra mutluluğun  şartı çocuğun büyümesi, sonra mutluluğun şartı çocuğun eğitimi, sonra üniversiteyi kazanması&#8230; ve sil baştan aynı yere dönüyoruz değil mi?</p>
<p>Mutluluğun bizim için bir varış değil bir yolculuk olduğunu bilmemiz, attığımız her adımdan zevk almamızı sağlar diye düşünüyorum. Yaptığımız her işin, her düşüncemizin bir öneminin olduğunu bilsek ne kadar mutlu oluruz değil mi?</p>
<p><strong>Kaos teorisi</strong>nden bahsettiğim bugün öğrencilerime. Hani şu bir kelebeğin kanat çırpışının neticesinde dünyanın yarısının yok olabileceği teori. İşte hayatımızı böyle bir ritme bağlarsak ve hayatımızı bir kelebek gibi yaşarsak gerçekten mutlu olabiliriz. Üzüntülerimizin ve sevinçlerimizin aslında bizim geleceğimizi şekillendirdiğini bilebilsek o zaman es geçmesini biliriz.</p>
<p>Mutlu olmak için merkeze kendimizi almalıyız. Herhangi bir insana ya da bir mevkiye bağlı mutluluk bizi tam anlamıyla mutlu etmeyecektir. Geçici bir mutluluğun bize hiçbir faydası yoktur.</p>
<p>Baki mutluluklara&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaanfakili.com.tr/mutluluk-bir-varis-degil-yolculuktur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>içimden gelen her şeyi yazdım</title>
		<link>http://www.kaanfakili.com.tr/icimden-gelen-her-seyi-yazdim/</link>
		<comments>http://www.kaanfakili.com.tr/icimden-gelen-her-seyi-yazdim/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Aug 2008 00:32:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kaan Fakılı</dc:creator>
				<category><![CDATA[sevgili günlük]]></category>
		<category><![CDATA[büyümek]]></category>
		<category><![CDATA[dağ evi]]></category>
		<category><![CDATA[gunluk]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[haleti ruhiye]]></category>
		<category><![CDATA[itiraf]]></category>
		<category><![CDATA[reçel]]></category>
		<category><![CDATA[suskun]]></category>
		<category><![CDATA[tereyağı]]></category>
		<category><![CDATA[üzüntü]]></category>
		<category><![CDATA[vaveyla]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaanfakili.com.tr/?p=432</guid>
		<description><![CDATA[<p>Aslında yazacaklarımı ve yazdıklarımı öykü formatında yazmayı istemişimdir hep. Söyleyeceklerim öyle sıradan, süssüz şeyler olmasın demişimdir. Hattâ hayatımın bir deminde daktilo kullanmışlığım bile vardır. Belki birkaç gün belki de birkaç ay. Ancak elim değmiştir o alete. Bilgisayar ile aramda henüz yeni yeni bir bağ oluşurken daktilonun o eşsiz &#8220;tık tık&#8221; sesinin insana ilham verdiğini ta o zaman keşfettim ben. Harflere bastıkça yazacaklarınızın ardı arkası kesilmiyor. Ve o an anlıyorsunuz büyük yazarların ne hissettiklerini, yazmanın ne hissettirdiğini.</p>
<p>Biz edebiyat teorisi dersinde bir yazma tekniği görmüştük. Tam olarak adını hatırlayamıyorum şu an. Hattâ Peyami Safa, Yalnızız romanında bunu sık sık kullanmıştı. Tamam hatırladım şimdi, &#8220;bilinç akışı tekniği&#8221;. Bu teknik ile yazar aklın a o an gelen her şeyi kâğıda geçiriyor. Sonradan düzeltme ihtiyacı falan da hissetmiyor. Genelde romanda karakter iç hesaplaşmaları bu şekilde yaşıyor. Yalnızız romanında da romanın esas karakterlerinden birisi olan ve romanda sık sık iç hesaplaşma yaşayan Meral&#8217;in konuşmalarında da&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aslında yazacaklarımı ve yazdıklarımı öykü formatında yazmayı istemişimdir hep. Söyleyeceklerim öyle sıradan, süssüz şeyler olmasın demişimdir. Hattâ hayatımın bir deminde daktilo kullanmışlığım bile vardır. Belki birkaç gün belki de birkaç ay. Ancak elim değmiştir o alete. Bilgisayar ile aramda henüz yeni yeni bir bağ oluşurken daktilonun o eşsiz &#8220;tık tık&#8221; sesinin insana ilham verdiğini ta o zaman keşfettim ben. Harflere bastıkça yazacaklarınızın ardı arkası kesilmiyor. Ve o an anlıyorsunuz büyük yazarların ne hissettiklerini, yazmanın ne hissettirdiğini.</p>
<p>Biz edebiyat teorisi dersinde bir yazma tekniği görmüştük. Tam olarak adını hatırlayamıyorum şu an. Hattâ Peyami Safa, Yalnızız romanında bunu sık sık kullanmıştı. Tamam hatırladım şimdi, &#8220;bilinç akışı tekniği&#8221;. Bu teknik ile yazar aklın a o an gelen her şeyi kâğıda geçiriyor. Sonradan düzeltme ihtiyacı falan da hissetmiyor. Genelde romanda karakter iç hesaplaşmaları bu şekilde yaşıyor. Yalnızız romanında da romanın esas karakterlerinden birisi olan ve romanda sık sık iç hesaplaşma yaşayan Meral&#8217;in konuşmalarında da bu taktiği kullanmış Safa. Eğer romanı pür dikkat okuyorsanız ve gerçekten hissediyorsanız, yazarın bu taktiği kullandığını hissedebiliyorsunuz. Zira roman karakteri sizinle konuşur gibi oluyor. Evet, uzunca bir edebiyat dersinin ardından kendime geçeyim yine. Zira bencilce de olsa burası benim günlüğüm değil mi? <img src='http://www.kaanfakili.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Ben yazı yazarken sanırım bu taktiği kullanmayı seviyorum. Cümlelerimi düzeltmeyi, anlatım bozukluklarını ve hattâ imlâ hatalarını dahi düzeltmeyi pek sevmiyorum. Çünkü yazdığım yazıdan bir şeyleri kötü diye sonradan çıkarmak istemiyorum. Samimiyetimi azalttığını düşünüyorum. Belki de bu yüzden hiç öykü yazmaya çalışmadım. Ya da yazmaya çalıştığımd bu öykü bir ya da en fazla iki paragrafın üzerine çıkamadı. Ancak bir edebiyatçı olarak ve yazar olmayı hayal eden birisi olarak bir öykü yazamamanın ıstırabını da yer yer duymuyor değilim. Neyse, ben de şimdilik içimdekileri yarı öykü, yarı deneme ve yarı hatırat türünden destek alarak anlatırım, ne yapayım.</p>
<p>Son günlerde büyüdüğümü hissediyorum. İçinizden belki eşek kadar oldun, daha ne büyümesi gibi düşünceler geçirenler olabilir, hak veriyorum. Ancak insan bazen bazı durumlarda büyüdüğünü gerçekten hissedebiliyor.</p>
<p>Büyümeyi anlamanın nasıl bir duygu olduğunu anlatmayacağım size. Zira bunu yaşamadan da anlamayacağınızı düşünüyorum. İnsan büyürken yalnız olduğunu hisseder. Kalabalıklar içerisinde yalnız. Aile içerisinde yalnız, arkadaş yanında yalnız. Bazen aynaya baktığı zaman dahi yalnız hisseder kendini. Karşılaştığı sorunlar, yaşadığı zorluklar onu büyümeye sevk etmiştir. Yaşının üzerindeki bir insanın kaldırabileceği sıkıntılarla hem de bir anda karşılaştığı zaman insan büyüdüğünü hissediyor. Hani bu rüyanızda birisi ağzınızı kapatır ama siz çığlık atarsınız. Hemen önünüzde anneniz ya da babanız durur, ama siz attığınız o çığlıkla sesinizi duyuramazsınız ya. Belki o duygulardan bir tanesidir büyümek. Çığlık atmak istersiniz, ancak atamazsınız. Bunun tezatını en iyi yaşayan dostlardan birisi sanırım <a href="http://www.vaveyla.net" target="_blank">Suskun</a>&#8216;dur. Her yazımda ona atıfta bulunmayı alışkanlık haline getirdim belki ancak onun yazılarını okuduğum zaman bağırmak isteyen ancak bağıramayan birisi olduğunu hissediyorum. Belki de ondan <a href="http://www.vaveyla.net" target="_blank">Vaveyla</a>&#8216;dır sitesinin adı değil mi ?</p>
<p>İnsan kalabalıklar içinde bir başına kaldığı zaman hayal ettiğini yaşamak istiyor. Bir dağ köyünde olmak, sabah uyandığında o oksijeni ciğerlerinin en ücra köşesine kadar çekmek istiyor. Sonra spor kıyafetlerini giyip koşu yolunda biraz koşmak, sonra eve gelip güzelce bir banyo yapıp şöyle tereyeğ-bal eşliğinde kahvaltı yapmak istiyor. Hem de o tahtadan evin, tahtadan balkonunda. Yanına da güzel bir bardak çay&#8230; Belki duygusal birisi olduğumdan yaşıtlarım gibi Antalya, ya da Bodrum gibi cıvıl cıvıl yerlerde tatil yapma özlemi duymuyorum hiç. Benim gezdiğim yerlerde, benim soluduğum yerlerde yapay hayatlar olmamalı. Her şey, ama her şey en safından olmalı. İnsanların size hizmetleri cebinizde para ile sınırlı kalmamalı. Belki insanlardan bu derece soğuduğumdan, onlara kolay kolay güvenemememden böyle konuşuyor olabilirim, ancak ne fark eder ki. Bu sonucu değiştirmiyor değil mi ?</p>
<p>Bazen artık büyümenin, duygusal değil güçlü olmanın zamanı geldi diye düşünüyorum. Ne olursa olsun üzücü şeyler karşısında güçlü olmalı ve &#8220;umursamamalısın&#8221; diyorum kendi kendime. Çoğu zaman da bunu başarıyorum. Ancak an geliyor ki ufak bir şey bile beni yerle bir etmeye yetiyor. Hemen o güçlü adam modundan çıkıp bir acizlik dönemi başlıyor. İnsan aciz olduğunda sokakta maç yapan çocuğun gözünde dahi o yardımı istiyor değil mi? İnsan acizken çöp kovasından yemek toplayan kedilere dahi bakıp ağlayabiliyor. Ya da insan acizken daha bir duyarlı oluyor. Daha bir etrafına bakıp algılıyor her şeyi&#8230;</p>
<p>Uzunca bir iç dökme merasimi geçirdik doğrusu değil mi? Bazen bu kadar karışık ve bu kadar her şeyi yazmayım diyorum kendi kendime. Açayım başka bir günlük, adım sanım bilinmesin, yazayım orada her şeyi diyorum. O zaman da yaptığım işe sadık kalmayacağımı düşünüyorum. Ne de olsa bu günlük ve ben de günlük tutuyorum değil mi? Adım, sanım belli. Hem diyorum madem yazar olmak istiyorum ve yazdıklarımın samimi olmasını istiyorum, herçekten hissettikleimi yazmak istiyorum, o zaman varsın kalbimden çıkıp, dilimden dökülen her şey kaydolsun bu günlükte&#8230;</p>
<p>Son olarak da sizlerle bir şarkıyı paylaşmak istiyorum. Podcast ya da buna benzer bir müzik dinletme eklentisi kuramadım henüz. Ancak adresi vereyim, siz indirin onu bir güzel dinleyin. Güzel bir keman taksimi diyelim. Beğeneceğinizden adım gibi eminim.</p>
<p><a href="http://www.kaanfakili.com.tr/indir/keman.mp3">buyurun, buradan indirin</a></p>
<p style="text-align: right;"><strong>yalnız iki yoldaş uyanık,<br />
biri ben, biri de serseri kaldırımlar&#8230;</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaanfakili.com.tr/icimden-gelen-her-seyi-yazdim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
<enclosure url="http://www.kaanfakili.com.tr/indir/keman.mp3" length="3212730" type="audio/mpeg" />
		</item>
	</channel>
</rss>
