Aslında ironik bir başlık ile giriş yapmamın herhangi bir sebebi falan yok. Canım öyle istedi sadece. Son sahuru anlatmak için “son sahur” gibi klâsik bir başlık atmak istemedim. Ramazan boyunca geceleri en çok tekrar ettiğimiz bir sözü başlık yaparak biraz nüktedanlık yapmaya çalıştım kanımca.
Aslında böyle bir yazı yazmak aklımda yoktu. Ama bizim Erkan‘ın şurada yazdığı yazıyı okuyunca benim de ramazana dair birkaç kelamının olduğunu hatırladım ve geldiğinde bir şey yazamadık, bari gittiğinde bir güle güle diyelim diye düşünerek bu yazıyı yazmaya başladım.
Efendim, nerde o eski ramazanlar değil mi? Siz de benim gibi eski ramazanları özleyenlerden iseniz sizi yatıştıracak, telkin edecek birkaç kelamım var. Tartışmalarda sık sık söylerim bunu. Neden eski ramazanların tadı yok mevzuu. Efendim, bir kere her şey değişiyor. Yediklerimiz değişiyor, içtiklerimiz değişiyor, giydiklerimiz değişiyor, kısaca hayatımız değişiyor. Kısaca bu değişiklik hayatımızın her alanını etkiliyor. İşte ramazan ayı da bu değişimlerden etkilenen bir ay. Ramazanı yaşayış şeklimiz değişiyor. Hattâ oruca bakış açımız değişiyor. Bu değişim zoraki bir değişim. Buna karşı koyabileceğimizi hiç sanmıyorum. Çünkü dünyanın bir seyri vardır ve bu seyri değiştiremeyiz. Ancak ramazanı bizim için eğlenceli kılacak birçok şey deneyerek eski ramazanların tadına biraz olsun yaklaşabiliriz değil mi? Yine nerede o eski ramazanlar sorusuna bir cevabı ise yaşımız verecektir eminim. Biz çocukken yaşadığımız ramazanların tadını hâlâ damağımızda hissediyor ve bugün hâlen o ramazanların artık olmadığından falan bahsediyoruz. Aslında olmayan tek şey bizim çocukluğumuz. Yoksa ramazanın bir haltlar karıştırdığı falan yok. İnanmıyorsanız çocuklarınıza falan sorun.
İyi ya da kötü bir ramazanı geride bıraktık. Belki ibadetlerimizi tam olarak yerine getiremedik ama Allah kabul etsin ki yine orucumuza hiçbir zeval vermeden, sakata uğratmadan tuttuk, gitti. Bu seneki oruç biraz kolay oldu benim için. Yapacak iş güç olmadığı için hep evdeydim. Geç yatıp geç kalktım, bir nevî orucu uykuya tutturdum. Benim bu halime laf edenler olunca da hemen “benim geçen sene tuttuğum orucu kimse tutmadı” diye uyduruktan bahaneler arkasına saklandım, durdum.
Bu ramazana dair hatırlamak istemediğim şeyler ise “oruç tutmamak” olacak sanırım. Aslında ben kimsenin oruç tutup tutmamasına karışan birisi değilim. İster tutun, isterseniz tutmayın. Bana sevap ya da günah yazılmıyor ya, değil mi?
Ancak oruç tutmayan insan sayısı o kadar arttı ki, üzülüyorum ben buna. Yukarıda da bahsettiğim gibi, insanların oruca bakışı değişti. Biz eskiden orucumuzu hastalıkta bile bozmaya çekinirdik. Ama şimdi millet “sigaraya dayanamama”yı bahane ederek oruç tutmuyor ya da ne bileyim günün uzunluğunu ve dayanamadığını bahane ederek oruç tutmuyor. Bunları da geçtim, oruç tutanlara garip gözle bakmaya başladılar artık. Size birkaç gün evvel yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum.
Detayını şurada anlattğım dil bayramına Erkan ile birlikte katılmıştık. Sabah 9′dan başlayan dil bayramı öğleden sonra 2 gibi TDK binasında dağıtılan kitap paketlerinin ardından sona erdi. Buradan da çok ilginçtir ki, TDK dil bayramına katılan öğrencileri yemeğe götürdü. Ben inanın anlamıyorum, orada öyle bir ortam içerisinde kaldık ki, sanki orucu biz ramazan ayında değil de sıradan bir günde tutuyoruz gibi geldi. İnsanlar yemeğe gitmeyi o kadar doğal karşılıyorlardı ki, bizim orada oruçlu olmamız istisnai birşeydi sanki. Ben böyle bir ayda yapılan bir konferansın öğleden sonra başlamasını ve konferans bitiminin de tam iftar saatine denk getirilmesini temenni ederdim. Oruç tutmayanlar yine tutmasın, ancak böylesine güzel bir ayda, bırakın dini gerekliliği, geleneğimizi bile düşünerek insan bu yemeği iftar yemeği yapar. Hem de mübarek kadir gecesinde… Neyse, inanın çok üzüldüm ve çok gücendim.
Bu ramazana dair hatırlayacağım o kadar çok şey var ki, burada ancak bu kadarını anlatabiliyorum sanırım.
Herkese şimdiden hayırlı bayramlar.



kategoriler
anlık takip