Bir ödev sorumluluğunda yazı yazmanın ne demek olduğunu daha önceleri pek bilmezdim. Yazdığım yazılar tamamen kendi düşüncelerimin ya da duygularımın kalemimi harekete geçirmesi ile ortaya çıkmış yazılardır. Ancak bu yazımda beni harekete geçiren şey bizzat kendim değildir. Bu yüzden de diğer yazılardan daha fazla ciddiye aldığım bu yazıyı yine diğerlerinden bir hayli gerilerek kaleme alıyorum. Üstelik buradaki “kaleme almak” ifadesini hep mecaz anlamda kullandığımı bilen okuyucular, bu sefer yanılacaklardır. Zira şu anda, bu satırları ufak bir not defteri üzerine, kurşun kalemle karalıyorum.
Zihnimde hazırladığım plân gereği bu yazıyı yazarken, mahalledeki trafonun patlamasının da etkisiyle evdeki yegâne ışık kaynağı olan mumu kendime bir vasıta eyleyecektim. Ancak kısmet ki, kalem ve kâğıda davrandığım anda bir “cereyan” vuku buldu. O yüzden bu yazımı da Edison’un sponsorluğunda yazıyorum.
Uzunca bir süredir yazı yazmamamın da verdiği utangaç, heyecanlı ve bir o kadar da cilveli bir edayla henüz ne yazacağımı tam olarak belirleyemedim. Son yazdıklarımdan bugüne…
Tamamını oku |
1 ahkâm kesilmiş »

Kapa gözlerini ve dinle sakî, bir İstanbul lalesinin çığlıklarını duyuyor musun?!.. İstanbul’a çıkmayan bir lale yolu, laleye çıkmayan bir İstanbul kadar kayıptır, yitiktir. Rüzgârları toplayan hüzünler aşklar yoksa İstanbul bahçelerinde ve bir kabir başında ışıklar yas tutar gibi laleler ağlar seher vakitlerinde.
Uyan sakî, lale devrindeyiz!..
Lale devrinde uyanıyoruz, yazarın bize “Uyan ey Sakî!” diye seslenmesiyle. Gözlerimizi Lale Devri’nde açıyoruz.
Bir aşk cinayetiyle başlayan yolculuğumuzda bizlere kimler kimler eşlik ediyor. İshak Efendi, Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, III. Ahmet ve gönünllerin şuh şairi Nedim.
Yolculuğa bir delinin ve bir aşığın başından geçenlerle başlıyorsunuz. Sonra mesela bir aşığın meselesinden çıkıp, bir İstanbul, bir imparatorluk meselesi haline geliyor.
700 yıl hüküm süren bir imparatorluğun belki de en hüzünlü 12 yılı konu oluyor romana. Belki de hüznün ve mutluluğun en fazla bir arada olduğu ve en fazla yollarının kesiştiği bir dönem.
İstanbul’un güzelliğinin zirveye ulaştığı, adının dillerden dillere dolaştığı bir dönem.…
Tamamını oku |
1 ahkâm kesilmiş »
Çok şükür şu sınav derdini atlattık. Beklediğim kadar güzel geçmese bile bana zor gelen matematik ve vatandaşlık sorularının herkese zor geldiğini bilmek sevindirici bir haber. Artık o kadar dua ile girdiğim sınav sonucu güzel gelecek inşallah. Bugünden sonra özgür bir Kaan olarak aylardır yapmayı plânladığım işlerin listesini çıkarmak istiyorum.
Plânsız programsız yaşamak gibisi var mı ya?
Tamamını oku |
2 ahkâm kesilmiş »

Kitapçılarda gezerken önce kitapların arka kapaklarına bakarım. Arka kapak yazılarını beğenmişsem -özellikle romanlar için- kitabı açarım ve romanın içeriğine geçmeden önceki boş yaprakları kurcalarım. Sözüm ona orada bir şeyler arar dururum. Onu bulduğumda ise çok sevinirim. Orada aynen şöyle yazmaktadır:
“Sevgili ….. ithafen”
Burada noktaların olduğu yere herhangi bir isim yahut zamir gelebilir. Bir anne, bir eş, bir dost ya da her kimse. Boş bir sayfanın sağ alt köşesine iliştirilmiş bu küçük ithaf yazısı kapladığı yer bakımından küçük olsa da taşıdığı anlam bakımından çok mühimdir.
Bir yazar düşünün ki, yaşamında ürettiği en güzel eser romanı olsun. Yılların birikimi ve çabası ile oluşturduğu bu kitabın değeri sizce yazarın gözünde nedir? İşte bu değer, ithaf ettiği kişiyi yazarın gözünde çok özel kılmıyor mu sizce ?
En büyük hayallerimden bir tanesidir kitap yazmak. Daha ziyade roman yazmak. Yaşamdaki birikimlerimi, hissettiklerimi, üzüldüklerimi ve sevindiklerimi bir kurgu etrafında okuyuculara aktarmak… İşte böylesine bir hayalin…
Tamamını oku |
3 ahkâm kesilmiş »