Malûm, bir eğitim öğretim sezonunun daha sonuna geldik. Hummalı çalışmaların, yazılıların ve sözlülerin ardından bir karne telaşı aldı öğrencileri. Ancak nerede eski karne heyecanları…
Biliyorsunuz birkaç senedir e-okul ilköğretimde kullanılıyordu. Tam olarak öğrencilerin notlarının girildiği, devamsızlıklarının takip edildiği bir sistem. Bu seneden itibaren ortaöğretimde de kullanılmaya başlandı. Bizzat kullanıyorum.
İlk başta sistem bana güzel gelse de şimdi pek hoşuma gitmiyor.
Son hafta, tüm hocaların not girme telaşı, idarecilerin devamsızlık girme telaşı ve öğrencilerin not hesaplama telaşı ile e-okul’a yüklenmesi maalesef bizim not girişimizi yavaşlattı. Düşünsenize 30 kişilik bir sınıfın notlarını gireceksiniz, aynı anda 3. yazılıları ve iki de sözlü notu giriyorsunuz. Hepsini girdiniz ve kaydet dediğinizde sayfa görüntülenemiyor hatası alıyorsunuz. Çıldırmamak elde mi? Meb’in bence biraz daha bütçe ayırması gerekiyor bu işe. En azından karne dönemleri birkaç ek sunucu ile destek verebilirler e-okula.
Aslında işin maddî boyutundan ziyade beni daha çok üzen manevi boyutu. Bizim zamanımızda notlar hummalı bir şekilde hesaplanırdı ve yaklaşık…
Tamamını oku |
7 ahkâm kesilmiş »
Peyami Safa’nın mükemmel romanlarından bir tanesi… Fatih – Harbiye. Tanzimat ile birlikte Türk insanına yerleşen batılılaşma hareketlerinin Türk insanındaki etkilerini çok iyi anlattığı bir roman. Ruhî tasvirleri ile, karakter ve durum analizleri ile tam bir psikolog edası ile romanlarını yazan Safa’nın bu romanında da “kadın”ı nasıl tahlil ettiğini bir görelim isterim.
Neriman o gün Şinasi’i mektepte aradı, buldu ve beraber çıktılar. Artık onunla daha açık konuşmak cesaretini kendinde buluyordu. Koluna girdi ve onu çekti. Bu kuvvet ona babasının teklifini kabul etmiş olmaktan geliyordu.
- Babam bana bir mesele açtı, dedi.
Şinasi anlamıştı. Gene sesini çıkarmıyordu. Neriman devam etti:
- Bilmem sana da açtı mı? Şinasi kısaca:
- Evet, dedi.
- Sen ne cevap verdi?
- Tabiî itiraz edemezdim.
- Ben de itiraz edemezdim. Yalnız iki üç ay müsade istedim.
Şinasi bunun sebebini öğretmek istemedi ve sustu. Onun bu sükûtu Neriman’a çok mânalı ve karışık görünmüştü. Fakat, Şinasi “Niçin?” diye sormuş gibi Neriman cevap verdi:
- Ben de niçin bunun acele…
Tamamını oku |
11 ahkâm kesilmiş »
Yazı yazmanın insan ruhunu arındırdığını düşünenler için bir deneme, Catharsis kavramından hareketle yazmaya farklı bir bakış.
Tamamını oku |
2 ahkâm kesilmiş »
Şimdi efendim, şu Türkçe yozlaşıyor da, vay Türkçe bozuluyor da anam bittik de, anam yittik de gibi çığırtkanlık yapan kişilerden olmamaya çalıştım her zaman. Bu konuda hep temkinli davranmaya çalıştım. Bana göre yozlaşan Türkçe değil, Türkçeyi konuşanlardır. Bozulan, yıpranan da [tdk]Türkçe[/tdk] değil Türkçeyi konuşanlardır. Türkçenin gerilemesi mümkün değilken insanların gerilemesi mümkündür. Bu nedenle ben Türkçenin gerçekten çok çok uzun yıllar yaşayacağına inanıyorum. Tabiî ki Türkçeyi savunanlardan ziyade Türkçeyi konuşanlar olduğu sürece.
Neyse, ilk paragrafta kısa da olsa bir nutuk attık, her zaman yaptığımızdan.
Bizde adet oldu zaten nutuk atmadan giriş yapmamak.
Türkçenin değil de Türkçeyi konuşanların yozlaştığını söylemiştim üst paragrafta. Buna bir örnek vereceğim.
Şimdi Türkçede insanların sık sık kullandığı "tabi" diye bir kelime var. Biz insanlar bunu genelde hangi durumlar için kullanıyoruz?
Anne: Ahmet bir bardak su getirir misin yavrucuğum? Hadi evladım, hadi annem...
Oğlu: "Tabi" anne.
İşte bu örnekte "tabi" kelimesi yanlış bir şekilde kullanışmıştır.Efendim "tabi" ve "tabii" olmak üzere 2 farklı kelimemiz…
Tamamını oku |
5 ahkâm kesilmiş »