Hayat karmaşasında son günlerde nerede olduğumu ben bile kestiremiyorum. Neyim, neredeydim, nereye gideceğim, nerede olmalıyım gibi sorular sürekli zihnimi kurcalayıp duruyor. Ve bir de son bir aydır KPSS telaşına düştüm ki sormayın. Ne yazı yazasım geliyor, ne yemek yiyesim, ne de uyuyasım. Yaptığım her işin altında sinsice bir vicdan azabı duyuyorum. Bir arkadaşlımla bir yerde buluşup iki üç bardak çay içmeyi bile şöyle bir dönemde kendime fazla görür oldum. Ne olacak benim bu halim bilemiyorum.
KPSS’nin ciddi çalışma ile kazanılacağını, düzenli tekrarlar ile üstesinden gelinebileceğini sürekli tekrar eder dururum. Düzenli ders çalışıp, bol soru çözdüğünüz zaman yapamayacağınız, başaramayacağınız sınav yoktur. Yeter ki kendinizi kandırmayın.
1 ay boyunca her hafta gördüğüm dersleri eve geldiğimde tekrar ediyor ve not tuttuğum kâğıtları bir deftere geçiriyorum. Sonra aradan bir iki gün geçince o notları ve çalışma kitabımı tekrar okuyor, ardından da konu ile ilgili testleri çözüyorum. Özellikle “Eğitim Bilimleri”nde bu yöntem çok yararlı oluyor. Sağ olsun…
Tamamını oku |
7 ahkâm kesilmiş »
Daha ortaokul yıllarında edebiyat öğretmeni olmayı istiyordum ben. Her öğrencimin hayal dünyasını kâğıtlarına dökmelerine yardımcı olmak için bir edebiyat öğretmeni olmak istiyordum. Yazılı sorularımdan bir tanesi hazırdı zihnimde. Belki kendi öğretmenlerimin yaptığı kompozisyon soruları gibi 30 puan ol(a)mayacaktı, ama yine de bu soruyu soracaktım öğrencilerime. Ve yazılı kâğıtlarını okurken benim ilkokul fotoğrafımı gözümün önüne koyacak, öğretmen olmak istediğim günleri düşünerek değerlendirecektim yazılı kâğıtlarını. Onlara, “bana kendinizi anlatın” diye bir soru soracaktım. Bana en güzel şekilde ve en içten şekilde kendinizi anlatın diyecektim. Benim için sizler gri pantolon – lacivert ceket; mavi etek- mavi hırkadan mürekkep birer öğrenci değil, her bir gri – lacivert kompozisyonunun içerisinde birer mükemmel yürek saklayansınız diyecektim.
Ben öğretmen oldum. 30 puanlık soru olamasa da 15 puanlık “bana kendinizi anlatın.” sorusunu sordum…
Yazımın devamı için E-vren Günlüğü’nü ziyaret ediniz…
Tamamını oku |
ahkâm kesilmemiş »
Öğretmenliğimin ilk haftasının heyecanını henüz tam olarak üzerimden atamamışken -ki atmak istediğim de söylenemez- sizlere geçirdiğim son bir haftayı, öğretmenlik deneyimlerimi ve öğrencilerimi anlatmak istiyorum. Aslına bakarsanız öğrencilerime verdiğim söz üzere yazıyorum bu yazıyı. Onlara onları anlatmanın ne kadar zevkli bir şey olduğunu göstermek istiyorum. En azından Kaan Öğretmenlerinin gözünden değil de Kaan Fakılı‘nın gözünden nasıl göründüklerini bilmek isterler diye düşündüm.
Yaklaşık 1 hafta önce görevlendirme ile Ankara, Keçiören‘de güzel bir lisede öğretmenliğe başladım. Daha evvel Millî Eğitim‘de öğretmenlik yapmamış olmam, derslere girmeden önce bende biraz çekingenlik yarattı diyebilirim. Acaba öğrencilere yaklaşımım, öğrencilerin bana yaklaşımı nasıl olur diye düşünüyordum. Benden evvel ki öğretmenlerinin görevden ayrılması ve yerine benim gelmem acaba onlarda bir kırgınlık, bir küskünlük yaratır mı diye endişe ediyordum. Pazartesi sabah yataktan kalkarken, traş olurken, yüzümü yıkarken, takım elbisemi giyerken ve okula hafif adımlarla aheste revan giderken hep bunları düşündüm. Ve bir de acaba onlara faydalı olabilecek miydim, dönem sonunda…
Tamamını oku |
21 ahkâm kesilmiş »
İşbu yazı ilk paragraftan son paragrafa kadar yer yer gerek devlet kurumlarına, gerek özel kurumlara ve gerekse de başka şeylere ağır ithamlar içermektedir. Bu ithamlar muhtelif zamanlarda küfre doğru kayacak ve haddi aşacaktır. Lütfen Türkiye‘de herhangi bir üniversitede okumayı düşünmediyseniz ve henüz liseyi bitirmediyseniz bu yazıyı okumamanınızı öneririm. Zira yazıdan sonra Türkiye’de üniversite okumaktan vazgeçebilirsiniz. Lütfen bu durumda kabahati bende aramayın.
Yazacağım yazıda bizzat yaşadıklarımı farklı bir bakışla anlatmaya çalışacak, zamanla farklı farklı insanların gözünden aktarmalar yapmaya çalışacağım. Bu yazı bir serzenişin, bir gücenmenin ve bir zora gitmenin yazısı olacağından biraz uzun ve duygusal içerikli olacaktır. Eğer bu tarz yazılara katlanamıyorsanız sayfanın köşesindeki çarpı işareti ile sayfayı kapatabilirsiniz, teşekkür ederim.
Yazımda bizzat kendimi hareket noktası almayı düşündüğüm için başlığı “edebiyat mezunu olmak” şeklinde koydum. Ancak yazıyı Türkiye‘de edebiyat dışında farklı bölümlerden mezun olanlar okuduğunda benden pek farklı hissiyatlara kapılmayacak ve zaman zaman bana hak verecektir. Bu sebeple bu yazıda herkesin duygularına tercümân olmayı istiyorum.
Araya…
Tamamını oku |
110 ahkâm kesilmiş »