Artık eskisi kadar sık sık yazamadığımı ve yazamayacağımı kabullenmenin vakti geldi sanırım. Okulun yoğunluğu, yazılı telaşları ve kişisel uğraşlar neticesinde günlüğe bir şeyler karalamak biraz lüks kaçıyor benim hayatımda. Ama arada öyle ihtiyaç duyuyorum ki, tıpkı bugün gibi.
Bugün MEB‘de geçirdiğim ilk öğretmenler günü idi. Geçen sene dershanede bu günü yaşayacak olmama rağmen o gün izinli olmam sanırım bugün yaşadığım günü daha anlamlı kılıyor. Yazım ile tüm günü yaşadığım gibi anlatabilmeyi beceremeyeceğimi düşünüyorum. Siz yazdıklarımı okurken hissettiklerinizin on katını ben bugün bizzat hissettim.
Genellikle tebessüm ettiğimden ve sürekli mutlu bir öğretmen havası çizdiğimden bugün de benim için diğerlerinden farklı başlamadı. Yine etrafa neşe saçıyor, öğrencilerin pozitif neşe kaynağı oluyordum. İlk kutlama servise bindiğimde, servisteki öğrencilerimden geldi. Hepsinin tek bir ağızdan “öğretmenler gününüz kutlu olsun hocam.” demeleri sanırım yüzümdeki tebessümü bir kez daha arttırdı.
Öğrenci iken öğretmenler günü bana anlamsız gelen faaliyetlerden bir tanesi gibi gözükürdü. Sıradan, gereği olmayan ve öğrencileri bir yere toplayıp,…
Tamamını oku |
7 ahkâm kesilmiş »
Son günlerde yazdığım yazılara şöyle bir baktım da, sanırım istediğim günlük formatına biraz daha ulaştım gibi geliyor. Hani daha fazla kişisel yazıların yer aldığı, günlük hayatta karşılaştığım durumları daha fazla aktardığım bir format. Her ne kadar son günlerde yazma işini iyice seyreltsem de yine de yazılarımın bu biçim(format) içinde olması beni sevindiriyor. İşte bundan hareketle acaba diyorum hayatımı mı arşivlesem? Günlük hayatta karşılaştığım önemli şeyleri değil de her şeyi ama her şeyi mi yazsam? Bunu zaman gösterecek artık değil mi?
2 haftadır yaşadığım yoğunluktan dolayı kişisel işlerime pek vakit ayıramıyorum. Şöyle gönlüm alabildiğince gezemiyorum mesela. Otübüse binip de Kızılay‘da kitapçıları dolaşamıyorum. Her ne kadar bu durumdan şikayetçi gibi gözüksem de aslında memnunum hayatımdan. Yavaş yavaş okuluma uyum sağlamaya çalışıyor, öğrencilerimle diyaloglarımı biraz daha ilerletiyor ve tecrübeme tecrübe katmaya çalışıyorum. Bir süre sonra anlıyorum ki aslında benim hayatım bu imiş. Benin gönlümün alabildiği hunharca gezmek değil de öğrencilerle kaliteli, güzel diyaloglar geliştirerek…
Tamamını oku |
3 ahkâm kesilmiş »
Her yazıma “epeydir bir şeyler yazamıyorum” diye başlamak istemiyorum artık. Ancak şu durumda diyeceğim başka bir söz de yok sanırım. Arada sırada yazmak beni huzursuz etse de sanırım böylesi daha güzel oluyor. Zira her gördüğüm, duyduğum şeyi artık doğal karşıladığım için pek olağanüstülük sezemiyor ve günlüğe işleme ihtiyacı hissetmiyorum. Ancak işte arada sırada kendimi zorladığım ve “düşündüğüm” zamanlar hayatta ilginçlikler buluyor ve onları yazıyorum.
Bugün her şeyden biraz fırsat bulup bir film izleyeyim dedim. Film tercihlerim arasında genelde kurgusu biraz karışık, izlerken düşündüren ve sonuna kadar seni ekran başından ayırmayan filmler var. Ara ara kendime neden vurdulu kırdılı filmleri sevmiyorum diye sorsam da cevap alamazdım. Ancak bugün birazdan bahsedeceğim filmi izlerken şunu anladım ki, ben izlediğim filmin beni düşündürmesini, zorlamasını, günlük hayatta yaşadıklarımla bağlantı kurdurmasını vs. seviyorum. Dünyanın en mükemmel macera, aksiyon filmleri de olsa bana pek cazip gelmiyor. Evet onda da ekran başına kenetleniyorsunuz, film bitene kadar bir solukta izliyorsunuz ancak…
Tamamını oku |
4 ahkâm kesilmiş »