Yazıma böyle bir başlık atmayı şu an düşündüm. “Spontane” gelişti, diyebiliriz. Tıpkı yaşamın kendisi gibi. Hayat da her an biraz “spontane” değil mi?
Bugün Kızılay’dan otobüsle eve gelirken epey düşündüm. Sık sık yaptığım bir şey aslında, ama insanın öyle anları oluyor ki, düşünmeye daha fazla zaman ayırmak istiyor. Düşündükleri daha bir anlamlı oluyor kendisi için. İşte öyle bir andı benimki de.
Sessiz bir ortamı düşündünüz mü hiç? Şimdi, tam şu an, gözlerinizi kapatın ve etrafınızdaki seslere odaklanın. İlk olarak bilgisayarın fanını kafanızdan silmeye çalışın. Müzik dinliyorsanız müziğinizi kapatın. İlk önce kafanızda bir uğultunun olduğunu göreceksiniz. Biraz sabrederseniz o uğultu da geçecek ve sessizliğin sesini dinlemeye başlayacaksınız. Tıpkı Ankara gibi.
Ankara sessiz son günlerde. Sessiz ve sakin. Tıpkı gözlerinizi kapattığınızda duyduğunuz sessizlik gibi Ankara. Herkes, her şey susmuş. Bir tek ses var, o da sessizliğin sesi.
En son ne zaman bu denli sessiz oldunuz? Sessizliğin sesini en son ne zaman bu…
Tamamını oku |
4 ahkâm kesilmiş »
Uzun süre önce bu yazıyı yazmak istiyordum. Ama bir türlü kısmet olmadı. Kısmet bugüneymiş sanırım.
Ankara‘da oturuyorum. Kızılay‘a gitmek için otobüslerle epey cebelleştiğim için bir şekilde yolunu bulur otururum. 10-15 dakika yürür başka bir otobüs hattının son durağına giderim ve yolumu uzatsa da oturarark giderim. Yolculuk boyunca ya kitap okurum ya da müzik dinlerim. Müzik dinlerken dışarıyı seyretmeye bayılırım. Özellikle Keçiören’in girişindeki reklâm panolarına ya da Dışkapı‘daki reklâm panolarına çok dikkat ederim. Ha bir de Kızılay’dakilere. E malûm trafiğin yoğun olduğu yerlerde aynı şeyi uzun süre seyredebiliyorsunuz.

Bu aşağıdaki afiş çok dikkatimi çekmişti. Vay be, dedim kendi kendime, üç lider harika bir konuda fikir birliğine vardılar. Gerçekten onları aynı konuda uzlaşmış bir şekilde görmek ve kolkola fotoğraflarını görmek beni mutlu ediyor dedim. Acaba başka uzlaştıkları konu var mı dedim kendi kendime. E tabiî ki var Kaan.
Bugüne kadar milletvekili…
Tamamını oku |
4 ahkâm kesilmiş »
Son günlerde yazdığım yazılara şöyle bir baktım da, sanırım istediğim günlük formatına biraz daha ulaştım gibi geliyor. Hani daha fazla kişisel yazıların yer aldığı, günlük hayatta karşılaştığım durumları daha fazla aktardığım bir format. Her ne kadar son günlerde yazma işini iyice seyreltsem de yine de yazılarımın bu biçim(format) içinde olması beni sevindiriyor. İşte bundan hareketle acaba diyorum hayatımı mı arşivlesem? Günlük hayatta karşılaştığım önemli şeyleri değil de her şeyi ama her şeyi mi yazsam? Bunu zaman gösterecek artık değil mi?
2 haftadır yaşadığım yoğunluktan dolayı kişisel işlerime pek vakit ayıramıyorum. Şöyle gönlüm alabildiğince gezemiyorum mesela. Otübüse binip de Kızılay‘da kitapçıları dolaşamıyorum. Her ne kadar bu durumdan şikayetçi gibi gözüksem de aslında memnunum hayatımdan. Yavaş yavaş okuluma uyum sağlamaya çalışıyor, öğrencilerimle diyaloglarımı biraz daha ilerletiyor ve tecrübeme tecrübe katmaya çalışıyorum. Bir süre sonra anlıyorum ki aslında benim hayatım bu imiş. Benin gönlümün alabildiği hunharca gezmek değil de öğrencilerle kaliteli,…
Tamamını oku |
5 ahkâm kesilmiş »
Adını Baba ve Piç meselesi ile duyduğum Elif Şafak‘ın Pinhan kitabına kadar daha evvel hiç kitabını okumamıştım. Sanırım Baba ve Piç kitabı ile gündemde bir süre olumsuz şekilde kalmasından dolayı bende bir önyargı oluştu ve okumadım Elif Şafak. Orhan Pamuk gibi ona da önyargı ile baktık ama şimdi düşünüyorum da sanırım biraz fazla hissiyat takılmışız. Milliyetçiliği fazlaca yapmışız. Neyse amacım burada bu konulara girmek değil aslında. Sadece Elif Şafak’a karşı benim gibi önyargısı olup da kitaplarını okumayanlar varsa çok şey kaçırdıklarını bilsinler diye söylüyorum.
Pinhan kitabının bitmesine birkaç sayfa kaldı. Hazır Elif Şafak‘tan bir kitap okumuşken diğer kitaplarına da bir göz gezdireyim dedim bugün. Aslında bana Nagehan‘ın tavsiyesi ile okumuştum Pinhan’ı. Bugün kitabın bitmeye yakın olduğunu söyleyip yeni tavsiye istedim. O da Mahrem kitabını tarif etti bana. Bir de Amin Maalouf‘un Yüzüncü…
Tamamını oku |
4 ahkâm kesilmiş »