<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>n. kaan fakılı &#187; kader</title>
	<atom:link href="http://www.kaanfakili.com.tr/etiket/kader/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kaanfakili.com.tr</link>
	<description>söyleyecek çok sözüm var</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Sep 2010 23:27:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>kahve bahane</title>
		<link>http://www.kaanfakili.com.tr/kahve-bahane/</link>
		<comments>http://www.kaanfakili.com.tr/kahve-bahane/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 19:02:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kaan Fakılı</dc:creator>
				<category><![CDATA[sevgili günlük]]></category>
		<category><![CDATA[abla]]></category>
		<category><![CDATA[allah'ın taktiri]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[kardeş]]></category>
		<category><![CDATA[komik]]></category>
		<category><![CDATA[nasip kısmet]]></category>
		<category><![CDATA[şahane]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaanfakili.com.tr/?p=834</guid>
		<description><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="türk kahvesi" src="http://www.kaanfakili.com.tr/wp-content/uploads/2009/10/turk_kahvesi.jpg" alt="türk kahvesi" align="center" /></p>
<p>Eskiden yazarlar ve şairler kahvehane, çay ocağı gibi değişik yerlerde toplanırlar, edebiyat, sanat ve düşünce üzerine sohbet ederlermiş. İşte böyle yerlere <strong>mahfil </strong>denirmiş. Böyle yerler kültür merkezi diye düşünülür ve adına yakışır şekilde davranılmaktan da hiçbir zaman vazgeçilmezmiş. Büyük şairler ve yazarlar mahfilde büyümüştür.</p>
<p>Biz, modern insanın bir mahfile ihtiyacı varsa ki bu mahfil kendi mahfili olmalıdır. Kendisiyle konuştuğu, kendi ile sohbet ettiği bir mahfildir bu. Çünkü modern insan, <strong>kalabalıklar arasında yalnızke</strong>n en çok kendini düşünmeye ihtiyacı vardır. İşte benim de böyle bir mahfilim var en nihayetinde. Kendimi zaman zaman da olsa dinleyebildiğiğm bir yer.</p>
<p>Burada oturup kitap okurken bir amca geliyor. Ben mutfaktan kendim çay almaya gidince bana, <em>&#8220;Sen burada mı çalışıyorsun?&#8221; </em>diye soruyor. Ben de henüz öğrenci olduğumu söylüyorum (iş muhabbeti yapmak istemediğim kişilere genelde bunu söylerim, zira akıl veren çoktur iş hususunda; şunu yapsaydın ya, bunu yapsaydın ya&#8230;). Sonra başlıyor amca koyu bir sohbete.&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="türk kahvesi" src="http://www.kaanfakili.com.tr/wp-content/uploads/2009/10/turk_kahvesi.jpg" alt="türk kahvesi" align="center" /></p>
<p>Eskiden yazarlar ve şairler kahvehane, çay ocağı gibi değişik yerlerde toplanırlar, edebiyat, sanat ve düşünce üzerine sohbet ederlermiş. İşte böyle yerlere <strong>mahfil </strong>denirmiş. Böyle yerler kültür merkezi diye düşünülür ve adına yakışır şekilde davranılmaktan da hiçbir zaman vazgeçilmezmiş. Büyük şairler ve yazarlar mahfilde büyümüştür.</p>
<p>Biz, modern insanın bir mahfile ihtiyacı varsa ki bu mahfil kendi mahfili olmalıdır. Kendisiyle konuştuğu, kendi ile sohbet ettiği bir mahfildir bu. Çünkü modern insan, <strong>kalabalıklar arasında yalnızke</strong>n en çok kendini düşünmeye ihtiyacı vardır. İşte benim de böyle bir mahfilim var en nihayetinde. Kendimi zaman zaman da olsa dinleyebildiğiğm bir yer.</p>
<p>Burada oturup kitap okurken bir amca geliyor. Ben mutfaktan kendim çay almaya gidince bana, <em>&#8220;Sen burada mı çalışıyorsun?&#8221; </em>diye soruyor. Ben de henüz öğrenci olduğumu söylüyorum (iş muhabbeti yapmak istemediğim kişilere genelde bunu söylerim, zira akıl veren çoktur iş hususunda; şunu yapsaydın ya, bunu yapsaydın ya&#8230;). Sonra başlıyor amca koyu bir sohbete. &#8220;Başlıyor&#8221; diyorum çünkü sohbeti yapan amca, dinleyen/edilgen taraf ise ben oluyorum. Zira arka masaya kafamı dönüp yarım saat boyunca dinlemek zor oluyor.</p>
<p>Amcanın sayısını hatırlamadığım kadar oğlu ve kızı varmış. Bir oğlundan ve kızından bahsetti bana. Onların evlenme hadisesinden. Dinlerken çok kahkaha attığımı hatırlıyorum. Hikâyeyi anlatacağım, yalnız <strong>isimleri ve şehirleri dile getirirken müstear isimler kullanmam gerekiyor</strong>. Bir de olayların karışmaması için sıralı bir şekilde anlatacağım. Lütfen takıldığınız yerde dönüp tekrar okuyun. <img src='http://www.kaanfakili.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>1. Bu iki kardeşten erkek olan Ahmet İstanbul&#8217;da okuyor. Kız olan ise Ankara&#8217;da okuyor. Bir gün Ahmet&#8217;in sıra arkadaşı, Ahmet&#8217;i memleketine, Antalya&#8217;ya,  davet ediyor. Ahmet de seve seve gidiyor ve gezip, eğleniyorlar. Yalnız Ahmet, arkadaşının kızkardeşinden hoşlanıyor.  Neyse efendim aradan zaman geçiyor, Ahmet de sıra arkadaşını Ankara&#8217;ya, memleketine davet ediyor. Arkadaşı da geliyor ve birlikte geziyorlar. İşin ilginç yanı şu ki Ahmet&#8217;in arkadaşı da Ahmet&#8217;in kız kardeşinden hoşlanıyor. <img src='http://www.kaanfakili.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>2. Neyse bunlar mezun oluyorlar falan derken iki erkek arkadaşın annesi de çocuklarını evlendirmek istiyorlar. Ve iki anne de iki arkadaşın kız kardeşini düşünüyorlar gelin olarak. <img src='http://www.kaanfakili.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Ahmet&#8217;in annesi arkadaşının kızkardeşini, Ahmet&#8217;in arkadaşının annesi de Ahmet&#8217;in kızkardeşini. <img src='http://www.kaanfakili.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>3. Bir gün Ahmet ve ailesi evinde otururken çatkapı bir misafir geliyor. Gelen kim olsa beğenirsiniz? Ahmet&#8217;in arkadaşı ve ailesi. Hayırlı bir için gelmişler. Oturuyorlar ve çaylar geliyor. Erkeğin babası diyor ki, bu çayı tek şartla içerim, Allah&#8217;ın emri, peygamberin kavliyle kızınızı oğluma istiyorum. <img src='http://www.kaanfakili.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Kız babası da şaşırıyor tabii. Kız annesi ise hepten şaşkın. Biz de kızı bir şartla veririz, a bu kızınızı da bizim oğlumuza vereceksiniz. <img src='http://www.kaanfakili.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Neyse efendim öyle böyle derken Ahmet arkadaşının kızkardeşi ile, arkadaşı da Ahmet&#8217;in kız kardeşi ile evleniyor.</p>
<p>4. İşin en ilginç tarafı ne mi? Ahmet&#8217;in kızkardeşi Ankara&#8217;da okuyordu ya hani. Arkadaşının kızkardeşi de Ankara&#8217;da okuyor. <img src='http://www.kaanfakili.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Ve bu iki kız da sıra arkadaşı. <img src='http://www.kaanfakili.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  İsterseniz bir denklem kuralım.</p>
<p>Ahmet ( mühendis )                               Ahmet&#8217;in arkadaşının kız kardeşi ( mühendis )</p>
<p>Ahmet&#8217;in arkadaşı ( mühendis )      Ahmet&#8217;in kız kardeşi ( mühendis )</p>
<p>Aradaki evliliği düşünebiliyor musunuz? <img src='http://www.kaanfakili.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Bu bahsettiğim olay 10 yıla yakın bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşiyor. Şimdi mi ne yapıyorlar? Bu dört kişi aynı fabrikada, hemen hemen yakın birimlerde mühendis olarak çalışıyorlar&#8230;. Allah mutluluklarını daim etsin inşallah&#8230;</p>
<p>İşte evlilik denen hadise böyle kader kısmet olayı olsa gerek değil mi? Rabbim yazdığında onu bozmaya kimsenin gücü yetmiyor&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaanfakili.com.tr/kahve-bahane/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>kördüğüm gibi</title>
		<link>http://www.kaanfakili.com.tr/kordugum-gibi/</link>
		<comments>http://www.kaanfakili.com.tr/kordugum-gibi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Aug 2008 21:02:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kaan Fakılı</dc:creator>
				<category><![CDATA[sevgili günlük]]></category>
		<category><![CDATA[doyamadım]]></category>
		<category><![CDATA[hayat bir sınav]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[kördüğüm gibi]]></category>
		<category><![CDATA[necip fazıl]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaanfakili.com.tr/?p=434</guid>
		<description><![CDATA[<p>Lise yıllarında arkadaşlar arasında bir moda vardı. Herkes eline aldığı bir ajandayı arkadaşına götürür yazdığı sorulara cevap vermesini isterdi. Biraz saçma sorular olurdu bunlarda. Mesela benim çok iyi hatırladığım bir soru: &#8220;Duygusal mısınız, gerçekçi mi?&#8221;. O zaman daha duygusallığın ya da gerçekçiliğin ne olduğunu bile tam olarak bilemediğimiz yıllardı. Kimliklerimiz yeni yeni oturuyordu zaten. Hatta deftere yazı yazarken başlardık, &#8220;bana kalbin kadar beyaz sayfayı&#8230;&#8221; O zaman hiç de saçma gelmezdi bunlar değil mi? Kimbilir belki birçoğunuzun lise yıllarına ait birkaç ajandası bile vardır. Özellikle de kızların&#8230; Konuyu yine dağıtmakta üzerime yok değil mi? Şuraya gelmek istiyorum. Genellikle bu defterlerde saçma ama bir o kadar da anlamlı bir soru daha olur: &#8220;Şu an kendinizi bir kelime ile ifade etmek isteseniz bu hangi kelime olurdu ?&#8221;&#8230;</p>
<p>Bu soruya cevap verebilmek için şöyle durup kendinize bir bakmanız gerekiyor. Neyim ben, kimim, neyi yaşıyorum, nasıl yaşıyorum, ne olmak istiyorum, ne yolunda gidiyorum gibi bir&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Lise yıllarında arkadaşlar arasında bir moda vardı. Herkes eline aldığı bir ajandayı arkadaşına götürür yazdığı sorulara cevap vermesini isterdi. Biraz saçma sorular olurdu bunlarda. Mesela benim çok iyi hatırladığım bir soru: &#8220;Duygusal mısınız, gerçekçi mi?&#8221;. O zaman daha duygusallığın ya da gerçekçiliğin ne olduğunu bile tam olarak bilemediğimiz yıllardı. Kimliklerimiz yeni yeni oturuyordu zaten. Hatta deftere yazı yazarken başlardık, &#8220;bana kalbin kadar beyaz sayfayı&#8230;&#8221; O zaman hiç de saçma gelmezdi bunlar değil mi? Kimbilir belki birçoğunuzun lise yıllarına ait birkaç ajandası bile vardır. Özellikle de kızların&#8230; Konuyu yine dağıtmakta üzerime yok değil mi? Şuraya gelmek istiyorum. Genellikle bu defterlerde saçma ama bir o kadar da anlamlı bir soru daha olur: &#8220;Şu an kendinizi bir kelime ile ifade etmek isteseniz bu hangi kelime olurdu ?&#8221;&#8230;</p>
<p>Bu soruya cevap verebilmek için şöyle durup kendinize bir bakmanız gerekiyor. Neyim ben, kimim, neyi yaşıyorum, nasıl yaşıyorum, ne olmak istiyorum, ne yolunda gidiyorum gibi bir sürü soru silsilesinden geçmeniz gerekiyor ki sahih sonuca ulaşabilesiniz. Şimdi düşünüyorum da böyle bir soruya şu an cevap vermek pek zor olmasa gerek. Sanırım böyle bir soruya<strong> &#8220;kördüğüm gibi&#8221;</strong> diye bir cevap verebilirdim.</p>
<p>Bir iki hafta evvel <a href="http://www.vaveyla.net/2008/08/07/kordugum-gibi.html" target="_blank">şurada </a>duyduğum bu kelime zihnime öylesine yer etmiş ki, attığım adımda, baktığım her yerde bu sözcüğü düşünüyorum. Onunla yatıp onunla kalkıyorum adeta. Nedir kördüğüm gibi olmak&#8230;</p>
<p>İnsan hayatı modellenirken belli bir rutinlik üzerine modellenmemiştir. Onlarca, belki de yüzlerce hayatı yaşama şeklimiz vardır. Belki de dünyadaki insan sayısı kadar hayatı yaşama şekli, duygu çeşidi vardır. Herkes belki aynı şeylere sevinebilir ancak bu sevinci yaşama oranı farklıdır. Ya da herkesin babası ölebilir, ancak onu hissetme oranı farklıdır. Ya da hissediş, duyuş şekli. Şimdi size en sevdiğiniz kişinin öldüğünü düşünün desem -Allah korusun- ve ardından hissettiklerinizi sorsam size bana neler söyleyebilirsiniz? On kişiye ve hatta yüz kişiye sorsam hepsinden farklı bir cevap alabilirim değil mi ? Demek ki yaşamı algılayış şeklimiz farklıdır hepimizin.</p>
<p>İşte ben de yaşadıklarını en derinden yaşayan birisiyim. Üzüntülerini de, sevinçlerini de en derinden yaşayan birisiyim. Belki bundan dolayı kayıplarım bir yıkım niteliğinde, kazançlarım da bir piyango niteliğinde. Belki ondan dolayı kaybettiğimde çok derinden üzülüyor, sevindiğimde ise çok içten seviniyorum. Bunu henüz ben de çözümlemiş değilim. Hep diyorum ya, ben de kendimi çözemedim henüz. Acaba diyorum bazen, kimlik bunalımı mı yaşıyorum ben, yoksa <a href="http://www.kaanfakili.com.tr/icimden-gelen-her-seyi-yazdim/" target="_blank">şurada </a>dediğim gibi &#8220;büyüyor muyum?&#8221;.</p>
<p>Aslında böyle olmamayı istiyorum diyebilirim. Üzüntüler karşısında metanetli olabilmeyi, sevinçler karşısında ise olağan karşılamayı istiyorum. Hani bir hikaye vardır ya:</p>
<p>Çocuğun biri çok mutsuzdur. Hiçbir şeyden tat alamaz. Karşılaştığı en ufak sıkıntı, acı onu hüzünlendirir. O da bir bilgenin yanına gider. Derdini bilgeye bir bir anlatır. Bilge de çocuktan bir bardak su ve bir avuç tuz getirmesini ister. Çocuk suyu ve tuzu getirdiğinde, avucundaki tuzu bardağa boşaltmasını ister. Sonra da o bardaktaki suyu içmesini söyler. Çocuk suyu içtiği gibi geri tükürür. Bilge suyun tadını sorar çocuğa. Çocuk, su acı, tadı falan yok der. Sonra birlikte bir göle giderler. Bilge, çocuğa, bir avuç tuzu göle dökmesini söyler. Çocuk tuzu göle döker. Sonra bilge, gölden su içmesini söyler, çocuk da gölden su içer. Şimdi suyun tadı nasıl der bilge. Çocuk, ferahlatıcı, güzel der. İşte bilge bilgeliğini o anda konuşturur. Hayatın bizim için verdikleri karşısında gönlümüzü bir bardak su sanarsak hayat bize çekilmez, acı, ıstırab dolu gelir. Ancak bir bardak su değil de koca bir göl olursa gönlümüz, o acıdan, ıstırabdan bize ne değer?</p>
<p>Üzülecek bir şeyler ile karşılaştığımda bu hikayeyi düşünürüm hep. Neden hayatın bize sundukları karşısında gönlümüzü bir bardak su gibi görürüz ki? Belki tuzun dökülmesini engelleyemeyiz ama bardaktaki ya da göldeki su olmak bizim elimizde değil mi?</p>
<p>Kaderin iki türlü olduğuna inananlardanım. Birisi kendi yazabildiğimiz, kendimizin şekillendirdiği bir kader diğeri de Yaratıcımızın bizim için yazdığı bir kader. İkincisini siz de taktir edersiniz ki biz belirlemiyoruz. Yaratıcımız belirliyor ve biz ona tüm samimiyetimiz ile inanıyor ve yaşıyoruz. Nerede, hangi ailenin çocuğu olacağımız, kiminle evleneceğimiz ya da nerede öleceğimiz gibi bizim irademiz dışında gelişen olaylar Yaratıcının taktirindedir. Ancak geleceğimizi şekillendirmek ise bizim ellerimizde. Doktor olmayı ya da bir yazar olmayı biz seçmişizdir. Nerede, kiminle gezeceğimizi biz seçmişizdir. İşte bu sebeple yaşadığımızdan fazla gam, kasevet duymamak gerekir.</p>
<p style="text-align: right;"><strong>gençlik geldi geçti bir günlük süstü,<br />
nefsim doyamamaktan dünyaya küstü&#8230;</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaanfakili.com.tr/kordugum-gibi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
