‘kaan fakılı’ kelimesi ile ilgili yazılara göz atıyorsunuz
2. türk ? yazarları ankara buluşması
Haziran 15th, 2008 • sevgili günlük • 12 comments
Tags: beyn, bilişim, bilişim hukuku, blog, blog kelimesi, blog ödülleri, blogcuforum, dilimiz kimliğimizdir, erdem, erhan yakut, gülşah, gunce, gunluk, kaan fakılı, türk blog yazarları, türk günlük yazarları, türkçe, türkçenin kullanımı, türkçenin önemi, yakuter
Sanırım aklınıza ilk takılan başlıkta kullandığım soru işareti (?) olacaktır. Hemen size neden başlıkta “blog” kelimesi değil de ‘?’ni kullandığımı söylemek istiyorum. Bildiğiniz gibi “Türk “blog” yazarları” olarak daha evvel ilkini yaptığımız -şurada bahsettim- bugün ise ikincisini yaptığımız toplantımızda birkaç ana madde üzerinde görüşlerimizi belirtecektik. Bu maddelerden bir tanesi de daha evvel Erdem ile mütalaasını yaptığımız “blog” kelimesi yerine Türkçe bir kelime kullanmak ve bu “blog”larda Türkçe kullanımı ile ilgili noktalardı. Velev ki bu toplantıda bulunan hemen hemen herkes “blog” kelimesi yerine Türkçe bir kelime kullanma taraftarı olduğunu belirtti. Bu günden sonra da hangi kelimeyi kullanacağımıza dair çeşitli araştırmalar yapmaya başlayacağız. İşte ortak bir kelime belirlenene kadar “blog” kelimesi yerine elimden geldiğince hiçbir kelime kullanmamaya çalışacağım. O kelimeyi bulunca da sizlere duyuracağız inşallah.
“?” Yazarları Toplantısından Notlar
“Blog” Ödülleri
“Blog” ödülleri konusunda hemen hemen herkes, bu ödüllerin, böyle bir yarışmanın gerekliliğinden ancak uygulanış şeklindeki eksikliklerden söz etti. Oylamaların adaletsizliği, yeterince şeffaf olmayan oylamalar, oylamalarda eksik olan belirleyici kıstaslar gibi eksiklikler herkesin üzerinde mutabık kaldığı etkinliklerdi. Ayrıca bu organizasyonun ilk olması ve bundan dolayı da bu kadar eksikliğin olmasının normal olduğu üzerinde birleştik ve hoş görülü olmaya karar verdik. Kimseyi dövmeyeceğiz.
Bildirdiğimiz görüşleri Erhan sağ olsun not aldı. Onları artık “Blog Ödülleri” yönetimine bildirecektir ve inşallah bildirilerimiz değerlendirilmeye alınacaktır.
Bilişim Hukuku
Bilişim hukuku günün önemli konularından bir tanesiydi. Erhan‘ın ön hazırlığı ile bizlere sunduğu bilişim kanunu gerçekten çok faydalı oldu. Bu konuda gerçekten bilgilenmiş olduk. Mesela her internet sitesinin bir iletişim sayfası, ad soyad gibi bilgilerinin olduğu bir iki sayfasının olmamasının suç olduğunu öğrendim. Bu konu hakkında ileride bir şeyler yazmayı planlıyorum. Teşekkürler Erhan.
Gülşah isimli “blog” yazarının açtığı “blogcuforum.net“in birazcık tanıtımını yaptı. Ne yapmak istediğini, bugüne kadar ne yaptığını vs. anlattı. Biz de ona elimizden geldiğince destek verme kararı aldık. Ayrıca “blog” kelimesi yerine Türkçe bir isim bulduğumuzda yeni alan adını(domain) Erhan ben alacağım diye kendisine söz verdi.
“blog” Kelimesi Yerine Türkçe Bir Kelime Kullanılması ve Akabinde “blog”larda Türkçe Kullanımı
Bence bugün konuşulan ve bize bir şeyler ürettiren en önemli konu buydu. Çünkü herkes bu durumdan şikayetçi olsa da bireysel çözümler üretemediğimiz için gündeme oturan bir konu değildi. Ancak bugün herkes bu konudaki rahatsızlığını ve konunun önemini dile getirdiği için bir aşama katettiğimizi düşünüyorum. Bu konuda Erdem‘in kararlı tavrı benim dikkatimden kaçması. Sanırım buluşmaya gelenlerin de dikkatinden kaçmamıştır.
“Blog” kelimesinin yerine Türkçe bir kelime kullanma kararı aldık. Çünkü türeteceğimiz herhangi bir Türkçe kelime “blog” kelimesine nazaran kullanıcılara daha fazla şey hitap edecektir. Bununla birlikte dilimizin kimliğimiz olduğuna, kültürümüz olduğuna, milletimizin, varlığımızın teminatı olduğuna dair fikirlerimizi beyan ettik. Bizi diğer milletlerden ayıran en önemli özelliğin dil olduğunu söyledik. Buluşmamıza “Blog Yazarları” değil de “Türk Blog Yazarları” dediğimizin en önemli nedeninin “Türk” kelimesi olduğunu, bizi diğer milletlerden “Türk” kelimesinin ayırt ettiğini belirttik. “Türk”ün de en iyi ayırt edici özelliğinin dili olduğunu söyledik. İşte tüm bu sebeplerden dolayı “blog” kelimesine Türkçe bir karşılık aramaya başladık. Bulduğumuz karşılıklardan bir tanesini kararlaştırıp tüm “blog” yazarları olarak o kelimeyi kullanacağız.
Siz de “blog” kelimesine karşılık önermek istiyorsanız, bu iş için özellikle kurduğumuz şu internet sayfasına göz atabilir ve yorumda bulunabilirsiniz.
Bu yukarıda saydığım konuların dışında önemli önemsiz bir sürü konu konuştuk. Onlar benim şu an aklıma gelmiyor. Not alan, aklında olan arkadaşlar eminim ki yazacaklardır. Benim şimdiki yazacaklarım bu kadar.
Kendi günlüklerinde buluşmadan bahsedenler
Erkan Hirik, Gülşah, Erdem Çorapçıoğlu, Sanal Duvar, Ne Yazsak, Wp Türkiye, Barış Ünver, Hüseyin Mert
türk blog yazarları ankara buluşmasından notlar
Nisan 14th, 2008 • sevgili günlük • 15 comments
Tags: abdullah karacabay, ahmet ayaz, ahmet eroğlu, ali bahşişoğlu, ali rıza babaoğlan, ankara, bahçeli cafe bistro, bahçelievler, barış ünver, bildirgec, blog ödülleri, burak özdemir, çağrı sümer, enver salih yaylacı, erdem çorapçıoğlu, erhan yakut, fatih arslan, ferhat çalışkan, hamdi yaman, ibrahim çınar, içerik hırsızlığı, kaan fakılı, mehmet fatih yıldız, mücahit yılmaz, murat hasdemir, mustafa türksavaş, ogün kekül, onur arslan, onur şendere, reşat diker, seo, serhat çulhalık, tby derneği, türk blog yazarları, uğur başcı, veysel semiz, wordpress

Aslında bu buluşmayı zaten buluşmaya katılan herkes günlüğüne not ediyor zaten, benim etmeme ne gerek var diye saçma bir kanı ile bu konuda pek bir şey yazmak istemiyordum. Ancak bugün bu konu ile ilgili bir şeyler yazan arkadaşlara bakarak ben de özendim ve buluşma ile ilgili bir şeyler yazmaya karar verdim.
Buluşma salonuna giderken kimseyi tanımıyor olmanın verdiği bir tedirginlik ile adımlarımı aheste bir şekilde atıyordum. Oraya gidecektim, hiç tanımadığım kişilerle tanışacak ve sanki kırk yıllık ahbap gibi sohbet edecek, fikir paylaşımında bulunacaktım. Biraz garip geliyordu bana. Salona ilk girdiğimde 15-20 kişilik bir ekibin dağınık bir şekilde oturduklarını gördüm. Merdivenin tam karşısında arkası dönük bir şekilde Barış oturuyordu. Onu hemen kabarık saçlarından tanıdım. Kendimi tanıttıktan sonra alelacele yaka kartımı da aldım ve yular gibi boynuma taktım. Daha sonra arkaplânda kalacak şekilde sohbeti dinlemeye koyuldum. Yaklaşık 15 dakika kadar dağınık şekilde oturduk. Daha sonra büyük iş adamlarının toplantı masaları gibi masaları yerleştirerek kendimize bir oturma plânı çıkarttık. Neyse yaklaşık 25 kişi idik.
Hepimiz günlüklerimizde ahkâm kesmeyi biliyorduk. Ancak iş dille bir şeyler ifade etmeye gelince sus pus olduk. Başta da ben.
Ancak ilerleyen zaman hepimizin tutukluğunu çözmeye biraz daha yardımcı oldu diyebilirim. İlk önce hepimiz günlüklerimizi tanıttık. Daha sonra da başladık listedeki konulardan konuşmaya. Günün en çok tartışılan konusu “içerik hırsızlığı” konusuydu. Sanırım sonu gelmeyen kısır bir tartışma olsa gerek.
Toplantı boyunca pek konuşmamayı tercih ettim. Genelde yeni girdiğim ortamlarda konuşulanlardan çok konuşanlara dikkat etmeye çalışırım. Bende ne gibi bir intiba bıraktığı her şeyden çok önemlidir. Burada da onu yapmaya çalıştım. Anladım ki, hepimiz samimi bir şeylerin peşindeyiz. Hepimizin orada ortak bir derdi, ortak sevinçleri var. Ben nasıl Alexa‘da sitemin 50.000 sıra birden üstte çıktığında çocuklar gibi seviniyorsam, oradaki herkes de o şekilde seviniyormuş. Farklılık içinde birliğin ne olduğunu da öğrenmiş oldum. Read more »
dönersin diye
Mart 4th, 2008 • şiir • No comments
Tags: dönersin diye, kaan fakılı, şiir
bir gün dönmeyi isteyeceksin,
ekmek kırıntısı serp gittiğin yollara,
sana dönüş işareti,
bana aşk kırıntıları olsun.
bir gün sen de sevmeyi isteyeceksin,
yüreğimdeki aşk odunu söndürmeden git,
döndüğünde yerinde bulabilirsin belki ama,
göreceğin tablo senin fırçandan olsun.
Kaan Fakılı, 4 Mart 2008, Ankara
yağmuru beklerken
Mart 3rd, 2008 • denemeler, sevgili günlük • No comments
Tags: ankara, deneme, kaan fakılı, yağmuru beklerken
Yağmurlar hakkında gerekli gereksiz her şeyi bilen birisiyim. Kastetmek istediğim ne zaman yağacağı ve dineceği değil elbette. Müneccim değilim. Hiç de olmayı istemedim aslında. Ancak küçükken Kemal Sunal’ın romatizma olduğu filmi izlerken ben de yağmurun yağacağı zamanı tahmin etmek istemişimdir. Ancak hiçbir zaman yağmurun ne zaman yağacağını tahmin edemedim. Yağmurlar hakkında gerekli gereksiz her şeyi bilirim ben.
Yağmurlar hakkında gerekli gereksiz neler bilinebilir ki demeyin! Yağmurlar da insanlar gibidir. Bir dünyaları vardır. Kendi doğmalarının olduğu, kendi ölümlerinin olduğu, aşklarının, sevgilerinin, ayrılıklarının, mutluluklarının olduğu bir dünyaları vardır. Tıpkı bizim dünyamız gibi. Aradaki tek fark biz insanızdır, onlar ise yağmur.
Sabahları camlarımızı açtığımızda yağmurun yağışını görürüz bazen. Birçoğuna bir şey ifade etmeyecektir bu. İfade etmesi için yağmur olmak gerekir. Ya da yağmurdan olmak gerekir. O gökten yere ince süzülüşüne anlam verebilmek için ya yağmur olmak gerekir ya da yağmurdan olmak gerekir. Onun geldiği yeri, gittiği yeri bilmek gerekir. Gözlerimizin alabildiği mesafe kadar gökyüzünden gelmez yağmur. Onun da kendine göre bir hayatı vardır. Evveli vardır. Sonra toprağa karışıyor, bitiyor dememek gerekir. Ahiri de vardır yağmurların. Read more »




son yorumlar