Öğretmenliğimin ilk haftasının heyecanını henüz tam olarak üzerimden atamamışken -ki atmak istediğim de söylenemez- sizlere geçirdiğim son bir haftayı, öğretmenlik deneyimlerimi ve öğrencilerimi anlatmak istiyorum. Aslına bakarsanız öğrencilerime verdiğim söz üzere yazıyorum bu yazıyı. Onlara onları anlatmanın ne kadar zevkli bir şey olduğunu göstermek istiyorum. En azından Kaan Öğretmenlerinin gözünden değil de Kaan Fakılı‘nın gözünden nasıl göründüklerini bilmek isterler diye düşündüm.
Yaklaşık 1 hafta önce görevlendirme ile Ankara, Keçiören‘de güzel bir lisede öğretmenliğe başladım. Daha evvel Millî Eğitim‘de öğretmenlik yapmamış olmam, derslere girmeden önce bende biraz çekingenlik yarattı diyebilirim. Acaba öğrencilere yaklaşımım, öğrencilerin bana yaklaşımı nasıl olur diye düşünüyordum. Benden evvel ki öğretmenlerinin görevden ayrılması ve yerine benim gelmem acaba onlarda bir kırgınlık, bir küskünlük yaratır mı diye endişe ediyordum. Pazartesi sabah yataktan kalkarken, traş olurken, yüzümü yıkarken, takım elbisemi giyerken ve okula hafif adımlarla aheste revan giderken hep bunları düşündüm. Ve bir de acaba onlara faydalı olabilecek miydim, dönem sonunda…
Tamamını oku |
21 ahkâm kesilmiş »
Aslında uzun bir süre önce şu yazıda Ankara‘dan biraz uzaklaşmak istediğimi, biraz kafa dinlemek istediğimi söyleyerek sahalardan uzak kalacağımın sinyalini vermiştim. Birkaç günlüğüne Ankara‘ya yakın bir ilde biraz gezdim, tozdum. Tebdil-i mekânda rahatlık vardır derler ya, aslında pek de öyle değilmiş, onu anladım. Tebdil ettirdiğiniz eğer bedeniniz ise sizde pek bir değişiklik vaki olmuyor. İllâ ki ruhunuzu tebdil ettirmelisiniz. Biz de onu becerebilecek olgunlukta olmadığımızdan yaptığımız tebdil biraz hüsranla sonuçlandı. Nitekim Ankara’ya geldikten sonra da kaçışım devam etti. Neyse, bu konuda ve aklıma şu an gelmeyen onlarca konuda ileriki günlerde bir şeyler yazacağım. Bu yazıda ise günlüğümün arayüzünü/temasını değiştirdiğimi bildirmek niyetindeyim ve aklımda olan eksiklikleri saymak istiyorum.
Yeni arayüzü yapma fikri epey bir süre evvel oluştu bende. Eski arayüz ile oynarken artık sıkıldığımı ve değişiklik yapmak istediğimi fark ettim. Önceki arayüz grafik tabanlı bir arayüz olmadığı için üzerine işlediğim grafikler epey sırıtıyordu. Ben burada fazlayım ağabey, diyordu adeta. Ben de bir…
Tamamını oku |
13 ahkâm kesilmiş »
Sanırım aklınıza ilk takılan başlıkta kullandığım soru işareti (?) olacaktır. Hemen size neden başlıkta “blog” kelimesi değil de ‘?’ni kullandığımı söylemek istiyorum. Bildiğiniz gibi “Türk “blog” yazarları” olarak daha evvel ilkini yaptığımız -şurada bahsettim- bugün ise ikincisini yaptığımız toplantımızda birkaç ana madde üzerinde görüşlerimizi belirtecektik. Bu maddelerden bir tanesi de daha evvel Erdem ile mütalaasını yaptığımız “blog” kelimesi yerine Türkçe bir kelime kullanmak ve bu “blog”larda Türkçe kullanımı ile ilgili noktalardı. Velev ki bu toplantıda bulunan hemen hemen herkes “blog” kelimesi yerine Türkçe bir kelime kullanma taraftarı olduğunu belirtti. Bu günden sonra da hangi kelimeyi kullanacağımıza dair çeşitli araştırmalar yapmaya başlayacağız. İşte ortak bir kelime belirlenene kadar “blog” kelimesi yerine elimden geldiğince hiçbir kelime kullanmamaya çalışacağım. O kelimeyi bulunca da sizlere duyuracağız inşallah.
“?” Yazarları Toplantısından Notlar
“Blog” Ödülleri
“Blog” ödülleri konusunda hemen hemen herkes, bu ödüllerin, böyle bir yarışmanın gerekliliğinden ancak uygulanış şeklindeki eksikliklerden söz etti. Oylamaların adaletsizliği, yeterince şeffaf olmayan oylamalar, oylamalarda eksik olan belirleyici kıstaslar gibi…
Tamamını oku |
12 ahkâm kesilmiş »

Aslında bu buluşmayı zaten buluşmaya katılan herkes günlüğüne not ediyor zaten, benim etmeme ne gerek var diye saçma bir kanı ile bu konuda pek bir şey yazmak istemiyordum. Ancak bugün bu konu ile ilgili bir şeyler yazan arkadaşlara bakarak ben de özendim ve buluşma ile ilgili bir şeyler yazmaya karar verdim.
Buluşma salonuna giderken kimseyi tanımıyor olmanın verdiği bir tedirginlik ile adımlarımı aheste bir şekilde atıyordum. Oraya gidecektim, hiç tanımadığım kişilerle tanışacak ve sanki kırk yıllık ahbap gibi sohbet edecek, fikir paylaşımında bulunacaktım. Biraz garip geliyordu bana. Salona ilk girdiğimde 15-20 kişilik bir ekibin dağınık bir şekilde oturduklarını gördüm. Merdivenin tam karşısında arkası dönük bir şekilde Barış oturuyordu. Onu hemen kabarık saçlarından tanıdım. Kendimi tanıttıktan sonra alelacele yaka kartımı da aldım ve yular gibi boynuma taktım. Daha sonra arkaplânda kalacak şekilde sohbeti dinlemeye koyuldum. Yaklaşık 15 dakika kadar dağınık şekilde oturduk. Daha sonra büyük iş adamlarının toplantı masaları gibi masaları yerleştirerek…
Tamamını oku |
15 ahkâm kesilmiş »
Sevgilimin gidişine yazdığım bir şiir. Neyse ki dönmesi çok sürmedi…
Tamamını oku |
ahkâm kesilmemiş »