
Eskiden yazarlar ve şairler kahvehane, çay ocağı gibi değişik yerlerde toplanırlar, edebiyat, sanat ve düşünce üzerine sohbet ederlermiş. İşte böyle yerlere mahfil denirmiş. Böyle yerler kültür merkezi diye düşünülür ve adına yakışır şekilde davranılmaktan da hiçbir zaman vazgeçilmezmiş. Büyük şairler ve yazarlar mahfilde büyümüştür.
Biz, modern insanın bir mahfile ihtiyacı varsa ki bu mahfil kendi mahfili olmalıdır. Kendisiyle konuştuğu, kendi ile sohbet ettiği bir mahfildir bu. Çünkü modern insan, kalabalıklar arasında yalnızken en çok kendini düşünmeye ihtiyacı vardır. İşte benim de böyle bir mahfilim var en nihayetinde. Kendimi zaman zaman da olsa dinleyebildiğiğm bir yer.
Burada oturup kitap okurken bir amca geliyor. Ben mutfaktan kendim çay almaya gidince bana, “Sen burada mı çalışıyorsun?” diye soruyor. Ben de henüz öğrenci olduğumu söylüyorum (iş muhabbeti yapmak istemediğim kişilere genelde bunu söylerim, zira akıl veren çoktur iş hususunda; şunu yapsaydın ya, bunu yapsaydın ya…). Sonra başlıyor amca koyu bir sohbete.…
Tamamını oku |
1 ahkâm kesilmiş »
Çoğu zaman beni üzecek olaylarla karşılaşsam da, yine de seviyorum yaşamayı. Hayat, gerçekten yaşamaya değecek kadar güzelliği içinde barındırıyor. Ayrıntıların hepsini geçtim, sabah uyandığımızda havanın aydınlık olması bile bize yaşama sevinci vermeye yetiyor.
Ülkenin dört bir yanında her gün birbirinden farklı hadiseler cereyen ediyor. Bazıları bizi güldürürken bazıları da ağlatıyor. Bazıları ise gülerim ağlanacak halimize dedirtiyor. Şimdi size anlatacağım hadise sizi ağlataak mı güldürecek mi yoksa gerçekten dudaklarınızda bir tebessüm mü bırakacak, bilmiyorum. Orasına siz karar verin artık.
Geçenlerde eve gelmek için Ankara‘nın meşhur “mavi” dolmuşlarından bir tanesine bindim. Bir yandan koltuğuma oturmuş günün yorgunluğunu üzerime atmaya çalışırken bir yandan da telefonla konuşuyordum. Derken dolmuşçu yolda gördüğü bir davulcu ile zurnacıyı dolmuşa aldı. Sanırım paraları yokmuş, o da belli bir yere kadar sizi götüreyim dedi.
Az gittik, uz gittik derken tam kafamı cama yasladım, o sırada bir zurna sesi ile irkildim. Sanırım tek irkilen ben değildim. Tüm dolmuş benimle aynı…
Tamamını oku |
5 ahkâm kesilmiş »
Kitle iletişim araçlarının günlük yaşamımıza etkisini sürekli tartışır dururuz. Yararlı ve zararlı yanlarını bir masaya rahatlıkla yatırmamıza rağmen bir türlü bu zararları üzerine bir çözüm yolu sunamayız. Çünkü hiçbirimiz bu programlara bakmayız. Biz hep belgesel seyrederiz. Eğitici şeyler yayınlanmasını isteriz. Ancak bu öyle bir tezattır ki, bu programlar belgesellerden daha fazla izlenir. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu olayı…
Kitle iletişim araçlarından televizyonun mu yoksa internetin mi daha zararlı olduğu ise hâlâ bir muamma… Ama bana kalırsa televizyon daha fazla kitleye hitap ettiği için (en azından şimdilik) daha zararlı gibi gözüküyor. Bu sebeple televizyon programlarını ciddi anlamda eleştirmek gerektiğini düşünüyorum.
İnsan hayatını ucuzlaştıran televizyon programlarının ilki “biri bizi gözetliyor” programıydı. Belki bugünkü programlara oranla daha bir edepli olan bu programın Türk örf ve adetlerine aykırı bir sürü yanı var. Şimdi bunları bir çığırtkan gibi burada çığıracak değilim. Zira benim bu yazıda üzülerek değinmek istediğim…
Tamamını oku |
4 ahkâm kesilmiş »