Üniversitede, 4. sınıfın ilk döneminde, Türkiye Türkçesi Yapı Bilgisi diye bir ders vardı. Derste sağ olsun hocamız bize birçok dil bilim terimini ezberletti.
Biraz da olsa ilgi duyanların sıklıkla karşılaşacağı terimler bunlar.
- Fonoloji: Ses Bilgisi
- Etimoloji: Köken Bilgisi
- Morfoloji: Yapı Bilgisi
- Sentaks: Söz Dizimi
- Filoloji: Dil Bilim ama daha çok tarihi dil metinlerinin çözümü ve tahlili.
- Semantik: Anlam Bilgisi
- Leksikoloji: Sözlük Bilimi
- Stilistik: Üslûp Bilimi
- Onomastik: Ad Bilimi
- Fonem: Bilinçli olarak çıkarılan ve kelimelerde mânâ değişikliği yapabilen seslerdir. Mesela: “tok” ve “yok” kelimelerindeki “t” ve “y” sesleri birer fonemdir.
- Alefon: Örnek üzerinde belirtelim, “düğün” ve “dügün” kelimelerindeki “g” ve “ğ” sesleri alefondur. “bakmağa” ve “bakmaya” kelimelerindeki “ğ” ve “y” sesleri alefondur.
- Alamorf: Değişken şekillilik, yani varyant demektir. Mesela “-lık” ekinin birkaç farklı alamorfu vardır: -lık, -lik, -luk, -lük.
- Vokal: Sesli harf.
- Konsonant: Sessiz harf.
Sizin de kafanıza takılan dil bilim terimleri varsa doğru yere geldiniz. Siz sorun, ben bulayım. 
Yazar: Kaan Fakılı |
ahkâm kesilmemiş »
Dil bilimci olmak kelimelerle haşir neşir olmaktan geçer. Kelimelerin gösterdikleri şey değil, bizzat kelimenin kendisi önemlidir sizin için. Tarihî seyirde, hangi anlamlarda kullanılmış, hangi ses değişimlerine uğramış, kimlerden alınmış ya da kimlere verilmiş vs. gibi sorulara cevaplar arar durursunuz. Birkaç gün köken bilimle uğraşıverin artık rüyanızda kelimelerle dans eder ve kendinizi onların esrarlı dünyasında bulursunuz. Artık sizin için bir ilgi, zevk alma aracıdır kelimeler. Hele bir de ihtisasınızı bu konuda yapıyorsanız demeyin keyfinize.
Bugün ağzımızdan bir çırpıda çıkan kelimelerin yıllar içinde başlarından bir sürü hadise geçmiştir. Kimler kullanmamıştır ki o kelimeleri…
Dil bilimle uğraşan birisi olarak, sık sık etimoloji kitaplarını karıştırır, kafamı kurcalayan kelimelere bakarım. Bazen de bazı kelimelerin kökeni üzerine yazılmış makaleler okurum.
Bugün TDK‘nin çıkardığı Belleten‘in dvd olarak hazırlanmış halini kurcalarken güzel bir makale ile karşılaştım. Kırıkkale‘de Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yapmış olan ve şu an da Bozok Üniversitesi‘nde öğretim görevlisi olarak görev yapan Yard. Doç. Dr. Seyfullah Türkmen‘e ait bu makale. Makale “gebermek” kelimesinin kökeni üzerine yazılmış. İşte bu yazıda da “gebermek” kelimesini makalenin ışığında kendi yorumumla sizlere aktaracağım.
Bu kelimenin kökeni hakkında fikir yürütmeden evvel anlamı üzerine beyin jimnastiği yapalım. “Ölmek” ve “gebermek” kelimeleri hemen hemen aynı anlama gelir. Ancak “gebermek” kelimesini biz genelde olumsuz bir anlamda kullanırız. Halk ağızlarında da bu sözcük, hastanın öldükten sonraki anı, şişmeye ve kokmaya başladığı ifade etmek için kullanılıyor. Yani yine olumsuz anlamda.
Sanırım buradaki “gebermek” kelimesinin de “kabarmak” kelimesi ile ilişkili olduğunu hepimiz gördük değil mi?
Bakın halk kültürüne biraz indiğimiz zaman nasıl da kelimenin kökeni kendini bize gösteriveriyor. Geber- < kabar-. Yine anneannelerimizin, hattâ annelerimizin kızdıkları zaman bize söylediği “geberesice“ kelimesini de bir şekilde izah etmiş olduk değil mi?
Öldüğünde yanına kimsenin yanaşamayacağı kadar kok, kabar demek istiyorlar işte.
Yine bizim hamile kadınlar için kullandığımız “gebe” kelimesinin de buradan geldiğini söylesek ayıp etmiş olmayız değil mi?
Belki zorlama olacak ama “göbek” kelimesini de bu kelime ile ilişkilendirebiliriz kanımca.
Yazar: Kaan Fakılı |
1 ahkâm kesilmiş »
Türkçedeki sözcüklerin etimolojik tahlillerine üniversiteye başladığım sene merak salmıştım. Gördüğüm kelimelerin acaba Türkçe mi yoksa yabancı kökenli mi olduğunu ilk önce düşünür, sonra da kökenine dair kendimce sorgulamalarda bulunurdum. Alışkanlık bu ya, otobüste falan giderken dükkan adlarına gözlerim takılır, kelimeler üzerinde oldukça kafa yorardım. Hattâ rüyamda bile gördüğüm olurdu bu kelimeleri. Sanırım edebiyatçı olmak böyle bir şey olsa gerek. Hani üzerine çok düşündüğünüz bir şeyi rüyanızda görürseniz ve rüyanızda da o şey ile cebelleşirseniz, o üzerine düşündüğünüz şey konusunda doğru yolda olduğunuzu hissedersiniz ya, bu da öyle bir şeydi sanırım. İşte o gün bugündür etimolojiye, yani kelimelerin kökenine oldukça meraklıyımdır. Öyle ki hayatımın her alanında bu merakı kullanmayı da severim doğrusu. Mesela herhangi bir sebepten karşıma çıkan “uçkur” kelimesinin kökeninin “iç kur”a dayanıyor olması beni bir hayli şaşırtmıştı. Eski Türkçede “kur” kelimesi bağ anlamında kullanılıyormuş. “İç kur” da dolayısıyla iç bağı anlamında kullanılırmış. Zamanla kelime “uçkur” halini almış.
Rica etmek kelimesine gelince, bunu dershanede bir öğrencime edebî sanatlar konusunu anlatırken fark ettim. Edebî sanatlar konusunu anlatırken ilk önce sanat isimlerinin nereden geldiğine değinirdim. Bu sanat isimleri Arapça kökenli olduğu için Arapça kelime türetme mantığına dair bir şeyler söylerdim. Mesela Arapça “ktb” kökünden, “kitab, kitabe, katib, mekteb” gibi kelimeler türetilmiş. (more…)
Yazar: Kaan Fakılı |
1 ahkâm kesilmiş »