Çoğu zaman beni üzecek olaylarla karşılaşsam da, yine de seviyorum yaşamayı. Hayat, gerçekten yaşamaya değecek kadar güzelliği içinde barındırıyor. Ayrıntıların hepsini geçtim, sabah uyandığımızda havanın aydınlık olması bile bize yaşama sevinci vermeye yetiyor.
Ülkenin dört bir yanında her gün birbirinden farklı hadiseler cereyen ediyor. Bazıları bizi güldürürken bazıları da ağlatıyor. Bazıları ise gülerim ağlanacak halimize dedirtiyor. Şimdi size anlatacağım hadise sizi ağlataak mı güldürecek mi yoksa gerçekten dudaklarınızda bir tebessüm mü bırakacak, bilmiyorum. Orasına siz karar verin artık.
Geçenlerde eve gelmek için Ankara‘nın meşhur “mavi” dolmuşlarından bir tanesine bindim. Bir yandan koltuğuma oturmuş günün yorgunluğunu üzerime atmaya çalışırken bir yandan da telefonla konuşuyordum. Derken dolmuşçu yolda gördüğü bir davulcu ile zurnacıyı dolmuşa aldı. Sanırım paraları yokmuş, o da belli bir yere kadar sizi götüreyim dedi.
Az gittik, uz gittik derken tam kafamı cama yasladım, o sırada bir zurna sesi ile irkildim. Sanırım tek irkilen ben değildim. Tüm dolmuş benimle aynı…



son yorumlar
anlık takip