
Ankara bu aylarda çok sıcak olur. Özellikle güneşin tepeye vardığı vakitlerden batmaya yakın vakitlere kadar güneşte duramazsınız. Durduğunuz an cayır cayır yanmaya başlarsınız tabiri caizse. İşte bugün de böylesine bir gündü Ankara ve benim için.
Bir arkadaşla buluşacaktım. Onu beklerken şöyle gölge bir yere geçeyim de sıcak çarpmasın dedim. Hemen bir ağaç buldum ve ağacın gölgesinde bir bahçe demiri belirdi gözlerime. Gittim yaslandım ve beklemeye başladım.
Evlerinin önünde top oynayan çocuklar dikkatimi çekti. Küçükken bu saatlerde annelerimiz bizleri sokağa çıkartmazdı. Ancak evin bahçesi gölge ise orada oynayabilirdik. Ya da camın kenarına oturur, sokaktan geçenleri izlerdik…
Bahçe demirinde mayıştığım sırada iki tane çocuk güle oynaya geliyorlardı. Ellerinde dondurma ile. Şöyle dikkatlice baktım v gördüğüm manzara karşısında çok şaşırmıştım.
Biz çocukluklarımızın, çocukken yaptıklarımızın ya da yaşadıklarımızın bize özel olduğunu düşünürdük. En azından ben öyle düşünürdüm. Meybuz yemeyi en çok ben severim zannederdim. Ya da misket oynamayı…
Çocuklar dondurmayı üstünden epey yemişler,…
Tamamını oku |
3 ahkâm kesilmiş »

Şurada da ramazanların eski ramazanlar ve akabinde bayramların da eski bayramlar olmadığından bahsettim. Her fırsatta da bundan bahsedip duruyorum. Bahsetmeye de devam edeceğim. Belki biz bayram havasını tadacak yaşı aştığımızdan belki de bayramların gerçekten eski bayramlar olmadığından bayramlarda bayram tadı yok. Evet, gerçekten de bayramlara bayram tadı yok. Eğer olsa idi ben bu gece saat 12 olmadan derin bir uykuya hazırlanıyor olurdum. Oysa saat şu an sabahın 5′i ve ben bayramların bayram olmadığından bahsedip durmakla meşgulüm. 2 saat sonra bayram namazı vaktinin girecek olmasına rağmen burada gönül eğlendiriyorum.
Bayramda bayram kutlamak adettendir diye yazmak istedim bu yazıyı. Biraz da bayramdan nasıl tat alabileceğimizden bahsetmek istedim aslında. Benim için bayramlar yeni hatta gıcır kıyafetleri alıp akrabaları dolaşmaktan ibaretti küçükken. Hattâ çoğu zaman bayramlık elbiselerimi başucuma koyuyor öyle yatıyordum. Sabah camiye giderken dahi onları giyebilecek olmanın hevesi ile evden çıkıyor ve yine aynı hevesle koşa koşa eve geliyordum. Tabiî…
Tamamını oku |
1 ahkâm kesilmiş »
Bugün düzenli olarak takip ettiğim blogları okurken bizim Suskun‘un günlüğünde “Çocukken Kavrayamadığımız Şeyler” adında güzel bir yazı ile karşılaştım. Yazıyı sonladığımda dudaklarımda bir tebessüm olduğunu fark ettim. Meğer hepimizin çocukluğunda kavrayamadığı birçok şey varmış ve bunlardan bazıları da ortak kavrayamadığımız şeylerdenmiş. Ben de bu yazımda çocukluğumda kavrayamadığım şeylerden bahsetmek istiyorum. Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış misali bir mum uydurdum kendi kendime.
Suskun‘un yazısını mim olarak aldım kabul ettim, aldım kabul ettim, aldım kabul ettim.
Ben de birkaç kişiyi mimlemek istiyorum. Canları isterse yazar, memnun oluruz. Hem ne ilginç çocukluklar varmış onları öğreniriz
Çocukluk bambaşka bir şeydir. Küçük dünyamızda yeni yeni gördüğümüz, duyduğumuz, hissettiğimiz şeyleri tanımlamaya çalışırız. Çoğunda yanlış tanımlamalarda bulunsak da yine de anlamlandırmaya çalışıyoruz her şeyi. Onun için değil midir…
Tamamını oku |
5 ahkâm kesilmiş »