‘bahçeli cafe bistro’ kelimesi ile ilgili yazılara göz atıyorsunuz
“deklare etmek” çılgınlığı
Haziran 22nd, 2008 • türkçe • 1 comment
Tags: ankara blog yazarları buluşması, bahçeli cafe bistro, bildirmek, blog, declare, declare etmek, deklare, deklare etmek, gunluk, türkçe, türkçe kelimeler, türkçeleştirme, yabancı kelime, yazar
Türkçenin günden güne yabancı kelimeler yığınına dönmesini hepimiz uzaktan izliyoruz. Müdahale etmek isteyenlere de “o oturmuş, bu geçmiş, bu bunu karşılamıyor, o çok komik” gibi ipe sapa gelmeyen bahaneler sunarak insanı Türkçeleştirme hareketinden soğutuyorlar.
Efendim bildiğiniz gibi geçen pazar Türk “Blog” Yazarları ile Ankara Bahçeli’de Cafe Bistro‘da buluşmuş çeşitli konular üzerine sohbet etmiş ve fikirlerimizi beyan etmiştik. O toplantıya dair düşüncelerimi şurada da yazmıştım. Toplantıda aldığımız bir karar üzerine de “blog” kelimesi yerine Türkçe bir kelime bulacak ve onu kullanacaktık. Ben de eve gelir gelmez vakit kaybetmeyerek benim anadilim.org’da bir alt alan(subdomain) oluşturdum ve burada bu kelimeyi Türkçeleştirmek isteyenlerin görüşlerini almak istedim. Şu anki gelişmeler, yazarların birçoğunun bu kelime yerine Türkçesini kullanmak istedikleri yönünde. Ben ise bu kelimeye Türkçe bir karşılığı yakında önereceğim. Henüz araştırma aşamasındayım.
Efendim bahsettiğim gibi Türkçeleştirme hareketleri bir yandan bizim tarafımızdan da hız kazanmış durumda. Ancak biz Türkçeleştirme hareketlerinin yanında bir de yabancılaştırma hareketleri var ki sormayın gitsin. Türkçede karşılığını bulamadığınız ya da bilmediğiniz bir kelimenin yabancı karşılıını kullanmanıza hak veririm bir yere kadar. Ancak Türkçede bir kelime varsa ve siz bunu kullanmaktan imtina edip yabancı kelimeyi kullanırsanız o vakit ayıp etmiş olursunuz. Hele hele bu isim değil bir de fiil ise daha da ayıp etmiş olursunuz. Çünkü dilin yapıtaşları fiillerdir. Fiiller yeri geldiğinde birer cümle niyeliğindedir.
Yukarıda bahsettiğim yaklaşımla araştırdığımda önüme öyle bir kelime çıkıyor ki inanın şaşkına dönüyorum. “Deklare etmek”. Birkaç php kitabında gördüğüm bu kelimeyi bugün internette sık sık görmeye başladım. Anlamı da öyle karışık falan değil biliyor musunuz?
Deklare etmek = Bildirmek
Şimdi hangi zihniye bana bildirmek kelimesi yerine deklare etmek ifadesini kullanmanın daha kolay ve daha güzel olduğunu söyleyebilir ki? Türkçesi 1 kelime iken yabancısı ise 2 kelime. Hem de o 2 kelimeden bir tanesi de bizim Türkçedeki yardımcı fiillerden birisi.
Ben buradan bildiren yerine deklare edenleri şiddetle kınıyorum.
türk blog yazarları ankara buluşmasından notlar
Nisan 14th, 2008 • sevgili günlük • 15 comments
Tags: abdullah karacabay, ahmet ayaz, ahmet eroğlu, ali bahşişoğlu, ali rıza babaoğlan, ankara, bahçeli cafe bistro, bahçelievler, barış ünver, bildirgec, blog ödülleri, burak özdemir, çağrı sümer, enver salih yaylacı, erdem çorapçıoğlu, erhan yakut, fatih arslan, ferhat çalışkan, hamdi yaman, ibrahim çınar, içerik hırsızlığı, kaan fakılı, mehmet fatih yıldız, mücahit yılmaz, murat hasdemir, mustafa türksavaş, ogün kekül, onur arslan, onur şendere, reşat diker, seo, serhat çulhalık, tby derneği, türk blog yazarları, uğur başcı, veysel semiz, wordpress

Aslında bu buluşmayı zaten buluşmaya katılan herkes günlüğüne not ediyor zaten, benim etmeme ne gerek var diye saçma bir kanı ile bu konuda pek bir şey yazmak istemiyordum. Ancak bugün bu konu ile ilgili bir şeyler yazan arkadaşlara bakarak ben de özendim ve buluşma ile ilgili bir şeyler yazmaya karar verdim.
Buluşma salonuna giderken kimseyi tanımıyor olmanın verdiği bir tedirginlik ile adımlarımı aheste bir şekilde atıyordum. Oraya gidecektim, hiç tanımadığım kişilerle tanışacak ve sanki kırk yıllık ahbap gibi sohbet edecek, fikir paylaşımında bulunacaktım. Biraz garip geliyordu bana. Salona ilk girdiğimde 15-20 kişilik bir ekibin dağınık bir şekilde oturduklarını gördüm. Merdivenin tam karşısında arkası dönük bir şekilde Barış oturuyordu. Onu hemen kabarık saçlarından tanıdım. Kendimi tanıttıktan sonra alelacele yaka kartımı da aldım ve yular gibi boynuma taktım. Daha sonra arkaplânda kalacak şekilde sohbeti dinlemeye koyuldum. Yaklaşık 15 dakika kadar dağınık şekilde oturduk. Daha sonra büyük iş adamlarının toplantı masaları gibi masaları yerleştirerek kendimize bir oturma plânı çıkarttık. Neyse yaklaşık 25 kişi idik.
Hepimiz günlüklerimizde ahkâm kesmeyi biliyorduk. Ancak iş dille bir şeyler ifade etmeye gelince sus pus olduk. Başta da ben.
Ancak ilerleyen zaman hepimizin tutukluğunu çözmeye biraz daha yardımcı oldu diyebilirim. İlk önce hepimiz günlüklerimizi tanıttık. Daha sonra da başladık listedeki konulardan konuşmaya. Günün en çok tartışılan konusu “içerik hırsızlığı” konusuydu. Sanırım sonu gelmeyen kısır bir tartışma olsa gerek.
Toplantı boyunca pek konuşmamayı tercih ettim. Genelde yeni girdiğim ortamlarda konuşulanlardan çok konuşanlara dikkat etmeye çalışırım. Bende ne gibi bir intiba bıraktığı her şeyden çok önemlidir. Burada da onu yapmaya çalıştım. Anladım ki, hepimiz samimi bir şeylerin peşindeyiz. Hepimizin orada ortak bir derdi, ortak sevinçleri var. Ben nasıl Alexa‘da sitemin 50.000 sıra birden üstte çıktığında çocuklar gibi seviniyorsam, oradaki herkes de o şekilde seviniyormuş. Farklılık içinde birliğin ne olduğunu da öğrenmiş oldum. Read more »



son yorumlar