Niyetimde böyle bir yazı yazmak olmamasına rağmen son günlerde şu yazıya yazılan bazı yorumlar ve aldığım bazı e-postalara istinaden böyle bir yazıyı yazma gereği duydum. “Türkiye’de edebiyat mezunu olmak” başlıklı yazıda ben, her ne kadar yaşadıklarımı aktarıp, bu bölümü yeni kazanan öğrencilerimize yol göstermek istesem de maalesef birçok arkadaş bana, yazıyı okuduktan sonra bir karamsarlığa kapıldığını, üzüldüğünü, hattâ okulu bırakmak istediğini farklı şekillerde beyan ettiler. Ben de işte bu yazıda aslında durumun o kadar da vahim olmadığını ve birazcık emek neticesinde hayatımızın düzene girebileceğinden bahsetmek istiyorum. İşte böylesine iddialı bir başlığı da bu yüzden atmış bulunuyorum.
Bu yazı, edebiyat bölümüne yeni başlayan genç arkadaşlara rehber niteliğindedir. Hattâ sadece edebiyat bölümü değil, üniversitelerin birçok bölümüne yeni başlayan arkadaşlara rehber niteliğindedir. Bu yazıyı okuyan arkadaşlarımın, diğer yazıda olduğu gibi yorumları ile fikirlerini belirtmelerini istiyorum. Yorumlarda gözlerinizdeki umut ışığını birkez daha görmek istediğimi söylememe gerek yok sanırım.
Daha evvel de bahsettiğim gibi ben Kırıkkale Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden…
Tamamını oku |
9 ahkâm kesilmiş »
Çok iddialı bir başlık oldu sanırım.
Neyse, aslında yazıda anlatacaklarımı tam olarak ifade etmedi başlık ama daha uygun bir başlık da bulamadım maalesef. Uzun süre evvel yazdığım şu iki yazıya onlarca yorum geldi. Bu yorumlarda benim gözlemlediğim kadarıyla bizim üniversite mezunu arkadaşlar son sınıfa gelene kadar hangi sınav ne işe yarıyor, ALES nedir, KPSS nedir, KPDS nedir gibi soruların cevabını bilmiyor. Öğrenme gereği de duymuyor. Bu doğal bir şey. Ben istedim ki bana sağda solda yönlendirilen soruların cevabını buradan toplu halde vereyim ki herkesin bir işine yarasın. Gelecek kaygısı maalesef ülkemiz gençlerinin hepsinde var. Aynı meslekten onlarca mezun var ve bu mezunlar arkadaşlarınız dahi olsa gün geliyor sizin rakipleriniz oluyor. İşte bu sebeple siz kendinizi rakiplerinizden bir adım önde tutmak için onlardan fazla şeyler bilmeniz gerekiyor. Belki edebiyat, matematik gibi bölümler için değil (elbette önemlidir ama diğer bölümler kadar değil) ama, iktisat, işletme, kamu yönetimi gibi bölümler için İngilizce bilmek büyük…
Tamamını oku |
21 ahkâm kesilmiş »
Türkçenin belirli dönemlerinde yabancı dillerden biraz fazla kelime aldığını hepimiz biliyoruz sanırım. Osmanlı döneminde Arapçadan ve Farsçadan almışız, daha evvel Moğolcadan almışız, efendim Cumhuriyet döneminde Fransızcadan almışız, işte bugünlerde de İngilizceden alıyoruz.
Bir dilin başka bir dilden kelime alması ya da ona kelime vermesi beni pek korkutan bir olay değildir. Nitekim sürekli etkileşim içerisinde bulunan her millet birbirinden bırakın kelime almayı, kültür, örf ve adet de almışlardır. Bunlar gayet olağan şeyler gibi geliyor bana. Ha işin suyu çıkarılmamış mı, yer yer çıkarıldığı da olmuş.
Türkçemizde ilk Türkçeleştirme hareketleri 1932 yılında Atatürk‘ün önderliğini yaptığı dil devrimi ile başlıyor. Dilimizdeki Arapça ve Farsça kelimeler birer birer temizlenmeye çalışılıyor. Alfabemiz değiştiriliyor, halk yeni alfabeye alıştırılıyor vs. Dil devrimi konusunu daha başka bir konu altında detaylı bir şekilde incelemek gerekir. Ancak ben bu devrim sırasında yapılan bir yanlışlığın hâlen devam ettirildiğini düşünüyorum. Nedir o yanlış?
Tamamını oku |
2 ahkâm kesilmiş »