‘ankara’ kelimesi ile ilgili yazılara göz atıyorsunuz
türk blog yazarları ankara buluşmasından notlar
Nisan 14th, 2008 • sevgili günlük • 15 comments
Tags: abdullah karacabay, ahmet ayaz, ahmet eroğlu, ali bahşişoğlu, ali rıza babaoğlan, ankara, bahçeli cafe bistro, bahçelievler, barış ünver, bildirgec, blog ödülleri, burak özdemir, çağrı sümer, enver salih yaylacı, erdem çorapçıoğlu, erhan yakut, fatih arslan, ferhat çalışkan, hamdi yaman, ibrahim çınar, içerik hırsızlığı, kaan fakılı, mehmet fatih yıldız, mücahit yılmaz, murat hasdemir, mustafa türksavaş, ogün kekül, onur arslan, onur şendere, reşat diker, seo, serhat çulhalık, tby derneği, türk blog yazarları, uğur başcı, veysel semiz, wordpress

Aslında bu buluşmayı zaten buluşmaya katılan herkes günlüğüne not ediyor zaten, benim etmeme ne gerek var diye saçma bir kanı ile bu konuda pek bir şey yazmak istemiyordum. Ancak bugün bu konu ile ilgili bir şeyler yazan arkadaşlara bakarak ben de özendim ve buluşma ile ilgili bir şeyler yazmaya karar verdim.
Buluşma salonuna giderken kimseyi tanımıyor olmanın verdiği bir tedirginlik ile adımlarımı aheste bir şekilde atıyordum. Oraya gidecektim, hiç tanımadığım kişilerle tanışacak ve sanki kırk yıllık ahbap gibi sohbet edecek, fikir paylaşımında bulunacaktım. Biraz garip geliyordu bana. Salona ilk girdiğimde 15-20 kişilik bir ekibin dağınık bir şekilde oturduklarını gördüm. Merdivenin tam karşısında arkası dönük bir şekilde Barış oturuyordu. Onu hemen kabarık saçlarından tanıdım. Kendimi tanıttıktan sonra alelacele yaka kartımı da aldım ve yular gibi boynuma taktım. Daha sonra arkaplânda kalacak şekilde sohbeti dinlemeye koyuldum. Yaklaşık 15 dakika kadar dağınık şekilde oturduk. Daha sonra büyük iş adamlarının toplantı masaları gibi masaları yerleştirerek kendimize bir oturma plânı çıkarttık. Neyse yaklaşık 25 kişi idik.
Hepimiz günlüklerimizde ahkâm kesmeyi biliyorduk. Ancak iş dille bir şeyler ifade etmeye gelince sus pus olduk. Başta da ben.
Ancak ilerleyen zaman hepimizin tutukluğunu çözmeye biraz daha yardımcı oldu diyebilirim. İlk önce hepimiz günlüklerimizi tanıttık. Daha sonra da başladık listedeki konulardan konuşmaya. Günün en çok tartışılan konusu “içerik hırsızlığı” konusuydu. Sanırım sonu gelmeyen kısır bir tartışma olsa gerek.
Toplantı boyunca pek konuşmamayı tercih ettim. Genelde yeni girdiğim ortamlarda konuşulanlardan çok konuşanlara dikkat etmeye çalışırım. Bende ne gibi bir intiba bıraktığı her şeyden çok önemlidir. Burada da onu yapmaya çalıştım. Anladım ki, hepimiz samimi bir şeylerin peşindeyiz. Hepimizin orada ortak bir derdi, ortak sevinçleri var. Ben nasıl Alexa‘da sitemin 50.000 sıra birden üstte çıktığında çocuklar gibi seviniyorsam, oradaki herkes de o şekilde seviniyormuş. Farklılık içinde birliğin ne olduğunu da öğrenmiş oldum. Read more »
blog yazarları ankara buluşması (son 4 gün)
Nisan 8th, 2008 • kısa kısa • 1 comment
Tags: ankara, barış ünver, beyn, blog, blog yazarlığı, buluşma, gunce, günlük yazarlığı, türk blog yazarları
ankara 2. kitap fuarı
Mart 23rd, 2008 • sevgili günlük • 10 comments
Tags: ankara, eylül fuar, kitap, kitap fuarı, kitaplık
Kitap fuarlarını oldum olası sevmişimdir ben. Kitap almayacağım dahi varsa oraya gittim mi en az iki üç tane alır çıkarım. Saatlerce dolaşırım içeride. Hani şu kadınların alışveriş mağazasını gezme gibi hastalıkları vardır ya, benim de öyle kitap fuarlarını gezme gibi bir hastalığım vardır.
Hoş, özellikle gidip gezeyim gibi bir plân yapmam ama tesadüfen de olsa girdim mi günümü orada geçirmeye çabalarım.
Kitap fuarlarının en güzeli Kocatepe Camii’nde oluyor. Her yıl ramazan ayı boyunca hizmet veriyor kitapçılar camiinin yanında. Sadece kitap satılmıyor. Bir sürü hediyelik eşya falan da satılıyor. Hüsn-i hat yazan amcalar falan oluyor. Yazarların imza günleri oluyor. Read more »
türk blog yazarları - ankara buluşması
Mart 12th, 2008 • sevgili günlük • 1 comment
Tags: ankara, blog, gunce, gunluk, türk blog yazarları
Türkiye’nin nüfusunun çoğunluğu İstanbul‘da yaşıyor. Özellikle de internetle uğraşan nüfusun çoğunluğu. Bu nedenle internetten tanıştığınız kişilerin ( “chat” falan değil yanlış anlamayın:) ) çoğunluğunun İstanbul‘dan çıkması tahmin edersiniz ki bir tesadüf değil. Herhangi bir siteye üye olursunuz, o sitenin üyeleri ile zamanla kaynaşır ve buluşma düzenlersiniz. Bir bakarsınız ki buluşma İstanbul‘da, hevesiniz kursağınızda kalır, oturursunuz kıçınızın üstüne. İşte blog yazarlarının da buluşmaları, toplantıları genelde İstanbul‘da oluyor. Biz Ankaralılar maalesef buradan sadece buluşma günü ile ilgili yazılanları okumakla yetiniyoruz.
Neyse ki, Ankara‘dan da bir babayiğit, Ankara‘da oturan Türk Blog Yazarlarını bir araya getirmeye çalışıyor. Nicelik olarak çok fazla katılımcı olmasa da nitelik olarak ciddi katılım olacağa benziyor. Bunlardan bir tanesi de benim.
Neyse, sözü uzatmadan sizleri de bu buluşmaya davet etmek istiyoruz. Hepinizi bekleriz. Ayrıntılı bilgi aşağıda. Buluşmayı Facebook üzerinden takip etmek için şurayı tıklayınız.
Tarih: 12 Nisan 2008, Cumartesi
Saat: 14.00 - 16.00 arası
Yer: Seyir Cafe (yerini tam bilmiyorum, öğrenince eklerim.)
yağmuru beklerken
Mart 3rd, 2008 • denemeler, sevgili günlük • No comments
Tags: ankara, deneme, kaan fakılı, yağmuru beklerken
Yağmurlar hakkında gerekli gereksiz her şeyi bilen birisiyim. Kastetmek istediğim ne zaman yağacağı ve dineceği değil elbette. Müneccim değilim. Hiç de olmayı istemedim aslında. Ancak küçükken Kemal Sunal’ın romatizma olduğu filmi izlerken ben de yağmurun yağacağı zamanı tahmin etmek istemişimdir. Ancak hiçbir zaman yağmurun ne zaman yağacağını tahmin edemedim. Yağmurlar hakkında gerekli gereksiz her şeyi bilirim ben.
Yağmurlar hakkında gerekli gereksiz neler bilinebilir ki demeyin! Yağmurlar da insanlar gibidir. Bir dünyaları vardır. Kendi doğmalarının olduğu, kendi ölümlerinin olduğu, aşklarının, sevgilerinin, ayrılıklarının, mutluluklarının olduğu bir dünyaları vardır. Tıpkı bizim dünyamız gibi. Aradaki tek fark biz insanızdır, onlar ise yağmur.
Sabahları camlarımızı açtığımızda yağmurun yağışını görürüz bazen. Birçoğuna bir şey ifade etmeyecektir bu. İfade etmesi için yağmur olmak gerekir. Ya da yağmurdan olmak gerekir. O gökten yere ince süzülüşüne anlam verebilmek için ya yağmur olmak gerekir ya da yağmurdan olmak gerekir. Onun geldiği yeri, gittiği yeri bilmek gerekir. Gözlerimizin alabildiği mesafe kadar gökyüzünden gelmez yağmur. Onun da kendine göre bir hayatı vardır. Evveli vardır. Sonra toprağa karışıyor, bitiyor dememek gerekir. Ahiri de vardır yağmurların. Read more »




son yorumlar