MHP’nin türban konusunda AKP’ye destek vereceğini söylemesi üzerine -beklendiği gibi- türban tartışmaları aldı başını gitti. Birçok gazetede yayınlanan ve televizyonda gösterilen türban karşıtı haberler ile sunî bir gündem yaratılarak kamuoyunun dikkatini ve tepkisini çekmeye çalışıyorlar. Türban konusu ne zaman gündeme geldiyse bir şekilde tartışılıyor ve rafa kaldırılıyor. Değişen ise sadece her tartışmanın biraz daha büyümesi oluyor.
Son türban tartışmalarının ardından olay iyice patlak verdi ve Diyanet İşleriBaşkanı ile Yargıtay Başsavcısı da tartışmaların içine girdi.
Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu başörtüsünün dini bir gereklilik olduğunu söyledi ve ardından şu açıklamayı yaptı:
“14 asırdan bu yana İslam dünyasında kadınlar başlarını dini gereklilik olduğu için örterler. Bu herkesin görmesi gereken bir realitedir. Bu konunun dini boyutu. Tabii Müslüman olmanın ön şartı dinin gereklerini yerine getirmek değildir. Başörtü dini gerekliliktir ama insanların kendi dinlerini gereklerini yerine getirip getirmemeleri kendi iradelerindedir. Siyasetçiler bu konuyu özgürlük alanı olarak görürler ya da bu konuda kısıtlama getirirler o onların bileceği işlerdir.”
Diyanet İşlerini pek sevmememe rağmen bu açıklamadan sonra kanım kaynadı doğrusu kendisine. Gerçekten net bir açıklamada bulunmuş. Yani medyadan kimsenin laflarını alıp oraya buraya çekiştiremeyeceği cinsten. Başörtüsü takmak İslâm’ın emridir demiş. bundan daha ötesi yok ki… Bu açıklamayı İslâmiyet hakkında en ufak bir bilgisi dahi olmayan fakat yine de “eskiden ninelerimiz böyle takmazdı, eskiden böyle olmazdı, İslâm’da bu yok vs.” gibi yorumlardan kaçınmayan cahil cühela kesime okutmak gerekiyor.
Bardakoğlu’nun yorumu bir yana dursun Yargıtay Başsavcısı Yalçınkaya da şöyle bir açıklamada bulunmuş:
Dil, ırk, din ve mezhep ayrımı yaratmak bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak amacını güdemeyecekleri, bölge, ırk, belli kişi, aile, zümre veya cemaat, din, mezhep veya tarikat esaslarına dayanamayacakları, diğer halde demokratik devlet düzeninin korunmasının olanaksız olacağı,…, … Anayasa’da yer alan hak ve hürriyetlerin devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamayacağı, Anayasa ve yasalarda hüküm altına alınmış, ayrıca yaptırımları gösterilmiştir.
Şu açıklamadan sonra benim de moralim bozuldu doğrusu. Türban yasağının kaldırılması ile ilgili bir moral bozukluğu değil bu. Bu adamın çıkıp alenen hükümeti ve Mhp’yi tehdit etmesi idi benim moralimi bozan. Düpedüz tehdittir bu! Tıpkı bu geçen sene nisan ayı sıralarında YÖK Başkanının çıkıp 357 kişi ile Cumhurbaşkanı seçilmez gibi bir açıklama yapmasına benziyor.
Türkiye’de bazı durumlar çekilemediğinde nedense hemen birileri çıkıyor ve tehditvâri konuşuyor. Olay da orada kapanıyor doğrusu. Bakalım bu türban yasağının kalkması olayı nereye kadar devam edecek. Ama ben inanıyorum ki er ya da geç bu yasak kalkacaktır. Hem de öyle yıllar sonra değil, birkaç ay içinde çözülecek… Ha ondan sonra tartışmalar bitecek mi, tabiî ki hayır. Hattâ daha da alevlenecektir bu tartışmalar.
Bize düşen ise fikrimizi savunabildiğimiz her yerde onu savunmak olacaktır. Ama “asmalı, kesmeli” yazılar yerine daha üsturuplu daha mantıklı ve daha hoşgörülü yazılar yazmak, söylevlerde bulunmak gerekli. Çünkü biz onların (Onlar burada bir “öteki” kavramı olarak algılanmasın. Yine bizim vatandaşımız olan ama türbana karşı çıkan hattâ türban takanları aşağılayan kesim olarak algılansın lütfen) silahı olan hakaret ve aşağılama silahı ile savaşmamalıyız ki onlardan bir farkımız olsun.

diyeceklerim var, ben de ahkâm kesmek istiyorum
Bağlantılar
saç ekimi, estetik , Kartuş Dolum Seti , vajinismus tedavisi , telefon dinleme, kısırlık tedavisi, moliva, Acı Meksika Biber Kapsülü Resmi Satış Sitesidir.