Kaan Fakılı
  • anasayfa
  • kim bu kaan?
  • ziyaretçi defteri
  • muntazaman
  • bana ulaşın

kim bu kaan?

80 ihtilalinden altı yıl sonra bir zemheri ayının onuncu günü dünyaya gelmişim. Doğumumun sıradan bir hadise olduğunu daha o zaman anlamışlar.  Vaktiyle tüm Türkiye’nin çektiği yokluğu, yoksulluğu görmüş; okumamış bir ananın ve okumamış bir babanın beşinci erkek çocuğu olarak Anadolu’nun herhangi bir ilinin herhangi bir köyünde dünyaya gelmişim. Belki diğer erkek çocuklarından tek farkım anne sütü ile biraz daha uzun süre beslenmem olmuştur. Zira bunun da belirginliğini bir ömür üzerimden atabilmiş değilim. Gürbüz bir oğlan (yazın bunu aşağıda lazım olacak).

İki yaşımda Ankara’ya göç etmişiz, akabinde de büyükşehir macerası… Hep anlattığım o küçük yerde yetişmiş olmanın verdiği mahcubiyeti, kendi kendine yeterliği hiçbir zaman taşıyamadım o yüzden. Büyükşehir insanının yaşadığı o doymama hissi, yetmeme hissi bu yaşıma kadar hep sırtımda bir kambur oldu.

Gürbüzdüm demiştim. 6 yaşımdayken boydan ve kilodan tuttuğum için ilkokula seve seve kabul etmişler beni. Hoş,  eğitim hayatım boyunca hep benden bir yaş büyük sınıf arkadaşlarım oldu ve ben hep bu mahcubiyeti hissettim ama üniversite bittikten sonraki atanamama dönemi bu aradaki yaş farkını tolere etti ve eşitlendik diyelim.

İlkokulun ilk senesini Ankara, Keçiören’deki Bağlarbaşı İlkokulu‘nda okudum. İkinci seneden ortaokul son sınıfa kadar Tarhuncu Ahmet Paşa İlköğretim Okulu‘nda okudum. İlk ve ortaokul kariyerim boyunca yoksul bir ailede yetişmenin verdiği sessiz, içine kapanık, mahçup eda ve biraz da olsa ders başarım karneme daima teşekkür – taktir olarak yansıdı. Tâ ki ergenliğin verdiği o bohem döneme geçene kadar.

Ergenliğimi yine Keçiören’deki Fatih Sultan Mehmet Lisesi’nde geçirdim. Geçirdim deyişim Türkçeyi iyi bildiğimi düşünmemdendir. Zira okudum diyemiyorum çünkü pek parlak bir lise eğitimi hayatım olmadı. Onun yerine gittik, geldik diyelim.

Liseden mezun olduktan sonra babadan miras kalacak bir şeylerin olmaması, baba mesleği dediğimiz bir meslekten söz edilmemesi bizi üniversite sınavına yöneltti. Çünkü tek çıkar yolum buydu.

Dershaneye giderken yazdığım ufak bir öyküden dolayı edebiyat bölümünü istemiş, oraya gidip şiirler, hikâyeler yazacağımı hayal etmiş ve düşmüştüm Kırıkkale Üniversitesi’nin yollarına. Yazdık mı, yazmadık. Yazmamak bir yana bendeki bu hayal kırıklığı ve bir yandan da okurken çalışmak düşüncesi Benjamin Button gibi hep geriye götürdü beni. Sonuç: 2007’de bütün arkadaşlar mezun olurken ben 2008’in dönem ortasında mezun oldum. Oldum mu, oldum.

2007’nin Haziran’ından 2010’un Aralık ayına kadar yaptığım şeyler o kadar karışık ki. Hep aynı anda birkaç farklı şeyle ilgilendiğim için ve zamanı birçok şeye dağıttığım için bir kronoloji bile yapamıyorum. Ama yine de kısaca özetlemek gerekirse bir dönem bilgisayar işleri, bir dönem ücretli öğretmenlik, bir dönem KPSS kursu, tezli yüksek lisans ve bir dönem de Elazığ Fırat Üniversitesi’nde pedagojik formasyon eğitimi.

2009 ‘u ve 2010’u KPSS hazırlıkları ile ve Elazığ Fırat Üniversitesi’nde formasyon eğitimi alarak geçirdikten sonra hayatım her anlamda daha güzel bir seyre girdi.

Nitekim 2010 Aralık ayı itibariyle Gerede Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi’ne  Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak atandım ve halen bu okulda görev yapmaktayım. Bir yandan da Kırıkkale Üniversitesi, Yeni Türk Edebiyatı anabilim dalında tezli yüksek lisans yapmaktayım ve boş kaldıkça tez hazırlamaktayım.

Yazar, nişanlı ve hiç çocuk babasıdır.

yorumlara abone ol   
atıf  

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
   28 Ocak 2008, 22:41
 
 bugün 0 kez, toplam 0 kez okundu



Bu sayfa yoruma kapalıdır.

© Kaan Fakılı