son zamanlarda eskiye bir özlem duyduğumu sık sık dile getiriyordum. özlemlerimin sadece bana ait değil de benim yaşıtım olan herkeste olduğunu görünce bunun bir tesadüf olmadığını gördüm. aslında buna dair söylenecek onca şey var ki… neden özlediğimiz, eskinin neden tatlı olduğu vs. vs. oysa şimdi tek söylemek istediğim, bizim çocuklarımızın bizim tattığımız çocukluğu tadamayacakları, bizim gibi özlemlerinin olmayacağı beni çok üzüyor. o ufak ekrana kendilerini hapsedip etrafındaki hiçbir şeyi göremeyecek olmaları…
80′lerin sonunda ve 90′ların başında çocuk olmakla nelere şahit olduk acaba? neleri özümsedik ve neleri daha dün gibi hatırlıyoruz… isterseniz sıralayalım hepsini ne dersiniz?
iki bisküvi arası lokum

sanırım 90′lara dair en çok hatırladığımız şey bu olsa gerek. camiilerde mevlütlerden sonra kapıya bir tezgah atılır ve amcalar iki bisküvi, yanında da bir lokum vererek “allah kabul etsin amca.” demenizi beklerdi. onlar için bu sözü duymak ne kadar önemli ve anlamlıysa bizim için de lokum ve bisküvi o kadar önemliydi. hiç vakit kaybetmeden iki bisküvinin arasına o “en ucuz” lokumları koyar ve bisküvileri kırmadan yeme sanatını icra ederdik. lokumlar ara ara dişinize yapışır, ara ara da lokumun pudra şekeri üzerinize dökülür, sizi “leke”lerdi. a bu lokum ve bisküvilerin yanında verilen gül suyunu da ihmal etmeyelim. o buzdolabından yeni çıkmış soğukluğu ile içinizi, gönlünüzü ferahlatırdı.
yerken “yusuf” diyemediğimiz leblebi tozu

5…’le başlayan bir paraya satıldığını hatırlıyorum. 500 lira mıydı, 5 lira mıydı, 500 kuruş muydu onu tam hatırlayamıyorum. ama okul önlerinde ya da mahalle bakkallarında ufak bir pakete konulmuş bir şekilde satılırdı. yanında da bir kamış. kaşıkla yemezdik, kamışla çekerdik onu. ve eğer dikkatli çekemezsek genzimize kaçar “ölüm”le burun buruna da gelebilirdik. ne olursa olsundu, leblebi tozu yemek bir başkaydı benim için.
boyna asılan alıç

yine okul önlerinde satılan alıç’ı boynumuza asıl yemek bizim için büyük bir zevkti. zevkimizi baltalayan tek şey, arkadaşımızın alıçımızdan kopararak almasıydı. buna tepki olarak “ooolum adam gibi iste verim la, kopuyo böyle.” derdik sadece. sonra kaldığımız yerden, elimizde beslenme ya da resim dosyası, sırtımızda çanta, ağır aksak adımlarla dönerdik eve.
nooooohut, nohut

mahalle aralarında bir el arabası ya da ona benzeyen bir araçla satılan bu nohutları görünce hemen “anneeee, anne gııı, bana nohut al gııı.” derdik büyük bir seviçle. ve o nohutu yedikten sonra dudaklarımız tuzdan kavrulurdu. bir de ellerimiz tozla karışık tuza bulanırdı. parmaklarımızı birbirine değdirmek çok zevkli olurdu.
… üzerine dantel

belki hâlâ evlerimizde olan bu danteller, işlemeler o zamanın vazgeçilmez örtüsüydü. hangi akla hizmet serildiğini henüz bile anlayamadığım bu danteller olur olmadık, açık olan her yeri kapatırdı. telefon, televizyon gibi açıkta kalan her şeyi…

5 ahkâm kesilmiş, ilkin okuyayım, sonra ben de yazarım bir şeyler
19 Kasım 2009, 02:20
Bende o yılların çocuklarından biri olmaktan dolayı çok mutluyum ve yeni nesil için cidden çok üzülüyorum..Boyuna asılan alıçları görünce bir garip oldu içim..Çok da duygulandım..Beni birkaç dakikalığına da olsa çocukluğuma geri götürdüğün için teşekkür ederim…
23 Kasım 2009, 05:18
Hocam 90′lara az çok yetiştim hocam iyi ki yetişmişim.
25 Kasım 2009, 21:38
kaann…naptın:(((çok güzeldi ya o günler…bi de trophy çikolata vardı,hindistancevizli..bilenler bilir:)leblebi tozu değil ama bisküvi arası lokumdan vazgeçemedim ben;)
25 Kasım 2009, 23:00
nagehan, bilmem mi o çikolataları. bizim zamanımızın vazgeçilmezlerindendir.
26 Kasım 2009, 21:17
evet ya lokum ve nohut hala seviyom ki ben bunları
alıçıda babam torba torba getirirdi dağa avlanmaya gittiğinde, hey gidi